Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: GERÇEK MÜ'MİN  (Okunma Sayısı 31 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
*****

Karma: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1212



« : Şubat 08, 2012, 07:05:09 ÖÖ »

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Gerçek Mü'min
Şimdi -u Teâlâ'nın dinine göre mü’min kimdir onu açıklayalım…
-u Teâlâ mü’mini bir ayetinde şöyle tarif ediyor:

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا         
"Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe ve sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde hiçbir sıkıntı bulunmadan teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)

Bu ayette -u Teâlâ kendisinden kalplerin titrediği ve bedenlerin ürperdiği bir yeminle kendi nefsine yemin ediyor.
Öyle ki; her kim, hayatın her alanında, küçük veya büyük her meselede Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e muhakeme olmaz veya o hükmettiğinde onun hükmünü kabul etmez veya hükmü kabul ettiği halde kalbi verilen hükme karşı razı olmaz ya da kalbinde kabul ettiği halde zahirde o hükme karşı tam bir teslimiyetle teslim olmazsa işte bu şahıs iman iddiasında bulunsa bile -u Teâlâ yemin ediyor ki bu kimse mü’min değildir.
Zira iman; ancak sağken Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e muhakeme olmak ve ölümünden sonra ise  Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in -u Teâlâ'dan getirmiş olduğu kitaba ve sünnete muhakeme olmak; onun hükmünü kalbin memnuniyetiyle birlikte iyi bir şekilde kabul etmek, onun hükmü söz konusu olduğunda bu hükme karşı bir sıkıntı veya şüphe duymamak ve tam bir teslimiyetle bu hükme teslim olmaktır.
Şayet bütün bu hallerin hepsi birlikte ortaya konmazsa dil ile varolduğu iddia edilse bile iman ve İslam söz konusu olamaz.
Öyle ki bir insanın müslümanlar ve mü’minlerden sayılabilmesi için o kimsenin, hayatının küçük ve büyük her meselesinde -u Teâlâ'nın kitabına ve rasulünün sünnetine muhakeme olması, bununla da yetinmeyip verilen hükme zahiren ve batinen tam bir teslimiyetle teslim olması, bağlanması ve razı olması da gerekir.

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
İster büyük meselede olsun, ister küçük meselede olsun O, hükmünde kendisine asla ortak kabul etmez. İşte bu ibadet sadece O’nun hakkıdır. Bu sebeple ne konuda ve kime olursa olsun O’ndan başkası için yapılması asla caiz değildir.

-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ
"Hüküm vermek ’a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O’na ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf: 40)

Şayet iddianız taguta sevgi göstermediğiniz ve onu inkar ettiğiniz, bununla birlikte ona muhakeme olduğunuz şeklinde ise o zaman ameliniz iddianızı yalanlamaktadır. Zira siz gerçekten tagutu inkar etseydiniz ve ona kalben buğzetseydiniz, küçük veya büyük hiçbir meselede ona muhakeme olmazdınız. Velev ki hakkınız zayi olsa (elden gitse) bile...Öyle ki rızık -u Teâlâ'dandır. Onu hiç kimse artırmaya veya eksiltmeye güç yetiremez.
Gerçek şu ki; -u Teâlâ'dan başkasına muhakeme olma meselesi, hak ve hukuk ya da bunların zayi olması (elden gitmesi) meselesi değildir. Şüphesiz ki o, ibadetlerden birisini -u Teâlâ'dan başkasına yapmak ve -u Teâlâ'nın haklarından bir hakkı -u Teâlâ'dan başkasına vermek, böylece bir kimseyi ya da kimseleri -u Teâlâ seviyesine yükseltmektir. İşte bu, küfür ve şirkin ta kendisidir...
-u Teâlâ bu kimselerin iman iddialarını reddediyor ve onlara müslümanlar olarak bakmıyor. Velev ki onlar Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e indirilene iman ettiklerini iddia ediyor olsalar bile... Çünkü onlar iman iddialarıyla birlikte, gerçek imanla aynı anda bir arada bulunamayacak bir ameli işlemeyi istemektedirler. Oysa her kim -u Teâlâ'ya doğru iman ederse kesinlikle o kimse gerek nefsinde ve gerek amelinde taguta muhakeme olmayı istemez.
-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا
"Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor." (Nisa: 60)

İşte bu ayet, iman iddialarıyla birlikte taguta muhakeme olmak isteyenleri şeytanın saptırmak istediğini açığa çıkarıyor.
Öyle ki onlara:
"Taguta muhakeme olmayı istedikleri ve ona muhakeme oldukları halde iman üzerinde kalacaklarına dair vesvese veriyor, onları kandırıyor, amellerini süslü göstererek onları buna inandırıyor."
İşte -u Teâlâ'nın:

( وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا )
"Şeytan onları derin bir sapıklığa dü-şürmek istiyor" sözü bu manadadır.
şeyh Süleyman b. Sehman’a zaruret altında taguta muhakeme olmak konusunda sorulduğunda şöyle dedi:
"İkincisi: Taguta muhakeme olmanın küfür olduğunu öğrendikten sonra sana şöyle denir:
-u Teâlâ kitabında küfrün, öldürmekten daha büyük olduğunu şöyle zikretti:

وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ
"Fitne öldürmekten daha şiddetlidir." (Bakara: 191)

وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ
"Fitne öldürmekten daha büyüktür."  (Bakara: 217)

Bu ayetlerde geçen (فِتْنَةُ) "fitne" den kasıt; küfür ve şirktir.
Bil ki! Gerek çölde yaşayan ve gerekse şehirde yaşayanların hepsinin, birbirleriyle ta yok oluncaya kadar savaşmaları, İslam şeriatine ve Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği hükümlere muhalefet eden ve başka hükümlerle hükmeden tagutu, aralarındaki ihtilafı çözme konusunda hakem tayin etmelerinden daha ehvendir.
Üçüncüsü: Eğer muhakeme olmak küfürse ve ihtilaf dünya içinse, o zaman nasıl olur da dünya için küfre girersin?
O halde -u Teâlâ ve rasulü her şeyden daha sevgili olmadıkça hiç kimse iman etmiş olmaz. Aynı şekilde Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça hiç kimse iman etmiş olmaz.
Bütün dünyan gitse de tagutun mahkemesine muhakeme olmak senin için asla caiz olmaz.
Şayet sana ya elindeki  her şeyi vereceksin veya taguta muhakeme olacaksın denilirse, sana farz olan şey; elindeki her şeyi vermen fakat taguta asla muhakeme olmamandır. (Eddureru’s Seniye Mürtedin hükmü bölümü s: 275)
Şu ayetleri dikkatlice okuduğumuzda bu meseleyi daha iyi anlarız.

-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَى لَهُم ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الْأَمْرِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمْ الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ ْ
"Kendilerine doğru yol açıkca belli olduktan sonra mürted olup tekrar küfre dönenlerin yaptıklarını şeytan kendilerine hoş göstermiştir. Çünkü onlar ’ın indirdiklerini hoş karşılamayanlara: "Biz size ileride bazı hususlarda itaat edeceğiz" dediler. Halbuki onların gizlediklerini biliyor. Ya melekler yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken halleri nice olacak?"

Çünkü onlar ’ı gazablandıracak şeylere uydular ve O’nun rızasını hoş karşılamadılar. Bunun üzerine da onların amellerini boşa çıkarıverdi." (Muhammed: 25-28)  
İslam’a girmek için birinci şart olan "tagutu red" konusunu örneklerle net bir şekilde açıkladık. Şimdi ikinci şart olan "iman" meselesini açıklayalım.
İkinci şart: -u Teâlâ'ya İman:
İmanın şartları -u Teâlâ'nın farz kıldığı gibi altıdır.
Bu şartlara, nefislerimizin istediği gibi değil de -u Teâlâ'nın istediği gibi doğru bir şekilde iman olmaksızın -u Teâlâ'nın kabul ettiği sahih iman gerçekleşmez. Bu şartlardan bir tanesi ihlal edilir veya eksik yapılırsa -u Teâlâ’nın kabul ettiği iman ve İslam söz konusu olmaz.

-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
"Ey inananlar! ’a, rasulüne, rasulüne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösterin. Kim ’ı, meleklerini, kitaplarını, rasullerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır." (Nisa: 136)
Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #1 : Şubat 14, 2012, 10:55:56 ÖS »

Logged

ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #2 : Şubat 14, 2012, 10:56:17 ÖS »

Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: