cengiz_sarsmaz
Burada

Karma: 1
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 96
|
 |
« : Ocak 21, 2012, 12:06:37 ÖÖ » |
|
http://www.2shared.com/audio/FJ1Zj0ec/HUD_SURES_12-16_CAHLYYENN_BAKI.htmlSESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.
Çevresindekiler onun getirdiği vahye karşı çıkıp ona ve getirdiği mesaja sihir, şiir, mecnun gibi iftiralarda, saldırılarda bulunmaya başlayınca, bunlar dönemi geçmiş şeylerdir filân demeye başlayınca, onunla ve getirdiği şeylerle ilgilenmemeye devam edince, boykota maruz kalınca, alay konusu edilince Rasu-lullah efendimiz sıkılıyor, bunalıyordu. İnsan elbette kendi bildiği doğrular uzun bir süre insanlar tarafından reddedilince gerçekten büyük sıkıntılara düşer, hayal kırıklığına uğrar, umutsuzluğa kapılır. Bunun böyle gidişi yılları alıverince peygamber için değil ama insan dâvâsının doğruluğundan bile şüpheye düşer. Böyle bir durumda insan ola-rak onun desteğe, teselliye ihtiyacı vardır. İşte böyle yıllar süren bir uğraşta Rabbimiz elçisini teselli ediyor.
Ona bir hazine gelmeli değil miydi? Onun hazineleri olmalı değil miydi? Ne bilelim biz onun gerçekten bir peygamber olduğunu? Bu konuda bizi temin edecek bir hazine verilmeli değil miydi? Şu dağları onun için altın, gümüş yapmalı değil miydi ? Orduları, askerleri olsaydı ya? Yahut bir melek onun elçiliğine şehadet etmeli değil miydi? Bir melek gelmeli ve o melek bu peygamberdir, buna inanın demeli, değil miydi? Şimdi bu durumda böyle bir insanın peygamberliğini biz nasıl kabul edelim? Parası yok, pulu yok, ekonomik gücü yok, holdingi yok, siyasal gücü yok, orduları, askerleri yok, atı yok, arabası yok, melekleri, ruhani gücü yok, gaybı bilmiyor, Levh-i Mahfuzu okuyamıyor, bir bakışıyla insanları hidâyete ulaştıramıyor, bir anda âyetler getiremiyor, azaplar indiremiyor, gazaplar çağıramıyor. Bunun bizden bir farkı yok dediler.
İşte insanların bu itirazları, bu değer yargıları karşısında Ra-sulullah efendimiz kendi kendine düşünmeye başladı. Acaba şimdilik şu şu konuları anlatmasam mı? Acaba şunları şunları şimdilik bu adamlara demesem mi? Bir tarafta ekonominin patronları var ki adamlar malları mülkleriyle topluma egemen olmuşlar, kendilerini kabul ettirmişler. Bir tarafta ruhban sınıfı var ki adamlar gaybı biliyorlar, geçmişten haber veriyorlar, gelecekten konuşuyorlar, uçuyorlar, kaçıyorlar, cennet parselliyorlar. Hocalar var, hacılar var, yöneticiler var...
Ve insanlar bunlara yönelip peygamber (a.s)’ı dinlemeyince Rasulullah efendimiz üzülüyor, sıkılıyor, ruhu daralıyordu da Rabbi-miz buyurdu ki: Sakın ha, sakın! peygamberim, sen onların bu abuk sabuk sözlerine aldırış etme. Onlar seni ve Rabbini şartlandırmak istiyorlar. Kendilerine kendilerinin istedikleri cinsten şeyler indirilme-sini istiyorlar. Onlar kendilerine, kendi arzularına, kendi şehvetlerine, kendi hevâ ve heveslerine tapınmak istiyorlar. Sakın insanlar ne der? El âlem ne düşünür? diye bir hesabın içine girerek şunları şunları du-yurmayayım deme. Çünkü bu din, bu âyetler senden değildir. Bu din Rabbindendir ve sen sadece Rabbinden gelenleri tebliğle görevlisin. Eğer sana gelenler senden mal mülk istemek için geliyorlarsa, hazine için geliyorlarsa, gaybı bilmen için geliyorlarsa hiç gelmesinler. Senin işin bunlar değil, senin görevin bunlar değil. Sen sadece cennet ve cehennemle uyarıcısın. İşte Yusuf’la, Yunusla, Hut’la uyarıcısın. Sen yoluna devam et çünkü: her şeye vekildir.Vekaletini ’a ver, O’na güven, O’na dayan, O’na tevekkül et, işini O’na havale et ve görevine devam et, uyarına devam et. O dilerse melek de gönderir, hazine de gönderir, ya da göndermez. Dün peygamberine bunu söyleyen Rabbimiz bugün bize de aynı şeyi söylüyor. Bizler de insanların tutumlarından dolayı tavrımızı değiştirmeyeceğiz, sadece Rabbimize güvenecek, işimizi O’na havale edecek ve uyarımızı sürdüreceğiz. Bize de aynı şeyleri söyleyecekler. Bunların ne paraları var, ne pulları var, ne büyük şirketleri var, ne ruhani güçleri var, ne gaybı biliyorlar diyecekler. İşte peygambere de dendi bunlar. Bu tür zırvalar karşısında ne kalplerimiz sıkılacak, ne morallerimiz bozulacak, ne de ’ın âyetlerinden kimilerini okumaktan, duyurmaktan vazgeçeceğiz.
’ın Resûlü bu sözleri söylemeye başlamadan önce kırk yıl aralarında kalmıştı. Çocukluğu, gençliği aralarında, gözlerinin önünde geçmişti ve daha önce kendisinden böyle şeyler duymamışlardı. Yâni bu tür sözleri bir beşerin, bir insanın söyleyemeyeceğini kendileri de pek âlâ biliyorlardı. Bir delinin, bir şairin, bir kâhinin asla bunları söyleyemeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Biliyorlardı ama yine de insanları şartlandırabilmek için böyle diyorlardı. Onların bu iddialarına karşılık Rabbimiz de buyurdu ki: Haydi o zaman bu Kur’an’a benzer uydurulmuş on sûre ge-tirin bakalım. Haydi buyurun bu kitabın sûrelerinin benzeri on sûre getirin. Madem ki bir beşerin uydurabileceğini söylüyorsunuz, haydi öteki beşerleriniz bir on sûre uydursunlar. Haydi dûnunda, berisinde ne kadar yardımcılarınız varsa, ne kadar şairleriniz, edipleriniz, hukukçularınız, ekonomistleriniz, siyasileriniz, proflarınız, putlarınız, ilâhlarınız varsa onları da yardıma çağırın. Eğer yapabilecekseniz, eğer sadıksanız, eğer iddianızı eyleme geçirebilecekseniz haydi buyurun. Diyorsanız ki bunu peygamber kendisi uydurdu, o zaman haydi siz de benzer bir on sûre uydurun.
Mümkün müdür ki bunu ’tan başka birileri söyleyebilsin? Yaratılışı gündeme getiren bir sûre. Göklerin ve yerin yaratılışından bahseden, Âdem (a.s)dan söz eden, arştan, kürsiden bahseden bir sûre, insanı anlatan, hayatı anlatan, ’ı anlatan, âhireti, cenneti, cehennemi anlatan, ekonomik hayatın, hukukun, sosyal yapının yasalarını ortaya koyan bir sûreyi kim getirebilecek ki ’tan başka? Yâni muhtevayı getirmeleri mümkün olmadığı gibi, edebi yönden, belâgat ve fesahat yönünden de böyle bir sözü söylemeleri mümkün değildir.
Hani diyorlar ya adamlar: Efendim büyük düşünmek lâzım. Büyük hedefler çizmek lâzım. Hedefimize ulaştık. Düşündüğümüz noktaya geldik. Siyasal, ekonomik planlarımızı gerçekleştirdik. İşte böyle dünya hayatı hesabı içine girenlere girdikleri hesap ve hesaba ulaşmak için gerçekleştirdikleri eylem kadar onlara veririm di-yor. Tabii şu anda çok zenginlerin nasıl zengin olduklarını da anlıyo-ruz buradan. Adamlar kafaya onu takmışlar, onu hedeflemişler, onun hesabını yapmışlar, da vermiş. Sonunda büyük makamlara, mevkilere, müesseselere, fabrikalara, mallara, mülklere, herkesin im-rendiği şeylere ulaşıyor adamlar.
Bu dünyacıların, bu dünyayı kıble edinenlerin, hesaplarını dünya adına yapanların, dünyada güç ve kuvvet sahiplerinin, eğe-menlerin himayesi altına girerek onlar sayesinde daha büyük dünya güçlerine, daha büyük dünya menfaatlerine sahip olma hesabı içine girenlerin âhirette nasipleri ancak ateştir. Dünyada onların tüm yaptıkları, tüm planladıkları, tüm kazandıkları boşa gitmiştir. Tüm amelleri de bâtıl olmuştur.
Evet kim ’ın bu kitabını bir kenara bırakarak dünya hesabı içine girerse, kitap ve peygamberin istediklerini görmezden gelerek kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde kendisine bir düzen, bir hedef oluşturur, bir dünya saltanatı peşine takılırsa işte bu adam dünyanın malına, mülküne, saltanatına ulaşır, ama öbür tarafta onun nasibi ancak ateştir, gideceği yer cehennemdir. Bu dünyada yaptıklarının tamamı da boşa gitmiştir.
Bu kitabı reddedenler, peygamberi reddedenler, kitabın ve peygamberin istediği hayatı reddedenler genelde dünyacılardır. Dünyayı kıble edinenlerdir. Dünyayı hedefleyenler, dünyaya tapınanlar, dünya zevklerinden istifade konusunda hiçbir sınır kabul etmeyenler bu kitabı örtenlerdir. Kitabı ve peygamberi yok farz ederek kendi he-vâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamak isteyenlerin tüm yaptıkları, tüm kazandıkları boşa gitmiştir. Tüm amelleri bâtıl olmuştur. Hiçbir şeyleri öbür tarafa intikal etmeyecektir.
Zaten onlar hesaplarını bu dünya için yapmışlardı. Âhiret adına hiçbir yatırımları yoktu. Onun içindir ki kitabı kapatma, kitabı reddetme pahasına, peygamberi diskalifiye etme pahasına bu dünyada kazandıklarının hiçbirisi değerlendirilmeye tâbi tutulmayacaktır
|