Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: HUD SURESİ(27-29)RESULLERE İLK KARŞI ÇIKANLAR  (Okunma Sayısı 90 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
cengiz_sarsmaz
Burada
**

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 96


« : Şubat 07, 2012, 11:35:32 ÖS »

http://img03.blogcu.com/images/n/e/v/nevayin/kuraan_1238654854.gif
HUD SURESİ(27-29)RESULLERE İLK KARŞI ÇIKANLAR

 
 
 
 
http://www.2shared.com/audio/o-dySH9A/HUD_SURES_27-29_RESULLERE_LK_K.html

SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.
27. “Milletinin inkârcı ileri gelenleri: “Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Daha başlangıçta, sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur; biz sizi yalancı sanıyoruz" dediler.”
Evet Nuh (a.s) un sadece ’a kulluğa dâveti karşısında Mele’ grubu, kavmin ileri gelenleri, kâfirlerin ele başları, statükocular, kurulu düzenin savunucuları, mevcut hayatın devamından yana olanlar, toplumun şımarık zenginleri, egemen güçleri dediler ki: Biz seni aynen bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Senin bizden hiçbir farkın yoktur. Aynı zamanda bizler sana iman edenlerin, senin arkana düşenlerin de geri zekalı, kısır görüşlü, toplumumuzun en fakir kimseleri olduğunu görüyoruz. Senin de, sana inanan Müslümanların da bizden bir üstünlüğünüz yoktur.
’ın elçilerine ilk karşı gelenler, ilk savaş açanlar kavmin ileri gelen Mele’ takımıdır. Yâni toplumun zengin, şımarık servet sahipleri, toplum içinde egemen, sınırsız bir hayat yaşayan, zenginliklerinin, arsızlıklarının, servetlerinin kendilerini azdırdığı kimselerdir. Servetlerinin, zevk ve eğlencelerinin, lüks içinde sınırsızca yaşadıkları hayatlarının hakkı kabullerine engel olduğu varlıklı kimseler. Bunlar her dönemde ve her toplumda gönderilmiş hak elçilerine karşı ilk sa-vaşı açan kimselerdir. Hemen hemen her dönemde topluma egemen olan bu zenginler grubu peygamberlere karşı ilk tavır alıp, peygamberlerin yolunu kesmeye çalışıp, halkı elçilerine karşı kışkırtmışlardır.
Bunun sebebi de bunlar her toplumda mevcut statükonun de-vamından yanadırlar. Yâni mevcut düzeni savunmaktadırlar. Çünkü kendilerini servet sahibi yapan, kendilerini diğer insanlara egemen kılan, garibanların kanlarını emmeye izin veren, toplumun fakir kesimi üzerinde kendilerini Rableştiren o düzenin kendisidir. Mevcut sistem sayesinde palazlanıp servet sahibi oldukları için sistemin yıkılmasını asla istemezler.
Peygamber toplumda ezen ve ezilenlerin, zâlimlerin ve mazlumların, sahte Rablerin rubûbiyetlerine ve köleleştirilmiş kullarının zoraki onlara kulluklarına son verip toplumda hâkimiyetini gerçekleştirmek için gelmektedir. Peygamber adâleti tesis etmek için gelmektedir. Peygamberin mesajı gönüllerde yer edip o mesajın hayata hakim olması bu adamların elde ettikleri tüm gayri meşru servetlerinin ve toplum içinde bu servetleri sayesinde sağladıkları tüm statülerinin ellerinden uçup gitmesi demektir. İşte bunu çok iyi bilen bu servet sahipleri düzenlerinin bozulacağı korkusuyla elçilerine ilk savaşı açmaktadırlar. Halkın cahil kalmasını istemektedirler. Halkın bilinçlenmesini, halkın peygamberle tanışmasını istememektedirler.
Evet bakın bu insanların peygamberi ve peygamber yanında yer alan Müslümanları suçlama yöntemleri de şöyledir: İlk suçlamaları elçisine karşı sen bizim gibi bir beşersin diyorlar. Elçinin suçu bir insan olması. Gerçi o ana kadar itaat ettikleri, sözünü dinledikleri kimseler de birer beşerdi. Yâni aralarında kutsadıkları varlıklar da birer sâlih kimselerdi. Ama küfrün mantığı olmuyor işte. Çünkü adamlar aralarında kutsadıkları varlıklara insan üstü sıfatlar veriyorlar ve peygamberin de öyle olmasını istiyorlar. Uçmalı, kaçmalı, denizde yürümeli, gaybı bilmeli peygamber diyorlar.
Sonra ikinci suçlamaları da Nuh (a.s)’a iman edenler böyle toplumda saygınlığı olmayan garibanlardır. Parasız, pulsuz, büyük ekonomik güçleri, büyük sosyal, askeri güçleri olmayan üç beş çulsuz insan Ona iman ediyor. Aklı paraya pula ermeyen üç beş erazil, yalınayak kimse Ona iman ediyor. Tabii ekonomiyi temel kabul eden, parayı değer yargısı kabul eden materyalist toplumlarda fakirler geri zekalı insanlardır. İşte tarih boyunca küfrün ve şirkin egemen olduğu toplumlarda daima haklılar, üstünler, başarılılar, akıllılar ekonomik ve siyasal güce sahip olanlardır. Bunlara sahip olmayanlar da geri zekalı, zavallı insanlardır. Tarihin hiçbir döneminde değişmiyor bu anlayış. Rasulullah efendimiz döneminde de Mekkeliler aynı şeyleri söylüyor-lardı. Bugün de dünya üzerinde materyalist toplumların değer yargıları böyledir.
Halbuki ’ın değer yargısı böyle değildir. Kâfir ve müşrik dünyanın değerli gördükleri şeylerin katında zerre kadar bir değeri yoktur. katında değerli olan sadece iman ve teslimiyettir. Müslüman olanlar, Müslümanca bir hayatı kabullenmiş olanlar katında üstündür. Bunun dışındakilerin hiçbir üstülüğü yoktur. Dünyanın en üstün ekonomik gücüne de sahip olsalar, dünyanın en büyük siyasal gücüne de sahip olsalar mü’min olmayanların katında zerre kadar bir değerleri yoktur.
Evet Mele’ grubu tercihini ve elçisinden yana kullananlara hakaret ettiler. Bunlar akılları hayra şerre ermeyen kimselerdir dediler. Sizin bizim üzerimize bir üstünlüğünüz yoktur dediler. Tabii üstünlüğü iman ve teslimiyet olarak görmez de sadece ekonomik güç olarak görürseniz elbette Nuh (a.s) un bunları yoktur. Patron değil, şirketleri yok, prof değil, siyasi bir gücü yok, askeri bir gücü yok. Ama ’a imanı olan, takvası ve teslimiyeti olan bir kul ve elçi. Zaten peygamberlerin geliş sebebi de budur. Onlar toplumdaki sınıf farklılıklarını yok etmek için gelirler. Onlar ezenlerin egemenliklerini kırmak için gelirler. Onlar insanların egemenlere, zâlimlere kulluğunu bitirip sadece ’a kul olmalarını sağlamak için gelirler. Yeryüzünde insanların inanç özgürlüklerini sağlamak için gelirler. Yöneticilerin, zen-ginlerin, ruhban sınıfının toplum içinde ayrıcalıklarını yok etmek için gelirler. Ama kâfir mantığı bunu anlamadığı için kendi felsefelerince senin bizden bir üstünlüğün yoktur diyorlar. Onların bu karşı çıkışları karşısında bakın ’ın elçisi diyor ki:
28. “Nuh: “Ey milletim! Rabbimin katından bir delilim bulunsa ve bana yine katından bir rahmet vermiş de bunlar sizden gizlenmiş olsa, söyleyin bana, hoşlanmadığınız halde zorla sizi bunlara mecbur mu edeceğiz? “ dedi.”
Ey milletim, ey kavmim görüyorsunuz ki ben Rabbimden bir beyyine üzerineyim. Ben Rabbimden bir delil üzereyim. Rabbim beni elçi seçti ve bana vahiy gönderdi. Ben vahiyle hareket ediyorum. Size söylediklerim kendimden değil, ’tandır. Ben adına konu-şuyorum. Şimdi ben Rabbimin istediği gibi hareket etmesem, Rab-bimden gelen bu gerçeği gizleyip size duyurmasam benim halim nice olur?
Evet ’ın elçisi önce konumunu belirtiyor. Ben elçiyim di-yor. Beni görevlendirdi diyor. Sizin bekledikleriniz bende yoktur. Ben bir insanım. Ekonomik gücüm yok, siyasal gücüm yok, askeri gücüm yok, harikulade bir özelliğim de yok, uçan, kaçan, gaybı bilen bir özelliğim de yok. Ben bir beşerim ve ’ın elçisiyim. Sadece Al-lah’tan gelenlerle hareket ediyorum. Rabbim ne göndermişse ona tâbi olan, onu size duyuran bir uyarıcıyım. Sizlerin değer yargılarınıza gö-re size bir üstünlüğüm yok ama; ben asla bir yalancı değilim. Ben bunları kendi kendime uydurmuş birisi değilim. Ben Rabbimden bir delil üzereyim. Rabbim beni elçi seçip bana rahmetini indirmiştir. İşte benim görevim de, sizden farklı yanım da budur diyor ’ın elçisi.
Evet bugün bizler de aynı sözü söylemek zorundayız kâfir ve müşrik dünyaya karşı. Bizim farklı yanımız ’a imanımızdır. Bizim farklı yanımız ’ın vahyine teslim oluşumuzdur. Bizim farklı yanımız Beyyine ile hareket etmemizdir diyeceğiz ve böyle bir anlayışla ortaya çıkacağız ve tüm dünya beklediği gerçek insanlığı, gerçek Müslümanlığı bizde görecek ve tüm dünyanın dirilişine sebep olacağız.
Ama maalesef Müslümanlar kâfir ve müşriklerin istedikleri bir anlayışla, onların değer yargılarıyla ortaya çıkmaya çalışıyorlar. Onlar ekonomik güce değer verdiklerine göre biz de daha büyük bir ekonomik güce sahip olmalıyız. Onlar siyasal gücü ön plana çıkardıklarına göre bizler de daha büyük bir siyasal ve askeri güçle ortaya çıkalım, daha büyük bir bilimsel güçle ortaya çıkalım dedikleri sürece onları hiçbir zaman geçemeyecekler ve işin acısı da kendilerini de mahvedecekler, karşılarındakileri de mahvedecekler. Bırakalım bu kâfirlerin hayat anlayışlarına sahip çıkmayı da Müslümanca bir görüntüyle onların karşısına çıkalım ve diyelim ki ey insanlar işte biz buyuz. Biz Müslümanız ve ’ın istediği hayatı yaşıyoruz. Biz beyyine üzereyiz. Biz hayatımızı ’ın kitabı ve Resûlünün sünnetiyle düzenliyo-ruz ve yeryüzünde ’ın istediği kulluk işte budur diyelim.
Onlar kör oldular, körleştiler, körlüğü tercih ettiler. Gözlerini kapattılar ’ın âyetlerine karşı. Görmek istemediler. Siz kerih gördüğünüz sürece, istemediğiniz, reddettiğiniz sürece biz de onu size zorla kabul ettirecek değiliz. Sizler görmek istemezken bizler zorla hakikati sizin gözlerinize sokacak değiliz. Siz bilirsiniz. İster görün, is-ter görmeyin, ister kabul edin ister etmeyin biz sizleri imana zorlayacak değiliz. Bu bizim görevimiz değildir ve buna gücümüz de yetmez zaten. Bu iş ’ın işidir. Göstermek ve duyurmak ’a aittir.
29. “Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim 'a aittir; inananları da kovacak değilim; çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum.”
Ey kavmim, şu yaptığım uyarımın karşılığında ben sizden bir mal-mülk de istemiyorum. Sizden bir ücret de istemiyorum. Sizler gibi dünyacı değilim ben. Sizin gözünüzde çok değerli olan şeyler benim gözümde beş para etmez. Benim hedefim sizler gibi dünya servetlerine ulaşmak da değildir. Benim ücretim, benim mükafatım ’a aittir. Sizler kendi mallarınızın, kendi mülklerinizin, kendi hayatlarınızın hesabını ’a vereceksiniz. Sizin değer yargılarınıza göre değersiz olan ama Rabbim yanında çok değerli olan bu şerefli Müslümanları siz istemediniz diye kovacak değilim. Onlar yeryüzünde ’ın en makbul kullarıdır, ben onlarla değer buluyorum. Ben şerefi onların yanında görüyorum ve onlar Rablerine kavuşacaklar. Onların hesapları ’a aittir. Lâkin ben sizi zır cahil bir toplum görüyorum. kıstaslarına göre yanılgıda olan, yanlışta olan sizlersiniz.
Çünkü değerlendirmeniz yanlış ve cahilcedir. Onlar fakir fukaraymış ne ifade eder bu? Sizler de dün fakirdiniz. Analarınızdan doğ-duğunuz gün şu sahip olduklarınızı hiçbirisine sahip değildiniz. Onları fakir sizi zengin kılan Rabbimdir. Güç ve kuvvet sahiplerine bu dünyada güç ve kuvvet veren de ’tır, zayıfları zayıf kılan da ’tır. Sizler cahilce düşünüyorsunuz. Mal-mülk sahibi oluş üstünlük sebebi değildir. Mal-mülk sahibi olmasalar da iman edenler yeryüzünün en üstün insanlarıdır. ’a kulluktan kaçanlar, ’la savaşa tutuşanlar yeryüzünün en zenginleri de olsalar yeryüzünün en alçak, en bayağı insanlarıdır. Ben yeryüzünün en şereflilerini en alçaklarına asla değişmem. Sizi bu Müslümanlara asla tercih etmem. Ben bir beşerim ve sizin paranızda pulunuzda da hiç bir gözüm yoktur. Resullerin bize bıraktığı tevhidi söylem budur.
« Son Düzenleme: Şubat 25, 2012, 12:58:28 ÖÖ Gönderen: RUMEYSA » Logged
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1212



« Yanıtla #1 : Şubat 08, 2012, 06:51:10 ÖÖ »

Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #2 : Şubat 18, 2012, 07:31:28 ÖS »

Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9893



WWW
« Yanıtla #3 : Şubat 25, 2012, 01:02:10 ÖÖ »

 
Alıntı
Evet bugün bizler de aynı sözü söylemek zorundayız kâfir ve müşrik dünyaya karşı. Bizim farklı yanımız ’a imanımızdır. Bizim farklı yanımız ’ın vahyine teslim oluşumuzdur. Bizim farklı yanımız Beyyine ile hareket etmemizdir diyeceğiz ve böyle bir anlayışla ortaya çıkacağız ve tüm dünya beklediği gerçek insanlığı, gerçek Müslümanlığı bizde görecek ve tüm dünyanın dirilişine sebep olacağız.
Ama maalesef Müslümanlar kâfir ve müşriklerin istedikleri bir anlayışla, onların değer yargılarıyla ortaya çıkmaya çalışıyorlar. Onlar ekonomik güce değer verdiklerine göre biz de daha büyük bir ekonomik güce sahip olmalıyız. Onlar siyasal gücü ön plana çıkardıklarına göre bizler de daha büyük bir siyasal ve askeri güçle ortaya çıkalım, daha büyük bir bilimsel güçle ortaya çıkalım dedikleri sürece onları hiçbir zaman geçemeyecekler ve işin acısı da kendilerini de mahvedecekler, karşılarındakileri de mahvedecekler. Bırakalım bu kâfirlerin hayat anlayışlarına sahip çıkmayı da Müslümanca bir görüntüyle onların karşısına çıkalım ve diyelim ki ey insanlar işte biz buyuz. Biz Müslümanız ve ’ın istediği hayatı yaşıyoruz. Biz beyyine üzereyiz. Biz hayatımızı ’ın kitabı ve Resûlünün sünnetiyle düzenliyo-ruz ve yeryüzünde ’ın istediği kulluk işte budur diyelim.

 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
selvi
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2190


« Yanıtla #4 : Şubat 26, 2012, 01:10:11 ÖS »

Logged



Eğer yürüdüğünüz bir yolda hiç engel yoksa, o yol sizi hiçbir yere götürmez.
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: