Selamün aleykün Sade kardeşim.
1-)Kitap okumayı severmisin,genelde ne tür kitaplar okursun.
2-)Genel manada islami vahdet hakkında ne düşünüyorsun.
3-)Kendimizin ve toplumun hayatını yönlendirirken dikkat edeceğimiz nokta nedir.
4-)Enfal Suresi 24.ve 25.ayetleri hakkında küçük bir araştıma yapsan nasıl bir sonuca ulaşırsın.
5-)Kur'anı Kerimi mealen okurken tefsirlere müracaat ediyormusun.
6-)Kur'anda geçen "Yalnızca müslüman olmak" lafzı sende neyi ifade ediyor.
7-)Darul Harp,Darul İslam nedir,hısaca ifade edermisin.
razı olsun kardeşim.Bilinçlenme adına birbirimize yardımcı olmalıyız değilmi. SELAM WE DUA ILE
1-Cok sewerım,ıslamı kıtapları okurum
2-Birlik. Tasavvufta her şeyi bir olarak ve bir içinde, nesneleri

ile görmek,Tasavvuf anlayışına göre vahdete ulaşılabilmesi için dört engelin ortadan kaldırılması gerekir. Bu eylem, dört kirlilik halinden arınmayı dile getirir. İlk engel, bedenin ve giysilerin kirli oluşudur. Beden ve giysilerin kirden arındırılması vahdete doğru atılan ilk adımdır. İkinci engel, gönülde yerleşen günah ve vesveselerin oluşturduğu kirliliktir. Gönül, günah ve vesvese kirinden arındırılarak

için hazırlanmalıdır. Üçüncü engel, kötü huyların oluşturduğu ahlakî kirliliktir. Kötü huylar insanı hayvanlar düzeyine indirir. Ahlakı kötü huylardan kurtararak hayvanlık düzeyinden çıkılmalıdır. Dördüncü engel,

dışındaki varlıkların oluşturduğu sırdaki kirliliktir. Sırrı

dışındaki varlıklardan arındırarak orada yalnız

'a yer vermelidir.
3_bunun en kısa ve en guzel cevapı sudur toplumumu duzltmek ıcın once kendımızı kındımızı duzeltmek ıcınse kuran
ve sunnetı baz almamız lazım
4-008.024] Ey iman edenler; sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman;

'a ve Rasulüne icabet edin. Hem bilin ki;

şüphesiz kişi ile kalbi arasına girer. Ve muhakkak O'na dönüp toplanacaksınız.
[008.025] Bir de fitneden sakının ki; içinizden yalnız zulmedenlere erişmekle kalmaz. Hem bilin ki; muhakkak

azabı şiddetli olandır.
Mü'minler, eğer

'tan korkarak hareket ederlerse,

'ın kendilerine doğru ile yanlışı ayırdetmelerini sağlayan Furkan'ı yani tüm isleri doğru bir şekilde anlamaya yarayacak gerçek bilgiyi vereceği konusunda temin edilmektedirler. Böylece, mü'minler eğer isterlerse

'ın dileğini yerine getirebilir ve O'nun tasdik ettiği yolu takip edebilirler. Bu Furkan, her zaman bir sinyal görevi görecek, onlara doğru yolu, Hakk'ın yolunu gösterecek ve onları sapık yollara, şeytanın yollarına karşı uyaracaktır.
5-ewt tefsır dınlıyorum we okuyorum,,,
6-İslâm dinini kabul eden, MÜSLÜMAN

'a teslim olmuş kişi.
"Es.le.me" fiilinin ism-i faili olup "İslâm" ile aynı kökten gelir. İslâm lügatta itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, kendini

'a vermek, ihlaslı davranmak, samimiyetle ve içten gelerek yönelmek, müslüman olmak, İslâm'a girmek; Yüce

'a itaat etmek, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in getirdiği din adına bildirmiş olduğu şeylerin hepsini benimsemek, şer'î hükümlere bağlılık göstermek, İslâmiyeti bir din olarak kabul etmektir (Bkz. el-Bakara: 2/112, 131-133; Âlu İmrân: 3/20, 83; en-Nisa: 4/125; el-Mâide, 5/44; el-En'âm: 6/14; en-Nahl: 16/81-83; el-Hacc: 22/34; en-Neml: 27/44; Lokman: 31/22, es-Sâffât: 37/103; ez-Zümer: 39/54; el-Fetih: 48/16; el-Cinn: 72/14).
7-darul harp:Harp ülkesi, küfür ülkesi, savaş alanı. İslâm'ın siyasî otoritesnin dışında kalmış olup, yönetim tarzı ve yürürlükteki hukuku İslâmî olmayan bölgeler. Genel olarak İslâm hukukunda kâfir ve İslâm düşmanı yöneticilerin hâkimiyet ve yönetimleri altındaki toprakları anlatmada kullanılır. Bu terim, Kur'ân-ı Kerim'de zikredilmemekte, ancak hadis-i şeriflerde geçmektedir. Hz. Peygamber'in "darü'l harb'te hadler tatbik edilmez" buyurduğu rivayet edilmiştir.
darul ıslam:Islâmî hükümlerin tam anlamıyla uygulandığı ve başında halifenin bulunduğu devlet; Islâm yurduna Dârü'L-Islâm denir.
Bir devletteki yönetim ve egemenlik şekli o ülkenin müslüman bir ülke olup olmadığını belirlemektedir. Islâmî açıdan bunu incelerken bu noktadan hareket etmek gerekir.
Kur'ân-ı Kerim'de dâru'l-Islâm ve dâru'l-harp* tabirleri geçmemektedir.
Islâm ümmetinin vatanı,

'ın mülkü olan yeryüzünün tamamıdır:
"Göklerin ve yerin mülkü

'ındır." Yeryüzünün sahipleri ise

'a inanan müslümanlardır.
"

sizden, iman edip iyi amel işleyenlere: "Onlardan öncekileri nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir." (diye) va'detti." (en-Nur, 24/55) ve:
"Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: -Yeryüzüne mutlaka iyi kullarım vâris olacak (bu yer onların eline geçecek) diye yazmıştık. " (el-Enbiyâ, 21/105).
Bu âyetler muvacehesinde Cenâb-ı Hak, yeryüzünün tamamına sahip olma hakkını mü'minlere tanımıştır. Ancak bu şekilde yeryüzünün tamamı onlara vatan olabilir. Bu hakkıelde etmeyi de

, müslümanlara bir görev olarak vermiştir:
"Ey iman edenler, kâfirlerden size yakın bulunanlarla savaşın (onlar) sizde (kendilerine karşı) bir sertlik (ve Şiddet) bulsunlar. Biliniz ki,

, takva sahipleriyle beraberdir." (et-Tevbe, 9/123).
"Fitneden eser kalmayıncaya ve din tamamen

'ın oluncaya kadar (o müşriklerle) savaşın, eğer (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur." (el-Bakara, 2/191).
Yeryüzünün hâkimiyeti yalnız ve yalnız

'a mahsustur.
ALLAH RAZI OLSUN