|
Yakup
|
 |
« : Aralık 17, 2008, 03:54:53 ÖÖ » |
|
Yüce , Adem'e (a) ve O'nun şahsında kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlara hitaben: "Artık, Benden "'size bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz" buyurarak insanları dalaletten hidayete, cehaletten hilme çağırmıştır.
Artık kim 'ın zikrinden, hidayet ve hidayet rehberlerinden yüz çevirmişse, dünyada sıkıntı çektiği gibi,
kıyamette de kör olarak haşredilecektir. Kur'an'a göre insanın hidayeti reddetmesi, dalalet ve cehalettir.
Bu da karanlıklar içerisinde kalakalmaktır. Karanlığın karşılığı, nur; karanlıklardan kurtulanın vasfı da münevver- aydındır. Bunlar aynı zamanda cehaletin ve cahilin karşıtlarıdır. Yani hidayete çağırırken, şeytan ve taifesi de dalalete, cehalete çağıracaklardır. Demek ki hidayet - dalalet, nur-zulumat, hilim-cehalet ikilemleri tarih boyunca birbirlerini yok etmek için deveran edip durmaktadır.
Tarih boyunca gelen her peygamber, cehalet ve dalaleti izale edip, İslam'ı yerleştirebilmek için gayret göstermiştir. Ne ki cehalet ve dalalet bataklıklarında olanlar hakkı tebliğ eden Resullerinden yüz çevirmişlerdir.
Dahası bu kimseler gerçekte kendilerine ait sıfatlarla 'ın elçilerini itham etmişlerdir.
Bahsi geçen önceki peygamberlerin başına gelenlerin benzeri Muhammed'in (s) de başına geldi. Ebu Cehiller, cehaletlerini- zorbalıklarım sürdürmek için ellerinden geleni esirgemediler. O'nu da sihirbazlık,
yalancılık, şairlik ve mecnunluk ile itham ettiler.
Ne var ki ilk dönemden itibaren Cahiliye Arapları'nın her tür zorluk ve zorbalıklarına maruz kalınmasına rağmen,
müslümanlar hızla çoğalır. Bu arada İslam'ın geniş bir coğrafyaya yayılması, cahiliye-ye karşı galip gelmesi ve bu galibiyetin görüntüde bile olsa asırlarca sürmesi, cehaletin, adeta İslam öncesi Arap müşriklerine ait bir hal olduğu ve İslam ile birlikte bu devrin kapandığı intibaını vermiştir. Dolayısıyla o dönem bir 'Cahiliye Dönemi' olarak anıla-gelmiştir.
Yine de bu döneme, İslam'a ve müslümanlara zorbalığın her türlüsüyle karşı konulduğu için,
'Cahiliyet Devri' denilmesi ve bunun bir daha geri dönmeyeceği yaygın bir kanaat haline gelmiş idi ise de bunun salt o devre ait olmadığı ve şartların oluşmasıyla her an için belirebileceği kısa sürede anlaşılmıştır.
Nitekim çeşitli rivayetler de bunu doğrular mahiyettedir. Dahası bu, her ne kadar Peygamber (s) müdahale ederek durumu düzeltmiş ise de O'nun terbiyesinden geçmiş olan o neslin bile nasıl da kolay bir şekilde şeytanın iğvasma maruz kalabildiklerini göstermektedir.
Esasen insanlar, topluluk olarak İslam'ın nuruyla ne kadar aydınlanıp çevrelerini bununla aydınlatmışlarsa,
cehalet karanlıklarından da o kadar uzaklaşabilmişlerdir. Nitekim böylesi bir aydınlık dönemi, Peygamberimiz zamanında gerçekleşmiş olarak görmekteyiz. Ne ki Peygamber'in (s) ahirete irtihaliyle bu aydınlık fazla uzun sürmemiş, bu defa cahiliyenin azgınlığının alametleri yine yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.
Her ne kadar Peygamberimizin müslümanların cahiliye ortamı ve cehalet vasıflarına maruz kalmamaları için 'Kitaba' bağlılığı öngören emri varid olmuşsa da ne yazık ki bu emrin tezahürleri süreç içerisinde topluluk yerine
daha çok munferid insanlarda görülegelmiştir. Böylece cehalet yine galebe çalmaya başlamış, ama bu defa modern bir cahiliyeye dönüşmüştür
Mustafa Akman, Kur'an'da Cahil Cahiliye Cehalet, Buruc Yayınları, Temmuz 2005: 16-19.
|