Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: HZ. PEYGAMBERE SALAT VE SELAM GETİRMENİN ÖNEMİ  (Okunma Sayısı 2735 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
okumuş
Ziyaretçi
« : Eylül 19, 2008, 10:53:54 ÖÖ »



    HZ. PEYGAMBERE SALAT VE SELAM GETİRMENİN ÖNEMİ

    Sevgili Peygamberimize, mübarek adı anılınca her inanan kişi salat ve selam getirir. Ancak mırıldandığı bu kelimeler ruhunun derinliklerine ne kadar etki etmektedir? Bu kutsal ifadeler, o insanın iliklerine kadar işleyip, bütün canı-ruhu ile erişilmez anlamlar yakalayabilmesine sebep olmakta mıdır? Yoksa ağızdan çıkanı kulak duymamacasına hissetmeden, kalbi çarpmadan ruhsuz bir salat ve selam ediş mi bu?

    İşte Sevgili Peygamberimiz Efendimize salat ve selam getirmenin anlamını yakalayabilmek için önce bu görevle sorumlu tutulan "insan"ın, Kur'an önündeki konumundan bir nebze bahsetmek istiyoruz.

    İnsan adını alan varlık, çeşitli durumlar içinde yaşar. Bu durumlar, insanı hayatın realitesi ile karşı karşıya getirir, hatta onun içine sürükler. İnsan, yaşamını sürdürmek için bu durumları idealleştirmek, yani onlara bir anlam vermek, onlarda bir değer görmek zorundadır.

    İnsan, içinde yaşadığı durumlara bir anlam veremediği, onlarda bir değer göremediği zaman onun yapıp-etmeleri sona erer; o artık yaşayamaz. Tek insan, yani fert bu tür durumların içine gireceği gibi, uluslar da bu tür durumların, çıkmazların içine girebilirler. İnsanın bu durumlardan sıyrılabilmesi, onlarla başa çıkması, ancak insanda kendisini yapıp-etmelerine verebilecek bir gücün bulunmasına bağlıdır.

    Bu güç imandır. Eğer insan, inanan bir varlık olmasaydı, o zaman onun gerçek durumu nasıl olacaktı? İnanmayan bir varlık yapıp etmelerine nasıl anlam verebilir, nasıl bir değer görebilirdi? Nasıl kendisini yapıp-etmelerine verebilirdi; nasıl kendisini eğitebilirdi? Bu sebeple iman-inanma, insanın temel varlık şartıdır.

    O halde Kur'an'ın insanı, şu üç ayrılmaz unsurun bütünüdür:

    - İnanan varlık,

    - İbadet eden varlık,

    - Ahlakî değerleri kişiliğinde ve tarihte oluşturan varlık.

    Kur'an'ın insanı, Kur'an'ın mü'mini olabilmek ve bu üç unsuru yaşama aktarabilmek için "bilgi"ye ihtiyaç vardır. Yaşamakta bulunduğumuz çağa bu açıdan, yani bilgi açısından baktığımızda "bilgi"nin gücünün ve ürünlerinin derinliğine hissedildiği görülecektir. Bir düşünürün dediği gibi: "Yüzyılımız, insanlık tarihinin tam ortasından geçen bir kuşak gibidir. Doğduğumuzdan bu yana olup bitenler, doğduğumuz güne kadar olup bitenlere neredeyse eşittir." Hızla gelişen ve değişen bilgi, "yaşam boyu eğitimi" bir zorunluluk haline getirmiştir.

    Burada Kur'an'ın ilk inen ayetinin "Oku, yaradan rabbinin ismiyle oku!" (Alak 1)  olduğunu hemen hatırlamalıyız. Tamamıyla insan'ı anlatan ve insanî olanı tespit eden bu ayet, müslümana, yaşam boyu eğitimi zorunlu kılmaktadır. Bu ayet-i kerimeye Kur'anî bütünlük bağlamında yaklaşınca "okumak"tan amacın olan varlık/olgun varlık olduğunu görmekteyiz. Yani Kur'an, günümüzdeki "bilmek, bilmek için" yaklaşımını kabul etmez. Çünkü bilmek, bilmek için olursa insanın gayesi önemli olan varlık olmak olur. Halbuki Kur'an, insanı, önemli varlık olarak değil, değerli olan varlık olarak görmek ister. Yani Kur'an'ın mü'mininin bilgisi hayata aktarılan, yaşama etki eden, hayata dönük olan ve beşikten-mezara sürecinde yaşam boyu eğitimle kazanılmış bilgidir. Yoksa teorik olan ve hayattan soyutlanmış bilgi, lüks için bilgi,  bilgi değildir.

    “Eğer takva sahibi olursanız mualliminiz olur.” (Bakara 282)

    “Rabbim! İlmimi artır, de.” (Taha 114) ayetleri ve bu konudaki diğer birçok ayet de bu bağlamda anlaşılmalıdır.

    Yaşam boyu eğitimin günümüz açısından temel sorunu, "nitelikli bir öğretim-nitelikli bir eğitim" için "bilgi ve bunun aktarılması yöntemi"ni bulmakta yatmaktadır.

    Nitelikli öğretim-eğitim, temelinde "anlama"nın olduğu bilginin kazandırılması ile mümkün olabilir. Bilginin aktarılmasında "anahtar kavramların ve temel yapıların kazandırılması" ön plana çıkarılmalıdır.

    Bunun sonunda "anlama"ya (yani bilgiyi yapılaştırmayı ve bilgi parçalarının birbirine nasıl bağlanacağını gösteren bir araç olarak anlamaya) dayanarak kazanılan bilginin temellendirilmesi (ezberlenmesi değil), açıklanabilmesi, yeni bilgiler üretilmesi mümkün olabilir. Yani insanın bizzat îmâl-i fikir ederek ulaştığı, kendine mâlettiği, sorgulamayla kendinin kıldığı, kendine dayanarak kabul ettiği bilgi olacaktır.

    İşte bir Kur'an ayetine, konumuza temel teşkil eden ve Peygamber Efendimize salat ve selam getirme içeren ayete bu öğretim-eğitim anlayışı bağlamında bakmamızın salat ve selamın anlamını yakalamağa götüreceğini düşünüyoruz.

    Şimdi bu ayet-i kerimeyi inceleyelim. Cenab-ı Hak buyuruyor ki

    "Muhakkak ki ve melekleri Peygambere hep salat ile takrim ederler. Ey iman edenler! Haydin O’na teslimiyetle (cânu gönülden) salat ve selam getirin." (Ahzab, 56)

    Öncelikle bu ayetteki anahtar kavramların üzerinde durmak gerekiyor. Bu anahtar kavramlar iyi kavranırsa ayetin mesajı anlaşılmış olur. Temelinde "anlama" olan bilgi pratiğe kolay aktarılır.

     

    SALÂT KAVRAMI

    Bu kelime sözlükte dua ve tazim (büyütme, hürmet ve ikram etme) anlamlarındadır.

    Terim olarak namaz ibadetini ifade eder.

    Ahzab suresinde 43. ayette "Hem 'ın hem meleklerinin mü'minler üzerine salat yağdırdığından" söz edilmektedir.

    Buradaki anlam yukarıdaki, ayette gelen anlam ile aynıdır. Dolayısıyla bu iki ayette salat kelimesi şu anlamları ifade etmektedir:

    ’tan: Rahmet, övgü, yüceltme;

    Meleklerden: İstiğfar, övgü ve yüceltme nimetini kulları için niyaz etmeleri;

    Mü'minlerden: Dua, sevgi, övgü. Burada aynı fiil, yani salat etme eylemi ve meleklerine isnad edilmiştir. Bu sebeple bu kelime rahmet ve istiğfarı kapsayan bir hususi inayet ('ın insan için hayır getirici, kurtarıcı, esirgeyici lütfu) anlamını ifade eder.

    Hz. Peygamber'e salat etmek ise biz inananlar açısından şu manaları içerir:

    - Onu sevmek ,

    - Onu yüceltmek, övmek

    - Onun için dua etmek.

     

    SELÂM KAVRAMI

    Bu kelime sözlükte selam, selamlama, selamet, kurtuluş anlamlarındadır.

    Kur'an'da "selam" dünyevî kurtuluş ve selamete (barışa, barışıklığa) olduğu gibi ebedî kurtuluş ve selamete de delalet eder. Bunun için Cennete "Daru's-Selam" = "Selamet evi, barış konağı, barışıklık yeri" denilmiştir. Bununla beraber, selam kelimesi, Kur'an'da ekseriya selamlama ibaresi olarak kullanılmıştır.

    "Orada ne bir boş laf ve ne de günaha sokacak bir şey işitmezler. Ancak "selam, selam"dan ibaret bir söz işitirler." (Vakıa 25-26) (Mutluluğa ermiş olanlara Cennette veya buraya girerken söylenilen kelime.)

    Müslümanlar arasında "selam" kelimesi ile selamlama, İslamî bir kurum olarak İslamiyetin ilk günlerinden bugüne kadar gelmiştir.

    En'am 54'te Hz. Peygamber'e şu şekilde hitab edilir:

    "Ayetlerimize inananlar sana gelince onlara de ki: Selamün aleyküm(selam size)!"

    Nisa 88'de:

    "Size selam verilince, buna daha güzel bir karşılık ile selam veriniz veya onu tekrar ediniz. " buyurulmuştur ve selam getirmenin anlamını iyice bilmek, öğrenmek çok önemli bir meseledir. Yoksa alışkanlık yapar ve yapmıştır da. Olağanüstü olan, sıradanlığa indirgenmiştir.

    l. Meşrutiyet yıllarından sonra, Avrupa'da bazı müzakerelerde bulunmakta olan bir Türk heyetine bir Avrupalı; "Sizin istiklal marşınız var mı?" diye sormuş. O zaman Fransa, Almanya gibi bazı Avrupa devletinin marşları mevcut. Türk delegasyonundan biri "Bizim de istiklal marşımız var" demiş. "Söyleyin de dinleyelim" teklifi üzerine heyet üyeleri hep birlikte ltri'nin ünlü bestesini söylemişler. Bittiğinde Avrupalı ev sahipleri, "En güzel istiklal marşı sizinki imiş..." demişler.

    Cuma günleri güzel sesli müezzinlerce, kalbinin ve ruhunun ta içlerinden gelen bir nâme ile minarelerden okuyacakları salat ve selam elbette akıl almaz dünya sarhoşluğuna dalmış insanı, bizleri uyandıracaktır, uyandırmalıdır. Salat ve selamın anlamı bizi kendimize getirmelidir.

    Netice itibariyle selam sözcüğü Hz. Peygamber Efendimizle ilgili olarak şu anlamı ifade eder: O’na dua edin. Tüm kalbiniz ve ruhunuzla O’nunla işbirliği içinde olun, O’nun örnek-önder kişiliğine teslim olun. Tebliğ ettiklerine karşı çıkmaktan sakının ve bu ilkelere samimiyetle uyun.

    Kavramları tartıştıktan ve ne anlamlar ifade ettiklerini sunduktan sonra tekrar ayet-i kerimeye dönüyoruz. Bu ayet bir bilgi, bir de emir içermektedir.

    - "BİLGİ"

    Hz. Peygamberin mele-i ala'daki mevkiidir. Cenab-ı Hakk'ın salatı, meleklerinin salatı O’nun faziletine, Rabbinin indindeki yüce makamına delalet etmektedir. Yüce , rahmet ve in'amiyle (lütuf); melekleri istiğfarları ve hizmetleriyle Peygamber'e daima tekrim (yüceltme, ululama) etmektedirler.

    -"EMİR"

    Salat ve selam getirmekle mü'minleri yükümlü tutmaktadır. Farz kılmıştır.

    “Sallallahu aleyhi ve sellem”

    “Es-selamu aleyke eyyühennebiyyü”

    “ümme salli alâ seyyidina Muhammed”

    “Es-salatü ves’selamu aleyke ya Rasulallah” gibi dualarla O’nun üzerine Cenab-ı Hakk'ın salavat, 'rahmet ve berekâtını niyaz etmeyi ve selam vererek tekrim etmeyi, hiç incitmeyerek O’nun önder kişiliğine teslim olmayı emir buyurmaktadır.

    Bu ayete gramer açısından bakarsak o bir isim cümlesidir. İsim cümlesi devamlılık, süreklilik ifade eder. O halde Yüce 'ın, sonra meleklerin Peygamber'e salat etmeleri ebediyete kadar devam edecektir, kesilmeyecektir.

    Öte yandan bu cümle son tarafı itibariyle bir fiil cümlesidir. Bu da Teala'nın ve meleklerinin ettikleri salatın kesintisiz ve sürekli yenilenerek her vakit devam ettiği anlamına gelir. Demek oluyor ki salat, sürekli ve kesintisiz bir eylem olarak algılanmalıdır.

    Sahabiler, ayet nazil olduğunda selam vermeyi biliyorlardı. Çünkü ilk muallim Hz. Peygamber teşehhüdde okunan,

    “Es-selamu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtüh” ibaresi ile onlara bunu öğretmişti. Fakat salat getirmeyi bilmiyorlardı. Hz. Peygamber yanlarına gelince:

    -Ya Rasulallah size nasıl selam vereceğimizi öğrendik, biliyoruz. Ama size nasıl salat getireceğimizi bilemedik? diye sordular. Hz. Peygamber:

     deyiniz." buyurdular.

    et-Tac İbnu's-Subki (771/1370) bu rivayete dayanarak salavatların en güzelinin bu olduğunu, çünkü Hz. Peygamber'in ilgili soruya bu şekilde cevap verdiği yorumunu yapar. Salat ve selamın anlamına, yani bu kelimelerin belirttiği, düşündürdüğü şeylere gelince:

    Bu ibadet farklı bir ibadet özelliğine sahiptir. Çünkü Cenab-ı Hak bu ayet ile Peygamberine salat etti. Sonra da meleklerine O’na salavat getirmelerini emretti. Bilahare mü'minlere salavat getirmeleri emrini verdi. O halde Yüce Yaradanımızın ve meleklerin yaptığı bir fiili biz aciz kullar neden ihmal ederiz, bilinmez.

    -Salavat getirmek Sevgili Peygamberimize olan şükran borcumuzu ifa etmek demektir. Çünkü O, mü'minler için, hatta bütün insanlar için büyük iyilikler yapmıştır. Üzerimizdeki haklarına bir nevi teşekkürle mukabele etme ve O’nu yüceltme imkanıdır. Bu ise Cenab-ı Hakk'ın bir lütfudur.

     Salavat getiren kişi birçok manevî hazlara gark olur, lezzetler duyar. Bu ise anlatılmaz, ancak bireyin kişisel tecrübesi ile elde edilir.

     

    SALAT VE SELAM GETİRMENİN FAZİLETLERİ

    Saymakla bitmez ve kalem onları yazmağa yetişemez

    “- Abdurrahman b. Avf (r.a.)'dan, o, Peygamberimizi dışarı çıktığında bir hurma bahçesine kadar izledi. Hz. Peygamber orada birden secdeye kapandı ve secde etmeyi çok uzatınca vefat ettiği endişesine kapıldı. Başına gelip dikkatle bakarken Hz. Peygamber başını secdeden kaldırdı ve ona: "Ne oldu ya Abdurrahman?" diye sordu. O da düşündüklerini aktardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Cibril (a.s.) bana dedi ki: azze ve celle hazretlerinin şu buyruğu ile seni müjdeleyeyim; Sana kim salat ederse, ben de ona salat ederim. Sonra kim selam getirirse ben de ona selam ederim". Bir rivayette Hz. Peygamber: " Teâlâ'ya şükran için secde ettim" buyurdu." (Ahmed b. Hanbel, Müsned)

    “- Teâlâ bana iki melek müvekkel kıldı. Ben bir müslimin yanında anıldım da bana salavat getirdi mi behemehal o iki melek ona “gaferallahu leke-Allah sana mağfiret etsin!” derler. Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevaben "amin" derler. Bir müslimin yanında zikrolundum da bana salavat getirmedi mi behemehal o iki melek " sana mağfiret etmesin" derler. Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevaben "amin" derler."(Ahmed b. Hanbel, Müsned)

    Salavat getirmekten kaçınanlar ise "cimri" olarak tanımlanmıştır. Ve bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur:

    "Burnu sürtülsün o adamın ki yanında ben zikrolunmuşumdur da bana salavat getirmemiştir."

    Müslüman insanın günlük zikirlerinin olması gerekir. Kur'an ve Hz. Peygamber mü'minleri teşvik edip durmaktadır. Hayatın bu hızlı akışı içerisinde insanın dünya sarhoşu olmasını, insanın kendisini unutmasını, fıtratından soyutlanmasını ancak zikir önleyebilir. Bu sürekli zikir yoluyla insanın kötüden kurtulması için, akılla kavranamayacak olan derin dînî düşünce ve inançlara kadar uzanması umulur. Bu tavır insana din-dünya bütünlüğünü yakalama fırsatı verir. O halde zikir nedir?

    Zikir, din ve dünyayı idrak etmektir. Devamlı uyanık olmak, bütün insanî yapıp-etmelerine vahiy ışığında yön vermektir. Ama asla sadece dil ile söylenen, okunan, fakat ruhun ürpermediği, kalbin hissetmediği ve bütün bedenin katılmadığı bir eylem değildir, olmamalıdır. İşte salat ve selam getirme bir zikir türü olarak bize bu anlamlan ilham ederse bir mânâsı olur.

    Salat ve selam Peygamber sevgisini artırır. Peygamber sevgisini tadan insan, insanlara sevgi ile yönelir. Yani Peygamber sevgisi bireye, "insan"ı sevmeyi, sevebilmeyi öğretir. Öyle ki bu sevgi insanın, insanlığın mutluluğu için kalbini çarptıran, onu canlandıran bir atılım yapmasına imkan veren bir umut kapısıdır. Çünkü bu bilince erişen mü'min için sevme eylemi, sevilme olarak algılanmaz. Yani o mü'min, nasıl sevilebileceğini, nasıl sevimli olabileceğini değil, nasıl sevebileceğini gaye edinmiştir. Yüce Peygamber'in şu ilkesini hayata aktarmaya çalışır:

    "Sizden hiçbiriniz iman etmedikçe Cennete giremeyeceksiniz. Sizler, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmayacaksınız."

    Salat ve selam bize "örnek insan"ı gösterir. Ona salat ve selam getirmek kelimelere hayat vermek demektir. Kelimeler ise bilgi ile hayat bulur. Bilgi de okumak ile elde edilebilir. O halde insan, Peygamberini tanımak için okumalıdır. Okudukça sevgisi artacaktır. Çünkü sevgi=bilgi+çabadır.

    Sevgiye erişmek isteyen kişinin kendini bilinçli olarak eğitmesi gerekir. Bu bilgilenme ve gayretler bize, o örnek insanın kişiliğinde dünya hayatında "önemli insan" olmaya değil, aksine "değerli insan" olma gayesine yönelmemiz hedefini gösterecektir.

    Böylece müslüman "bilgi ve bunun aktarılması yöntemi" olarak salat ve selama bakacak, Hz. Peygamberin şahsında nitelikli öğretim-eğitimin İslamî-insanî bir metodunu uygulamış olacaktır. Bunun yararı, müslümanın bildiklerini yaşayarak örnek kişilik olmağa çabalamadıkça ne fert planında ne aile planında ve ne de toplum olarak mutluluğu, huzuru ve refahı tadamayacağını idrak etmesi olacaktır. Bu tesbiti yaptığı anda dünya ve ahiret mutluluğunun sırrını da yakalamış demektir.

    Böyle bir hızlı yaşam akışında "Mevlid" soluklanmak için bir fırsat olsun. Mevlid-Kutlu Doğum bilinci, modern yaşama biçiminin kendi" kutsalını yaratmasına imkan vermesin.

    Cuma, Ramazan, Bayramlar, Kandiller ve Mevlid geldi diye sevinelim. Bu sevinç varoluş sırını anlamak için bir fırsattır. Çünkü bu kutsal zamanlar insanî olanı keşfettirmek içindir. İnsan, yanılır, günah işler, hata eder... Ama işte fırsat, temizlenme, arınma için, yani tevbe için kutsal zaman dilimleri... O nedenle "zaman değerlendirme" deyimi yanlıştır. Zaman bizi değerlendirmektedir. İnsanın gayesi zamanın kıymetini bilip "değerli insan" olmaya çabalamak olmalıdır.

    Mevlid-Kutlu Doğum:

    - Hayattan tad almak için bir fırsattır;

    - Dünya ile sağlıklı ilişkiler kurmak için bir fırsattır;

    - İnsanın bir yerlere sürüklenmeye karşı oluşudur;

    - Başkalarının istediklerini değil, 'ın istediklerini yapma arzusunu bütün kuvveti ile iliklerine kadar hissetme imkanını veren bir ilahî nimettir.

    Ve nihayet müslüman insanın, bütün bu sayılanları ve iman ettiği bütün ilkeleri kendi yaşamına aktarabilmesi, o insanın İslamiyetin nitelikli öğretim-eğitim ilkelerini hayata taşıması ve elle tutulur, gözle görülür somut bir hale getirmesi ile mümkün olduğu bilincinde olmasını ilham etmelidir. Bu da İslamiyetin anahtar kavramlarının ve temel yapılarının kazanılması, tüm topluma kazandırılması ile mümkün olabilecektir. Bu temele dayalı salat ve selam gibi bütün anahtar kavramların bilgisi, "anlama", "idrak etme" ve "bilincine erme" ile temellendirilmelidir.

    Haydin salat ve selam getirmeye!

    Haydin dinimizin hayat veren, verecek olan kavramlarını öğrenmeye!

    * Ankara Ünv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

    KAYNAKLAR

    - Alûsi, Mahmud (1270/1853), Ruhu'l-Maani. Daru İhyai't-Turasi'l-Arabi (Bulak baskısından ofset). Beyrut tarihsiz, XXII. c.

    - Büyükdüvenci, Sabri, Nitelikli Eğitim Sorunu. Din Öğretimi Dergisi, Mart-Nisan 1992 sayı: 33, s. 60-64.

    - Elmalılı, Hamdi Yazır (1942 İst.), Hak Dini Kur'an Dili, Eser Yay., İstanbul tarihsiz, VI. c.

    - Heımsoeth, Heinz (1975 Köln), lmmanuel Kant'ın Felsefesi, (çev. Takiyettin Mengüşoğlu), Remzi Kitabevi, İstanbul 1986.

    - İbn-i Kayyim, el-Cevziyye (751- 1350), el- Vabilu's-Sayyib mine'l- Kelimi't- Tayyib. (tah. Abdulkadir el-Arnevûd), Mektebetu Dari'l-Beyan, Beyrut 1399/1975, 2. baskı.

    - Köknel, Özcan, 2000'li Yıllarda Aile, Çocuk ve Genç, (21. yüzyıl Ansiklopedisi'nde makale), Milliyet Yay., İstanbul 1991.

    - İbn Manzur (711/1311), Lisanu'l-Arab (tah. Abdullah Ali el-Kebir; Muhammed Ahmed Hasbullah; Haşim Muhammed eş-Şazeli), Daru'l-Ma'rife, Kahire tarihsiz lll. ve IV. c.

    - Mengüşoğlu, Takiyettin (1984 İstanbul), İnsan Felsefesi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1988.

    - İslam Ansiklopedisi, M.E.B. Yay., İstanbul 1966, 1970, X. ve XI. c.

    - Mevdûdi (1978 Lahor), Tefhimu'l-Kur'an, İnsan Yay. İstanbul 1986, c:lV

    - Özcan, İsmail, İslam Ansiklopedisi, Milliyet yay., İstanbul 1991.

    - Pakalın, Mehmet Zeki (1972 İstanbul), Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M.E.B. Yay., İstanbul 1971, 2. Baskı, III. c.

    - er-Ragıbu'l-Isfehani (502/1108), el-Müfredat, (tah. Muhammed Seyyid el-Keylani), Daru'l-Ma'rife, Beyrut tarihsiz.

    - er-Razi, Muhammed b. Ebi Bekr (666/1267), Mesailu'r-Razi ve Ecvibetuha, (tah. İbrahim Utva Avad), el-Mektebetu'l-İlmiyye, Lahor 1980.

    - er-Razi, Fahreddin (606/1209), Mefatihu'I-Gayb. XXV. c.

    - Sahavî, Şemsuddin Muhammed b. Abdurrahman (902/1496), el-Kavlu'l-Bedi fi's-Salati ala'l-Habibi'ş-Şefi, el-Mektebetu'l-İlmiyye, Medine-i Münevvere, 1397/1977 3. baskı.

    - es-Semerkandi, Ebu'l-Leys (393/1004), Tenbihu'l-Gafilin, (çev. A. Akçiçek), Bedir Yay., İstanbul 1974.

    - Siracuddin, Abdullah, es-Salatu ala'n-Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Mektebu't-Turasi'l-İslamî, Haleb 1405/1984.

 
Logged
Sade
Hep Burda
*****

Karma: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3098



« Yanıtla #1 : Eylül 19, 2008, 12:43:36 ÖS »

 
Logged

okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Eylül 20, 2008, 10:21:26 ÖÖ »

HAZRETİ MUHAMMED (SAV)
 
 
Peygamberimiz (sav)'in Şemail-i Şerifi

Kitabın önceki bölümlerinde Peygamber Efendimiz (sav)'in Kuran ayetlerinde bildirilen ve tüm insanlar için örnek olan güzel ahlak özelliklerinden bahsedildi. Onun adaletli, şefkatli, merhametli, barışçı, uzlaşmacı, itidalli, sabırlı, tevekküllü, cesur, tevazulu ve kararlı karakteri çeşitli örneklerle incelendi.

Kuran ayetlerinin yanı sıra sahabelerden aktarılan açıklamalarda da Peygamberimiz (sav)'le ilgili pek çok bilgi verilmektedir. Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü, görenleri hayran bırakan heybeti (hürmetle beraber şiddetli heyecan hissini veren hali, azameti), sevdiği yiyecekler, giyimi ve gülüşü gibi pek çok detay İslam alimleri tarafından "şemail" kelimesiyle ifade edilir. Şemail kelimesi "şimal"den türemiştir. Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış ve tavır" gibi anlamlar taşır. Şemail kelimesi ilk başlarda daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve Peygamber Efendimiz (sav)'in nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime dönüşmüştür.

Rabbimizin alemlere üstün kıldığı bu seçkin kulunun karakterine ve görünüşüne dair aktarılan her bir detay, aynı zamanda onun üstün ahlakının da bir yansımasıdır. Peygamber Efendimiz (sav)'in şemailinin anlatıldığı bu bölümün hazırlanmasındaki amaç ise, onun çeşitli kaynaklarda aktarılan güzel özelliklerini inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarmaktır.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ

Peygamber Efendimiz (sav)'in Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar 'ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimiz (sav)'le aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara 'ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ GÖRÜNÜMÜ VE GÜZELLİĞİ

Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:

" Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi..."66

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

"Resulullah Efendimizin boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. Teni de ne duru beyaz, ne de koyu esmerdi. Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık idi. Kırk yaşına geldiğinde, Teala O'nu peygamber olarak gönderdi. Peygamber olduktan sonra, Mekke'de 10 sene, Medine'de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti. Bu fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel ak saç yoktu."67

"Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler."68


Hz. Ali (ra)'nin, Peygamber Efendimiz (sav)'in beden ve ahlak güzelliğini, davranış mükemmelliğini,
insanların ona duyduğu sevgi ve hürmeti anlattığı hilye-i şerif.

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı."69

Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

"… Resullullah Efendimizden daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı. İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de uzundu."70

 Sizin dostunuz (veliniz), ancak , O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir.
(Maide Suresi, 55)

O ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur.
(Haşr Suresi, 22)   
         
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor:

"Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'i anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:

"Peygamber Efendimiz (sav), ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. 'ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun."71

Hz. Hasan (ra) naklediyor:

"Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz (sav)'in rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.

Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti..."72

 Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte 'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.

(Nisa Suresi, 80)
   
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

"Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi."73

"Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi."74

" Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü… Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları genişti… Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı."75

 Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.'
işitendir, bilendir.

(Tevbe Suresi, 144)
   

Peygamber Efendimiz (sav)'in hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimiz(sav)'i tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:

"Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi."76

Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz (sav) olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi.

Peygamberİmİz (sav)'İn Şemaİlİ

Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimiz (sav)'in anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye" başlığı altında gerçekleşmiştir:

"… Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi.

Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi.

Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,

O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi. Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi…

Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi.

Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi.

Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.

Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi.

Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi)."77


Hz. Ali (ra)'nin, Peygamber Efendimiz (sav)'in üstün ahlakını, insanları hayran bırakan, güzelliğini,
davranışlarındaki kusursuzluğu anlattığı hikmetli sözlere yer veren bir başka hilye-i şerif.


PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)'İN NÜBÜVVET (PEYGAMBERLİK) MÜHRÜ

, Hz. Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun "peygamberlerin sonuncusu" (Ahzab Suresi, 40) olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir ve Kuran insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en son kitaptır. , Peygamber Efendimiz(sav)'in bu eşsiz özelliğini onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir.

İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz'in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü" ismi verilir. Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:

"… hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir. Zira Onun peygamberlik beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır. Peygamberimiz bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…"78 demiştir.

Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor:

"Ben Resulullah Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru idi."79

Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:

"Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in vasıflarını anlatırken, Resulullah'ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:

"Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü vardı. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi.80

Ebu Nadre (ra) anlatıyor:

"Ashabdan Ebu Said el-Hudri'ye Resulullah Efendimizin peygamberlik mührünün nasıl bir şey olduğunu sordum. Mübarek sırtlarında gül tomurcuğu gibi bir et parçası olduğunu söyledi."81

"İki küreği arasında peygamberlik mührü yer alıyordu. Bu mühür sağ omzuna daha yakındı."82

Muhammed b. Müsenna, Muhammed b. Hazm, Şu'be Simak (ra)'dan:

"Cabir İbn-i Semure'nin şöyle dediğini duydum: Resulullah (sav)'in sırtında mühür gördüm: güvercin yumurtası gibi idi."83

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SAÇI

Peygamber Efendimiz (sav)'in saçının uzunluğu ile ilgili farklı tarifler vardır. Tarifler arasında böyle bir farklılık olması ise doğaldır, çünkü bu bilgileri aktaranlar Peygamber Efendimiz (sav)'i farklı zamanlarda gördükleri için, saçının uzunluğu da farklı olmuş olabilir. Ancak bu tariflerden anlaşılan Peygamberimiz (sav) saçını en kısa kulağı hizasında, en fazla ise omuzlarına kadar uzatmıştır.

       
 
 

Şu halde 'a, O'nun Resûlü'ne ve indirdiğimiz nur (Kur'an)a iman edin. yaptıklarınızdan haberdardır.

(Tegabün Suresi, Cool

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

"Hazreti Peygamberin saçları, kulaklarının orta hizasına kadar uzamıştı."84

Hazreti Aişe (ra) validemiz anlatıyor:

"Resulullah'ın mübarek saçları, kulakları ile omuzları arasındaydı. 'ın selat ve selamı üzerine olsun."85

Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi. Omuzları da genişçeydi. Saçları ise, kulak yumuşaklarını değerdi."86

Ebu Talib'in kızı ümmü Hani (ra) anlatıyor:

"Resulullah Efendimiz Mekke'ye geldiklerinde evimizi teşrif etmişlerdi. Bu sırada mübarek başları dört belikli (örgülü) idi." 87

Ve bilin ki, 'ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak size imanı sevdirdi onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı. Ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır.

(Hucurat Suresi, 7)
   
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SAÇ VE SAKAL BAKIMI

Peygamber Efendimiz (sav) temizliğe çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına da önem vermişlerdir. Bazı kaynaklarda onun yanında daima tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir.88 Peygamberimiz (sav) ashabına da aynı tavsiyelerde bulunmuş ve "Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin"89 şeklinde buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav)'in saç ve sakalı ile ilgili diğer aktarılanlar şu şekildedir:

Hz. Adda İbn Halid'den (ra):

"Mübarek sakalı gayet güzeldi."90

Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor:

"Resul-i Ekrem (sas)… saçlarını tarayıp yağladığında…"91

Simak b. Harb (ra) aktarıyor:

"Cabir b. Semüre'den işittim. Ona, Hazreti Peygamberin saçlarının ağarma durumu sorulmuştu. O da: Mübarek başlarını yağladıkları zaman saçlarının akı gözle farkedilmez; fakat başlarına yağ sürmedikleri anlarda beyazları görünürdü"92 dedi.

Peygamberimiz (sav), dış görünümüne ve temizliğine verdiği önemle, müminlere güzel bir örnek olmuştur. Bir rivayette Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konudaki tavrı şöyle belirtilir:

"Bir gün Peygamber (sav) sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: ' kardeşlerinin yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini sever.'93

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)'İN GİYİM TARZI

Peygamberimiz (sav)'in giyimi hakkında da sahabeler pek çok detay aktarmışlardır. Bunun yanı sıra Peygamber Efendimiz (sav)'in müminlere nasıl giyinmeleri gerektiğiyle ilgili olarak tavsiyeleri de onun bu konuya verdiği önemi ortaya koymaktadır. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

" güzeldir, güzelliği sever, güzel giyinmek kibir değildir, kibir (mazhar olduğun nimeti kendinden bilip) hakkı reddetmek, halkı hakir görmektir."94

" güzeldir, güzeli sever ve kuluna verdiği nimetin eserini üzerinde görmekten hoşlanır."95

Peygamber Efendimiz (sav)'in torunu Hz. Hasan, onun giyim konusu hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:

"Peygamber Efendimiz (sav) bize elde ettiğinizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi."96

Bu konudaki Peygamberimiz (sav)'in bir başka hadisi de şu şekildedir:

"Ey müminler! Gönlünüzce yiyiniz, içiniz, giyininiz ve yolunda sarf ediniz. Ancak, israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız."97

Peygamber Efendimiz (sav) ashabından biri dış görünümüne önem vermediğinde veya bakımsız olduğunda onu da hemen uyarırdı. Bu konuya ait bir rivayeti Ebu'l Havas (ra), babasından şöyle nakletmektedir:

Üzerinde adi bir elbise olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yanına gelmiştim. Bana:

"Senin malın yok mu?" diye sordu.

"Evet var" cevabıma:

"Hangi çeşit maldan?" sorusunu yöneltti.

"Her çeşit maldan bana vermiştir" demem üzerine:

"Öyle ise Teala Hazretleri sana bir mal verdiği vakit 'ın verdiği bu nimetin eseri ve fazileti senin üzerinde görülmelidir" buyurdular.98

Buna benzer bir başka olayı ise Hz. Cabir (ra) şöyle aktarmıştır:

Resulullah aleyhissalatu vesselam, binek hayvanlarımızı güden bir adamımızı gördü. Üzerinde eskimiş iki parçalı giysi vardı.

"Onun bu eskilerden başka giyeceği yok mu?" diye buyurdular. "Evet var" dedim. "Çamaşır torbasında iki giysisi daha var. Ben onları giydirmiştim."

"Öyleyse çağır onu da, bunları giysin" diye emrettiler. (çağırdım, emr-i Nebeviyi söyledim.), o da onları giyindi. Geri gitmek üzere dönünce, Resulullah aleyhissalatu vesselam:

"Nesi var da bu yenileri giymiyor? Bu daha hoş değil mi?" diye buyurdular.99

Peygamberimiz (sav)'in giyim tarzı ile ilgili sahabelerin aktardığı bilgilerden bazıları ise şunlardır:

İbnu Abbas (ra) anlatıyor:

"Ben Resulullah aleyhissalatu vesselam üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm."100

Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz (sav)'in en çok sevdikleri elbise çeşidi, gömlek (kamis) idi."101

Ashabdan Kurre (ra) anlatıyor:

"Ben, biat eylemek üzere, Müzeyne kabilesinden bir grup insanla birlikte Resulullah Efendimizin huzurlarına çıktım. Peygamber Efendimiz (sav)'in gömleklerinin yakası düğmesiz olduğundan…"102
Logged
okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Eylül 20, 2008, 10:23:01 ÖÖ »

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz (sav), giydikleri elbiseler içerisinde, Hibere-i Yemani'yi çok severlerdi"103 (Hibere, Yemen'de dokunan pamuktan yapılan, kırmızı çubuklu yeşil bir kumaştır. Eskilerin "alaca" dedikleri desenli kumaşlar için kullanılan bir tabirdir. Bu da kumaşın düz değil desenli olduğunu ve birkaç renkten oluştuğunu gösterir.)

El-Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

"Kırmızı desenli elbisenin, Peygamber Efendimiz (sav) kadar bir başkasına yakıştığını görmedim. Bu kıyafetle Resulullah (sav)'ı gördüğümde, mübarek saçları, omuzlarına değecek kadar sarkmıştı."104

Semüre b. Cündüb (ra) rivayet ediyor:

"Hazreti Peygamber: "Beyaz elbise giyiniz. Zira o, son derece temiz ve hoştur" buyurmuşlardır"105

Hz. Aişe (ra) anlatıyor:

"Resulullah Efendimiz, bir sabah vakti, üstlerinde siyah yünden dokunmuş bir izar (peştemal, futa, göğüsten aşağı örtülen elbiseler) olduğu halde, evlerinden dışarı çıkmışlardı."106


PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ KIYAFETLERİ

Eşa's b. Süleyn (ra) anlatıyor:

"Bana halam anlattı. Ona da amcası anlatmış. Halamın amcası demişti ki: Bir gün Medine sokaklarında izarımı sürüyerek yürüyordum. Bu sırada arkamdan bir ses işittim: "İzarını yukarı kaldır. Zira izarın yerde sürünmemesi, onun daha temiz kalmasını ve uzun müddet dayanmasını sağlar" diyordu. Arkama dönüp baktığımda bu sözleri söyleyenin Resulullah Efendimiz olduğunu gördüm."107

Seleme b. El-Ekva'dan (ra):

"Hz. Osman, uzunluğu bacaklarının yarısına kadar ulaşan bir izar giyer ve "Arkadaşımın (sahibi), yani Resulullah (sav)'ın izarları da aynen böyleydi" derdi.108


PEYGAMBER EFENDİMİZİN YÜZÜĞÜ VE MÜHRÜ

Peygamberimizin mührü, Topkapı Sarayı'nda bulunmaktadır.

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz (sav)'in Mühr-i Şerifleri (şerefli, mübarek mühür) gümüşten yapılmıştı. Kaşı ise Habeş taşındandı.

Resulullah Efendimiz (sav) yabancı devlet reislerine mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu.

"Peygamber Efendimiz (sav)'in parmağındaki yüzüğün parıltısı hala gözümün önünde duruyor".

"Peygamber Efendimiz (sav)'in Mühr-i Şeriflerinin kaşına, üç satır halinde, "Muhammed Resulullah" ibaresi kazınmıştı. Birinci satırda "Muhammed", ikinci satırda "Resul", üçüncü satırda da "" kelimeleri yer alıyordu."109

PEYGAMBER EFENDİMİZİN YÜRÜYÜŞ ŞEKLİ

Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

"Ben Resulullah Efendimizden daha güzel birisini görmedim; sanki güneş, onun mübarek yüzünde devrediyor gibiydi. Peygamber Efendimiz (sav)'den daha hızlı yürüyen birisini de görmedim; yürürken adeta yeryüzü ayakları altında dürülürdü. Bizler, arkalarından giderken, geri kalmamak için büyük çaba harcardık."110

Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra), "Dedem Hz. Ali, Resulullah Efendimizi tanıtırken şöyle derdi: "Resulullah Efendimiz, yürürken, adeta yokuş aşağı inercesine, ayaklarını sertçe kaldırırlardı"111 diyerek, Peygamberimiz (sav)'in rahat bir yürüyüşü olduğunu belirtmiştir.

Hz. Yezid İbni Mirsad (ra) ise şöyle demiştir:

"Yürüdüğü zaman vakarlı fakat hızlı giderdi. Yanındakiler ona yetişemezdi."112

Hz. Ebu Atabe (ra)'den:

"Yürürken kuvvetli adımlarla yürürdü."113

"… Yürürken, ayaklarını yerden biraz kaldırıp önlerine hafif eğilerek yürürlerdi. Ayaklarını ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yere sert vurmazlar; adımlarını uzun ve seri atmakla birlikte sukunet ve vekar üzere yürürlerdi. Yürürken, sanki meyilli ve engebeli bir yerden iniyor görünümünü arzederdi. Bir tarafa dönüp baktıklarında, bütün vücudları ile birlikte dönerlerdi. Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu. Çoğunlukla göz ucu ile bakarlardı. Ashabı ile birlikte yürürken, onları öne geçirir kendileri arkada yürürlerdi. Yolda karşılaştığı kimselere, onlardan önce hemen selam verirdi."114

"Hep harekatı mutedil idi. Bir yere azimetinde (Yola çıkmak, gitmek) acele ve sağ ve sola meyletmeyip, kemal-i vekar (ağırbaşlılığın olgunluğu) ile doğru yoluna gider ve fakat sür'at (hızlı) ve sühulet (kolaylıkla) ile yürür idi. Şöyle ki; adeta yürür gibi görünür, lakin yanında gidenler, sür'at ile yürüdükleri halde geri kalırlar idi."115


1871 yapımı, Lilium Auratum adlı eser.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN OTURUŞ TARZI

Kayle binti Mahreme (ra) anlatıyor:

"Resulullah (sav)'i sonsuz bir mahviyet (alçak gönüllülük, tevazu) ve tevazu içinde otururken görünce, heybetinden vücudum titremeye başladı."116

Cabir b. Semüre (ra):

"Ben Peygamber Efendimiz (sav)'i, sol tarafına konmuş bir yastığa dayanmış vaziyette gördüm."117


İslam'a çağrıldığı halde, 'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? , zalim bir kavmi hidayete erdirmez.

(Saff Suresi, 7)
   

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)'İN KONUŞMA ŞEKLİ

Peygamber Efendimiz (sav) etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir insandı. Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük bir zevk alırdı. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli rivayetler de onun bu özelliğini ortaya koyar. Bu konuda bazı aktarımlar şu şekildedir:

Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan. Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı (ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan)."118


David Roberts'in, Nübya ve Mısır adlı eseri (solda) ve
Sultan Hasan Medresesi adlı eseri (altta).

Hz. Aişe (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini şöyle tarif eder:

"O, sizlerin konuştuğunuz gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri az ve özdü. Halbuki sizler cümleleri birbirine ekleyip duruyorsunuz."119

" Resülü çok veciz (kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu. Böyle konuşmasını kendisine katından Cebrail getirmişti. Kısa cümleler içinde bütün maksadını yansıtırdı. Veciz sözlü cümleler söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu. Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip ezberlerlerdi. Sesi gürdü ve tatlıydı. Gerektiğinde konuşurdu, kötü laflar etmezdi. Hiddetli ve hiddetsiz anlarında (nefsi için değil, 'ın rızası için) hep hakkı söylerdi."120

"Güzel olmayan laflar edenlerden yüz çevirirdi. Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade buyururdu.121

Kendisi sustuğunda huzurdakiler konuşurdu. Katında tartışma yapılmazdı.122

Sahabelerinin yüzlerine karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı.123

       
 
 Ey iman edenler, 'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. 'tan korkun. Hiç şüphesiz , yaptıklarınızdan haberdardır.

(Haşr Suresi, 18)
   
         
     
 

Hz. Aişe (ra) anlatıyor:

"Mübarek kelamları seçkindi. Her işiten onu anlardı."124

Hz. Ebu Umame (ra)'den:

"İnsanların en güleç yüzlüsü ve hoşcanlısı idiler."125

Hz. Enes (ra) şunu bildirmiştir:

"Efendimiz (sav) halkın en latifecisi(hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi."126

PEYGAMBER EFENDİMİZİN GÜZEL KOKUSU

Peygamber Efendimiz (sav) temizliğe çok önem verirdi. Kendisi sürekli mis gibi, tertemiz, hoş ve güzel kokar, Müslümanlara da temizliği tavsiye ederdi. Sahabelerden rivayet edilen bilgilerde Peygamberimiz (sav)'in bu güzel özelliği hakkında detaylar aktarılmaktadır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

Enes b. Malik (ra) şöyle ifade etmektedir:

"Resulullah Efendimiz Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk o yoldan Hazreti Peygamberin geçtiğini söylerlerdi. Bizler, Peygamber Efendimiz (sav)'in gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık."127

İbn-i Ebi Adi, Humeyd, Enes (ra)'den:

Resulullah (sav)ın elinden daha yumuşak ne bir yün kumaşı, ne de bir ipeğe (hayatımda) dokunmadım. Resulullah (sav)'in kokusundan daha güzel (kokan) bir kokuyu da koklamadım.128

Muaz b. Hişam (ra), babasından, Katade, Enes'den şöyle rivayet etmiştir:

"Resulullah (sav) güzel kokusu ile tanınırdı. Resulullah (sav) güzel idi. Kokusu da hoş idi. Bununla beraber kokuyu severdi." 129

"Cismi nazif (temiz), kokusu latif (hoş) idi. Koku sürünsün sürünmesin, teni en güzel kokulardan ala kokardı. Bir kimse onunla musafaha (el sıkışmak, tokalaşmak, muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini izhar etmek) etse, bütün gün onun rayiha-i tayyibesini (temiz kokusunu) duyardı ve mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse, rahiya-i tayyibesiyle (temiz kokusuyla) o çocuk, sair (diğer) çocuklar arasında malum (bilinirdi) olur idi."130
 
 
Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ve kendi izniyle 'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).
(Ahzab Suresi, 45-46)

Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.
(Enbiya Suresi, 73)   
         
 
PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEVDİĞİ YEMEKLER

"Çok sıcak yemeği sevmezdi."131

"En çok hoşlandığı yiyecek etti."132

"Kabağı çok severdi."133

"Avlanan kuş etlerini yerdi."134

"Hurmalardan Acve hurmasını severdi."135
 
... Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur...

(Bakara Suresi, 25)


Hz. Aişe (ra) Peygamberimiz (sav)'in sevdiği yiyeceklerle ilgili şunları söylemiştir:

"Tatlı ve balı severlerdi."136

"Hazreti Peygamberin katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir: Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı…"137

Hz. Aişe (ra) ek olarak şunları bildirmiştir:

"Kavun, karpuzu yaş hurma ile yerlerdi."138

Hz. Cabir (ra)'den:

"Taze hurma ve kavun çok yerlerdi ve 'bunlar güzel meyvedir' derlerdi."139

"Hiçbir zaman bir yemeği yermemiştir. Hoşuna giderse yer gitmezse yemezdi. Hoşlanmadığında da bir başkasına kötülemezdi." 140


Pieter Gysels Antwerp, (1621-1690)
Bahçe isimli tablo.

Peygamber Efendimiz (sav)'in sevdiği bazı yiyecekler için söylediği sözlerden bir kısmı ise şöyledir:

"Etin en güzel yeri sırt etidir."141

"Sirke ne güzel katıktır."142

"Mantar kudret helvasıdır."143

"Sinameki ve sennut (tereyağ tulumuna konulan bal) yemeye devam ediniz. Çünkü bu iki şeyde samdan (ölümden) başka her hastalıktan şüphesiz şifa vardır."144

"Zeytinyağını yiyiniz ve kullanınız. Çünkü bu yağ mübarektir."145


İbrahim Safi. Natürmort tablo

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEVDİĞİ İÇEÇEKLER

Hz. Aişe (ra) bildiriyor:

"Şerbetlerin içinde tatlı ve soğuk olanını severlerdi.146

Peygamber Efendimiz (sav) bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası gibi içecekleri severlerdi.147

Peygamber Efendimiz (sav)'in en çok sevdiği içecek, soğuk tatlı şerbetlerdi."148

Şerbetlerin içinde en çok bal şerbetini severdi.149

İçilecek şeylerde en çok sütü severlerdi.150

Peygamberimiz (sav) süt için şöyle buyurmuşlardır:

" bir kimseye yemek yedirdiği zaman o kimse, ''ım bize bu yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı rızık ver' diye dua etsin. bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse, ''ım bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver' diye dua etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şeyi bilmiyorum."151

PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SU İÇİN SÖYLEDİKLERİ

Peygamberimiz (sav) özellikle yolculuklar sırasında ashabına su dağıttırırdı. Örneğin bir yolculuğu sırasında, bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiştir. Elini ve yüzünü yıkadıktan sonra, sudan içmiş ve yanındaki sahabelerine de "Siz de yüzünüze, boynunuza bir miktarını dökün"152 demiştir.

Resulullah (sav) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir:

"Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu yaratmayan 'a hamd olsun."153

Resulullah (sav) bir başka sözünde ise su için şöyle buyurmuştur:

" suyu temizleyici olarak yarattı. Tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez."154

PEYGAMBER EFENDİMİZİN GÜZEL HUYLARINDAN BAZILARI

Hüccet-ul İslam olarak bilinen İmam Gazali; Tirmizi, Taberani, Buhari, Müslim, İmam Ahmed, Ebu Davud, İbni Mace gibi büyük İslam alimlerinden derleyerek, Peygamber Efendimiz (sav)'in güzel huylarından bazılarını şöyle özetlemiştir:
   
 
 Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.

(Rad Suresi, 35)
 
"Resulullah insanların en yumuşak huylusu, en yiğidi, en adili ve en namuslusu idi. O, insanların en cömerti idi. 'ın kendisine verdiklerinden hurma, arpa ne olursa olsun yalnız senelik yiyeceğini ayırırdı, geri kalanını yolunda harcardı. Kendisinde bulunan bir şey istendiğinde verirdi.

O haya olarak da insanların en mükemmeliydi. Rabbi için kızar, şahsı için öfkelenmezdi.

Kendisi veya sahabeleri zarar görse bile hakkı uygulardı.

Rasulü insanların en alçak gönüllüsü, lafı uzatmadan en beliğ konuşanı, en güler yüzlüsüydü. Dünya işlerinden hiçbir şey kendisini endişeye düşürmezdi.

Medine'nin öbür ucundaki hastaları ziyarete gider, güzel kokudan hoşlanır, pis kokulardan tiksinirdi. Fakirlerle oturur, yoksullarla yerdi. Kimseye kaba davranmazdı, kendisine özür beyan edenin özrünü kabul ederdi. Latife yapar idi ama hakkı söylerdi.

Mübah oyunları gördüğünde men etmezdi, hanımlarıyla yarış yapardı. Zavallıları yoksulluklarından dolayı horlamaz, zengine de varlığından dolayı saygı göstermezdi, onu da bunu da 'a eşit olarak çağırırdı. Teala üstün huyu ve mükemmel siyaseti onda birleştirmişti...

Teala ahlakın bütün güzelliklerini, iyi yolları, öncekilerin ve sonrakilerin başlarından geçmiş ve geçecek hadiselerin haberlerini, ahirette kurtuluşa ve saadete erdirecek hususları, dünyada gıpta edilip peşinden gidilecek ve gidilmeyecek herşeyi ona öğretmişti.

Teala, onun buyruklarına itaat ve hareketlerinde kendisinin izinden gitmeye bizleri muvaffak kılsın."155
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.

(Bakara Suresi, 151)



   
         
     
 
 
     

     
 

Logged
okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Eylül 20, 2008, 10:23:56 ÖÖ »

66-Büyük Hadis Külliyatı, Cem'ul-fevaid min Cami'il-usul ve Mecma'iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, 5. cilt, İz Yayıncılık, s. 31
67- Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, 4.cilt, s.201
68- Hz. Ebu Tufeyl (ra),G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 519/1
69- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 2. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 7-8
70- Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, IV.cilt, s. 210
71- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 18-19
72- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 18-22-23
73- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 28-29
74- Hz. Ali (ra), G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, s. 519/4
75- Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 820
76- İbni Sa'd, Tabakat, I, 230-231; Taberani, el-Mu'cem'ül-Kebir, IV, 49, nu:3605, VII, 105, nu:6510; Hakim, el-Müstedrek, III, 9-10; Beyhaki, Delail'ün-Nübüvve, I, 276-284; İbn'Asakir, Tarihu Medineti Dumeşk, III, 314-336, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s.48
77- Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s. 364-365
78- Tirmizı'nin Şemail isimli kitabının tercümesinden, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 73
79- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 36
80- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 38
81- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976,, s. 42
82- Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 820
83- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 36
84- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 49
85- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 50
86- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 50
87- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 51
88- Ali el-Kari, Cem'ul-Vesail fi Şerh'iş- Şemail, İstanbul, s. 96-97
89- Ebu Davud, Sünen, IV, 74, nu:4062
90- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 519/16
91- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 58
92- İbn Adiyye el-Kamil; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 679
93- İbn Adiyye el-Kamil; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 679
94- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 7. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 208
95- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 7. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 208
96- Buhari, et-Tarih'ul-Kebir, I, 382, nu:1222
97- Buhari, el-Cami'us-Sahih, VII, 33; İbn Mace, Sünen, II, 1192, nu:3605
98- Nesai, Zinet 83, (8, 196), Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 119
99- Muvatta, Libas 1, (2, 910); Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 64-65
100- Ebu Davud., Libas 8, (4037); Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 15. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.69
101- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 85
102- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 88
103- Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, 3.cilt, s. 283
104- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 94
105- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.98
106- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.99
107- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.154
108- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.155
109- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.114-117
110- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.157
111- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.158
112- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 541/1
113- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 541/2
114- Tirmizı'nin Şemail isimli kitabının tercümesinden; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 66-67
115- Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s. 364-365; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 1998, s. 51
116- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 160
117- Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s.163
118- Taberani, Hakim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800,
119- El Fevaid, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800
120- Ebu Davud, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800
121- Buhari, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800
122- Tırmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800
123- Tırmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800
124- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/4
125- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 545/4
126- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 545/5
127- İbn Sa'd Tabakat, I, 398-399; Mecme'uz Zevaid, VIII, 282; el-Metalib'ül-Aliye, IV , 25; Behcet'ül Mehafil, II, 254; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 1998, s.280
128- Buhari, 1/503; Müslim, 2/257; İbn-i Kesir, Peygamberimizin Şemaili, Mucizeleri, Çelik Yayınevi, s. 46
129- İbn-i Kesir, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 51
130- Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s.364-365
131- Beyhaki, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 802
132- Ebbuşeyh, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 803
133- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 552/7
134- Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 803
135- Ebuşşeyh, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 803
136- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 552/11
137- Ebu Davud, III, 496-497, nu: 3840; Nesai, VII, 207-209; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 219
138- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 552/5
139- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 549/1
140- Buhari ve Müslimde aynı anlamda rivayetler yer alır. Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 804
141- Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 62
142- Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi , Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 70
143- Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 209
144- Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 213
145- Haydar Hatipoğlu,Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 73
146- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/15
147- Arızat'ül Ahzevi Şerhu Sünen'it Tirmizi, VIII, 89-90, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 255,
148- Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s.261
149- G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/17
150- G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/18
151- Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, 9. cilt, İstanbul 1983, s. 75
152- Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.64-65
153- İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.16
154- İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 1. cilt, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.295
155- Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 795-796[/b]
Logged
okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Eylül 21, 2008, 08:04:13 ÖÖ »

Gül peygamberin (s.a.v) çocuk sevgisi


 

YETİM ÇOCUKLARA KOL-KANAT GERİYORDU

 

Bir Bayram günü peygamber Efendimiz(s.a.v) ,

oynamakta olan bir gurup çocuğun yanına uğradı.

Orada arkadaşlarının oyununa katılmayan bir çocuk gördü.

Üzüntülü olduğu halinden belliydi.

Peygamberimiz, ona yaklaşıp halini sordu.

Çocuk, yetim olduğunu, babasının ölümünden sonra

anasının başkasıyla evlendiğini, kendisine bakacak

 kimsenin olmadığını, işte bu sebeple üzüntülü

olduğunu  bildirdi. Peygamberimiz, onun

 üzüntüsünü hafifletmek istedi ve; "İster misin ,

 Muhammet senin baban olsun,Ayşe anan ve

Fatma da kardeşin olsun?" buyurdu.

Çocuk buna çok sevindi ve babaların en yücesi,

 anaların en faziletlisi ve kardeşlerin en hayırlısı

ile yaşamaya gitti.

 




 

 En sevgiliye Yüz'lerce salat ve Güllerce selam,olsun...!!!

 
 
Logged
Sade
Hep Burda
*****

Karma: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3098



« Yanıtla #6 : Eylül 21, 2008, 10:37:38 ÖÖ »

 
Logged

okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Eylül 23, 2008, 12:45:13 ÖS »

SALAVT-I TEFRICIYYE
ALLAHUMME SALLI SALATEN KAMILETEN VE SELIM SELAMEN TAMMEN ALA ‎SEYYIDINA MUHAMMEDINILLEZI TENHALU BI-HIL'UKADU VE TENFERICU BIHI'L-‎KUREBU VE TUKDA BIHI'L-HAVAICU VVE TUNALU BIHIRREGAIBU VE ‎HUSNULHAVATIMI VE YUSTESKAL GAMAMU BIVECHIHIL KERIYMI VE ALA ALIHI ‎VE SAHBIHI FIY-KULLI LEMHATIN VE NEFESIN BIADEDI KULL-I MALUMIN LEK.
Diğer okunması çok sevap olan salavatlar:‎
ALLAHUMME SALLI ALA SEYYIDINA MUHAMMEDIN'IN-NEBIYYIL UMMIYI VE ‎ALA ALIIHI VE SAHBIHI VE SELIM. SUBBUHUN KUDDUSUN RABBUNA VE RABBUL-‎MELAIKETI VERRUH. RABBIGFIR VERHAM VE TECAVEZ AMMA TALEM. INNEKE ‎ENTALLAHUL-EAZZUL EKREMU VE SALLALLAHU ALA SEYIDINA MUHAMMEDIN ‎VE ALA ALIHI VE EHLI BEYTIHI VE EZVACIHI VE ZURRIYATIHI VE EMVATIHI V ‎SAHBIHI VE SELIM.
SALAT- TUNCIYE
ALLAHUMME SALLI ALA SEYYIDINA MUHAMMEDIN VE ALA ALI SEYYIDINA ‎MUHAMMED, SALATEN TUNCINA BIHA MIN-CEMIIL-EHVALI VEL-AFAT VE TAKDI ‎LENA BIHA CEMII'AL-HACAT VE TUTAHHIRUNA BIHA MIN-CEMI'IS-SEYYIAT VE ‎TERFE'UNA BIHA A'LA'D-DERECAT VE TUBELLIGUNA BIHA AKSAL-GAYAT MIN-‎CEMI'IL-HAYRATI FIL HAYATI VE BADEL-MEMAT
---
---
InsaAllah hayırlara vesile olur.‎
Allahu tealaya emanet olunuz
YANLİZ DEĞİLSINIZ-( OKUMUŞ)
Logged
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7649



E-Posta
« Yanıtla #8 : Ekim 12, 2008, 10:00:26 ÖS »

 .Kardeşim.Konuların güzel.Lakin bu kadar uzun olası okunmasını zorlaştırıyor.
Logged

okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Ekim 13, 2008, 11:38:49 ÖÖ »

.Kardeşim.Konuların güzel.Lakin bu kadar uzun olası okunmasını zorlaştırıyor.
DEĞERLI KARDEŞİM BEN KİTAPLARI BİLGİ SAYARI KARISTIRIP YAZIYORUM 52 YASINDAYIM VE OKUMAYI YAZMAYI SEVIYORUM BU BİR NASIPTIR ! ÇÖK OKUYAN OLSUN  DİYE KONU BOLUNMEZ

OKUMAK NASIPSE BİR  KİSIYE OKUR  ONEMLI OLAN KÖR GÖZLE OKUMAMAK ALLAH KALP GÖZUMUZU  VE DİLİMIZDEKI DUĞUMLERI AÇSİN  S. ALEYKÜM
Logged
S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1226



E-Posta
« Yanıtla #10 : Ekim 28, 2008, 04:08:00 ÖS »

 
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
okumuş
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Kasım 02, 2008, 10:05:22 ÖÖ »

SALAT- TUNCIYE
ALLAHUMME SALLI ALA SEYYIDINA MUHAMMEDIN VE ALA ALI SEYYIDINA ‎MUHAMMED, SALATEN TUNCINA BIHA MIN-CEMIIL-EHVALI VEL-AFAT VE TAKDI ‎LENA BIHA CEMII'AL-HACAT VE TUTAHHIRUNA BIHA MIN-CEMI'IS-SEYYIAT VE ‎TERFE'UNA BIHA A'LA'D-DERECAT VE TUBELLIGUNA BIHA AKSAL-GAYAT MIN-‎CEMI'IL-HAYRATI FIL HAYATI VE BADEL-MEMAT
---
---
InsaAllah hayırlara vesile olur.‎
Allahu tealaya emanet olunuz
YANLİZ DEĞİLSINIZ-( OKUMUŞ)
Logged
Seheryeli
Hep Burda
*****

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 651



WWW
« Yanıtla #12 : Mayıs 01, 2009, 10:44:46 ÖS »

ALLAHUMME SALLI ALA SEYYIDINA MUHAMMEDIN VE ALA ALI SEYYIDINA ‎MUHAMMED
 
 
 
 
önemli bir konu
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: