|
Yakup
|
 |
« : Ağustos 16, 2010, 12:57:59 ÖÖ » |
|
Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail’le birlikte temellerinden takva ve teslimiyet üzere yükselttikleri Beyt’ül Atik’e, Kabe’ye ev sahipliği yapan Mekke, sonradan şirkin, tuğyanın, sömürü ve zulmün egemen olduğu koyu bir cahiliye karanlığına gömülmüştü. Tevhid sembolü olan Kabe putlarla doldurulmuş, şirke dayalı muharref bir inanç sistemi ve bu inanç sisteminden nemalanan Aristokrasinin teşkil ettiği Dar’un Nedve merkezli oligarşi düzeni, emin belde Mekke’yi zulüm ve sömürü çarklarıyla idare etmekteydi. İnsanlar köle olarak alınıp satılıyor ve hiçbir hak sahibi olarak görülmüyorlar, yetim ve yoksullar gözetilmiyor, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi çok yaygın bir uygulama olarak süregidiyordu.
Abdullah oğlu Muhammed, cahiliye karanlığının çıkmazında bulunan Mekke’nin sakinlerinden biriydi. Yetim ve öksüz olarak önce dedesinin, ardından da amcasının himayesinde büyüyüp hayata atılmış olan Muhammed bin Abdullah, Mekke’deki şirk ve tuğyana dayalı cahili işleyişi gözlemliyor, bu utanç verici karanlıktan uzak durmanın ve bu karanlığı aydınlığa tebdil etmenin yolunu arıyordu. O da Mekke’nin kahir ekseriyeti gibi ümmi idi, yani iman nedir, Kitab nedir bilmiyordu. (1) Fakat mevcut durumun yanlış olduğunu görüyor ve cahiliye kirine bulaşmama cehdini güçlü şekilde ortaya koyuyordu. O, Emin Belde’nin Muhammed’ul Emin’iydi. Mekkelilerin güven ve sempatilerini kazanmıştı.
Otuzbeş yaşına geldiğinde, hiçbir beşeri söylem ve doktrinin çare olamadığı bu arayışı, farklı bir boyut kazandı. O yıl Ramazan ayı geldiğinde Nur Dağı’nda yer alan Hira mağarasına çekilip günlerini tefekkür ve ibadetle geçirmeye başladı. Ondan sonraki yıllarda da Ramazan ayını Hira’da bu manevi arayışla geçirmeyi sürdürdü. Kırk yaşına ulaştığında beşinci defa Ramazan ayını Hira’da geçirmek için Nur Dağı’nın yolunu tutmuştu. Yine tefekkür ve ibadetle geçen bir günün gecesi (Kadir Gecesi) aradığı aydınlığın ilk hüzmesi kendisine iletildi. Alak Suresi’nin ilk beş ayetinin nüzulü, yeryüzünde başlayacak olan yeni bir Rabbani ihya ve inşa hareketinin ilk adımıydı.
Muhatap olduğu bu harikulade gelişmeyle sarsılan Hz. Muhammed (a.s.), ’ın Rasulü olarak, kıyamete dek sürecek kutlu bir davanın öncüsü ve önderi olarak Hira’dan şehirlerin anası Mekke’ye dönecekti. Sarsılmış, endişeye kapılmış, bu harikulade hadisenin ağırlığı altında ezilmişti. Evine ulaştığında yatağına yatıp “Beni örtün, beni örtün” diye seslendi.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Yakup
|
 |
« Yanıtla #1 : Ağustos 16, 2010, 12:59:08 ÖÖ » |
|
Yaşadığı hadise karşısında sarsılmaması, endişeye kapılmaması mümkün olamazdı. Fakat yüce kendisini alemlere rahmet olarak, insanlığın son kılavuzu Kur’an’ın elçisi olarak seçmişti ve kendisine bir güçlük yüklemeyecekti.
Eşi Hatice, evlat edindiği Zeyd bin Harise, amcaoğlu Ali, yakın arkadaşı Ebu Bekir Rasulü’nün davetine ilk icabet edenler oldular. Kısa zaman içerisinde Ebu Zerr Gifari, Sad bin Ebi Vakkas, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Talha bin Ubeydullah, Osman bin Affan gibi isimlerin iman etmesiyle halka genişlemeye başladı.
İlk inen ayetlerle birlikte, Rasulü’nün şahsında, yeryüzünde tevhid ve adalet sancağını dalgalandıracak Kur’an Nesli’nin inşa süreci de başlamıştı. Ardından peyderpey inen ayetlerle, Rabbani yolun işaret taşları gediğine konuyor, öncü neslin takip edeceği yol ve yöntemler bir gergef misali örülüyordu.
İlk mesajlar olan Alak Suresi ve Kalem Suresi’nin ilk bölümleri kaleme, yazıya ve okumaya vurgu yapıyor, böylece atalar kültüne mutlak bağlılığa dayalı cahiliye karanlığına karşı, insanlar sahih bilginin ve belgeye dayanmanın aydınlığına çağırılıyordu.
Müzzemmil Suresi’nin ilk ayetleriyle içe dönük bir inşa seferberliğine davet edilen ilk Müminler (2), Müddessir Suresi’nin ilk ayetleriyle de dışa dönük inşa faaliyeti için mücadeleye çağırılıyordu. (3)
Hz. Peygamber ve ilk Müminler evlerde sürekli bir araya geliyor, namazlarını cemaat halinde kılıp Kur’an dersleri yapıyor ve böylece filizlenmekte olan ilk İslam toplumunun temellerini atıyorlardı.
Kur’an, ilk dönemden itibaren Müminleri sosyal ve siyasal sorunlara karşı duyarlılığa yönlendiriyor, onları Mekke oligarşisinin zulüm ve sömürü çarkları karşısında bilinçlendirmeyi amaçlıyordu. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi, insanların mallarının haksız yere yenilmesi, yetimlerin mallarının gasbedilmesi, yoksulların gözetilmemesi ilk dönemde nazil olan ayetlerde konu edilmiş, Müminlere, zulüm ve sömürü çarklarını çeviren Mekke oligarşisine itaat etmemeleri, onlara karşı dik durmaları ve onlarla asla uzlaşmaya yanaşmamaları emredilmiştir. İlk dönemin mesajlarından biri de, Müminlerin şirke dayalı siyasi ve ictimai işleyişten hicret edip kendi işleyişlerini tesis etmeleri yönünde olmuştur. (4)
Hz. Peygamber ve beraberindeki bir avuç Mümin ilk günden itibaren Rabbani mesajları toplumla buluşturma mücadelesine girişmişlerdi. Kur’an mesajlarını gerek fert fert çevrelerine, gerekse toplu olarak Mekke ahalisine iletmek için sistematik bir davet çalışmasına koyulan Hz. Peygamber ve ilk Müminler, kısa zaman içinde Mekke oligarşisini rahatsız edecek bir etkinliğe ulaşmayı başarmışlardı. İslam daveti, ilk günden itibaren temelde açık ve açıktan bir davet olarak toplumun gündemine taşınmaya başlanmıştı. Yani esas olan açık davetti. Gizli davet de kaçınılmaz olarak başvurulan bir yöntemdi tabii ki, fakat asıl ve yaygın olan açık davetti. Ayrıca şu da belirtilmeli ki, açık ve gizli davet birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı işlevine sahip bulunuyorlardı ve açık davetle eş zamanlı olarak gizli davet yöntemine de başvurulmaktaydı.
Mekke oligarşisi her geçen gün etkisini artıran İslam davetini engellemenin yollarını aramaya başlamıştı. Müslümanların sonradan kendisini Ebu Cehil olarak niteleyeceği Amr bin Hişam ve Hz. Peygamber’in amcası Ebu Leheb (asıl ismi Abduluzza’dır) İslam davetinin karşısına en sert biçimde çıkan iki müşrik lider olmuştu. Bu iki isim başta olmak üzere Mekke egemenleri Hz. Peygamber ve beraberindeki Müminlere yönelik baskılarını sürekli artan bir dozda sürdürüyor, alay, tehdit ve hakaretle başlayıp giderek taciz ve fiziki işkenceye dönüşen yöntemlerle Müminleri davet çalışmasından alıkoymaya çalışıyorlardı. (Devam edecek)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 16, 2010, 01:00:07 ÖÖ Gönderen: Yakup »
|
Logged
|
|
|
|
|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #2 : Ağustos 17, 2010, 02:37:38 ÖÖ » |
|
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 17, 2010, 02:38:14 ÖÖ Gönderen: RUMEYSA »
|
Logged
|
Bismillahirrahmanirrahim 48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı (Tevbe suresi-48).
|
|
|
|
|
|
ruveyda
|
 |
« Yanıtla #4 : Ağustos 17, 2010, 11:58:35 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|