|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« : Haziran 10, 2009, 09:49:15 ÖÖ » |
|
S.a. Gelin hep beraber Rabbimizin isimlerini inceliyelim.Her katılan arkadaşımız Yüce Rabbimizin bir ismini anlatsın bize. Bakalım ne kadar tanıyoruz?  Gelin hep beraber Esma-ül Hüsnayı öğrenelim.. Yüce şöyle buyurmaktadır: "Bu kitabın indirilmesi, Aziz ve Alim olan 'tandır. Günahı bağışlayan tövbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi ( 'tan) o'ndan başka ilah yoktur."(Mü'min süresi) "Haberin olsun üstün ve bağışlayan O'dur."(Zümer süresi) "Hiç şüphe yok ki, Afüv'dur,Gafür(bağışlayıcı) dır.(Hac süresi 60) Gafür, çok bağışlayan, örten anlamındadır. kullarını sadece bir kere değil defalarca bağışlar. Ebu Hüreyre anlatıyor. HZ: Peygamberin şöyle dediğini işittim "Bir kul günah işlediğinde "Ya rabbi! bir günah işledim, beni bağışla " derse Rabbi "Demek kulum, günahları bağışlayan ve cezalandırmayan bir Rabbi olduğunu bildi? O halde kulumu bağışladım" der. Sonra 'ın dilediği kadar bir süre geçer, kul yine bir günah işler ve, "Rabbim bir günah daha işledim beni bağışla " der. Rabbi yine " Demek kulum günahları bağışlayan ve cezalandırmayan bir Rabbi olduğunu bildi? O halde kulumu bağışladım " der.
Kulun günahtan Türeyen Üç İsmi Vardır. Zalim Zalüm Zallam. Zalim: Bu isim şu ayette geçer,"Artık onlardan kimi kendi nefsine zülmeder."(Fatır, 32) Zalüm: "Çünkü o çok zalim,çok cahildir."(Ahzab, 72) Zallam: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım!(Zümer, 53) Günah işlemede aşırı giden kimse zallamdır.
(c.c) günah işlemeyi terkedip samimiyetle tevbe edenin tevbesini kabul edeceğini Kuran_ı Kerimin pek çok ayetinde defalarca tekrarlar.Her müslüman bir günah işlediğinde bunu saklamalı asla açığa vurmamalıdır. Günahını 'a bildirmeli ondan af dilemelidir. "Kul, günahını itiraf eder ve tevbe ederse , tevbesini kabul eder.(Hadisi Şerif)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 01, 2009, 02:39:28 ÖÖ Gönderen: güliçkimi »
|
Logged
|
|
|
|
|
Yakup
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 13, 2009, 10:20:12 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 14, 2009, 01:56:09 ÖÖ » |
|
 Gelin hep beraber Esma-ül Hüsnayı öğrenelim.. EL- KAYYUM ismi Cenab-ı 'ın isimlerinden birisi de kayyum ismidir. Bu kâinatın yaratıcısı kayyumdur. Yani bizatihi kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya onunla ayakta durur, devam eder. Kâinatta büyük-küçük canlı-cansız herşey bütün varlıklar Cenab-ı Hakkın kayyum ismiyle ayakta durur, varlığını devam ettirir. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun kayyumiyet nisbeti kesilse, kâinat mahvolur. Evet Cenab-ı ın ne zatında, ne sıfatında ve ne de fiillerinde eşi ve benzeri yoktur, ortağı olamaz. Bir evi veya bir sarayı kolayca idare eder gibi bütün kâinatı bütün varlıklarıyla beraber idare eden, terbiye eden sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi bir zatın elbette benzeri, ortağı olmaz ve olamaz. Evet bir zat ki ona yıldızların yaratılması, zerrelerin yaratılması kadar kolay gele.. ve en büyük şey en küçük şey gibi kudretine musahhar ola.. ve hiçbir şey hiçbir şeye, hiçbir fiil hiçbir fiile mani olmaya.. ve hadsiz fertler bir fert gibi nazarında hazır ola.. ve bütün sesleri birden işite.. bütün varlıkların hadsiz ihtiyaçlarını birden yapabile.. ve hiçbir mekânda olmadığı halde, herbir yerde ve herbir mekânda kudretiyle, ilmiyle hâzır ola.. ve herşey ondan nihayet derecede uzak olduğu halde, o ise herşeye nihayet derecede yakın olabilen bir zâtı Hayy-ı Kayyum-u zü-l Celalin elbette hiçbir cihette misli, benzeri, ortağı olmaz ve olması imkânsızdır. İşte şu kainattaki yıldız ve gezegenlerin kıyamları, devamları ve bekaları kayyumiyet sırrına bağlıdır. Eğer o kayyumiyet cilvesi bir dakikada yüzünü çevirse, bir kısmı dünyamızdan bin defa büyük milyonlarla yıldızlar, fezanın uçsuz bucaksız boşluğunda dağılacak, birbirine çarpacak, darmadağan olacaklar. Kayyum-u zû-l Celal olan cenab-ı kayyum ismiyle; esir maddesi içinde hadsiz gök cisimlerine son derece bir düzen ve ölçü içinde kayyumiyet sırrıyla bir kıyam, bir beka, bir devam vermiştir. Bunlardan bazısı dünyamızdan bin ve bir kısmı bir milyon defa büyük milyonlarla o büyük küreleri direksiz, istinadsız, boşlukta durdurmakla beraber, her birine bir vazife vermiş ve gayet muhteşem bir ordu şeklinde "Emr-i kun feyekun" (cenab-ı bir şeyi dilediği zaman ona ol der, o iş hemen oluverir ) den gelen emirlere mutlak itaat ettirmesi kayyum isminin geniş bir tezahürüdür. Yine bunun gibi her bir varlığın zerreleri dahi yıldızlar gibi cenab-ı 'ın kayyum ismiyle varlığını devam ettiriyor. Evet hayat sahibi bir varlığın bedenindeki zerrelerin, herbir uzva mahsuz bir şekil ile küme küme toplanıp dağılmadıkları ve sel gibi akan unsurların fırtınaları içinde vaziyetlerini muhafaza edip dağılmamaları ve muntazaman durmaları gösterirki ; bu vaziyetleri kendi kendilerinden olmayıp, kayyumiyet sırrıyla varlıklarını devam ettirmektedirler. Yeryüzündeki bütün varlıklar ve gökyüzündeki yıldızlar nasıl kayyum ismi ile varlıklarını devam ettiriyorlarsa, bu zerreler dahi hadsiz dilleriyle kayyumiyet sırrını ilan ederler. Nasıl ki kâinat kayyumiyet sırrıyla kaimdir.. öyle de: kayyum isminin en mükemmel tezahürü olan insan ile, bir cihette kâinat kıyam bulur, yani kâinatın bir çok hikmetleri, maslahatları, gayeleri insana baktığı için adeta insandaki kayyumiyet cilvesi kâinata bir direktir. Evet kayyum olan cenab-ı Hak, bu kainatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan camiiyyeti itibariyle cenab-ı 'ın isimlerini anlar ve zevkeder. İşte zâtı Hayyı Kayyum insanı bütün kâinata bir merkez bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir nimet sofrası insana açmıştır. Ve kâinatı insana musahhar etmiş, insana hizmet ettirmiştir. Böylece kâinatın insan ile mazhar olduğu kayyumiyet sırrıyla bir cihette kâim olduğunun hikmeti ise insanın şu vazifeleridir. Zâtı Hayyı Kayyumun hitabına insan camiiyyeti itibariyle en mükemmel muhatap olduğundan, cenab-ı 'ın her biri birer sanat eseri olan varlıklarını hayret ile takdir ve tahsin etmekle sûbhanallah, maşaallah, bârekallah diyerek en yüksek sesli bir dellal olmak ve teşekkürlerin bütün nevileriyle, bütün nimetlerin nevilerine ve çeşit çeşit hadsiz ihsanlarına şükür ve hamd-ü sena etmektir. Cenab-ı bizi hakkıyla şükredenlerden eylesin.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bismillahirrahmanirrahim 48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı (Tevbe suresi-48).
|
|
|
|
|
elif
Ara Sıra Uğrar
Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 22
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 24, 2009, 08:28:52 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 26, 2009, 08:52:56 ÖÖ » |
|
 Gelin hep beraber Esma-ül Hüsnayı öğrenelim.. ALLAH(c.c) [/COLOR] O Bir O vardı, sadece O. O varken hiç kimse ve hiçbir şey yoktu. Her şey varlığını O’dan aldı, O var olduğu için mevcudat var oldu. O olmasaydı, ne olabilirdi? Herkes O’nu biliyor, O’nu hissediyor alenen söylemese de. Esasında en bilinen O, en çok anılan da.Bütün semavî kitapların haber verdiği, anlattığı, tanıttığı, övdüğü, yücelttiği en aşkın/müteal varlık O. Semavî kitapların sonuncusu Kur’an’ın “Hüve/O” diye bildirdiği O. O, bir bakıma “O” demekle bilinecek kadar aşikar olan, insanın zihninde bilinen, aklında bulunan. Tanıma ve tarife gerek kalmadan anlaşılabilen O. İşte Kur’an, O’nu anlatmak için “Hüve” diye başlıyor bazen söze. Çünkü bir O var herkesin bildiği, tanıdığı kabul etse de etmese de. O’nun Mutlak varlığını “Hüve” kelimesi ifade ediyor. Zatını ancak O bilir. Onun için biz O’na yalnız “O” diyerek O’nun zatını ve hüviyetini tarif edebiliriz. Zatını idrakten aciz olduğumuz bu Hüve, bu O, birdir, tektir ve hep birdir, yegane birdir, hakiki birdir ve bu birlik ve teklik yalnız O’na münhasırdır. Hiçbir şey O’na iştirak edemez. O, her bakımdan bir ve tektir. Fakat bu Müteal Varlık bize yakındır, bizi dinler, duyar; dua ettik mi, yalvardık mı, başımız sıkıştı mı, aman diledik mi bize yardım eder, bizi korur, bizi esirger. Onun için ibadet yalnız O’na yaraşır. Şükranlarımızı yalnız O’na arz etmek ve yalnız O’nun huzurunda boyun eğmek icap eder. O, herkesten ve her şeyden müstağnidir, fakat her şey ve herkes ona muhtaçtır. Onun için herkes O’na iltica eder ve ondan yardım diler. Hatta O’nu anmayanlar ve O’dan yardım istemeyenler, hatta onun varlığını inkar edenler, içinden çıkamadıkları bir buhran ile karşılaştıkları zaman içlerinin derinliğinden yükselen bir sesle O’na niyaz eder, O’na sığınır, gayr-ı iradi “ ’ım! ’ım” derler.. Nitekim kendisini Tanrı ilan eden Firavun bile Kızıldeniz’de çaresiz kaldığı sırada “O’na inandım” demek zorunda kaldı, Firavun da O’nu biliyordu, bildiğine sığındı. İnsanlar her ne kadar O’na inanmıyorum dese de O’na sığınmaktan başka çarenin kalmadığı zamanlarda; içinde bulundukları uçak yere çakılırken, gemi sulara gömülürken, kıyamet kopuyormuşçasına deprem olurken, son nefeste dünyayı değiştirirken O’na yönelmekten, O’nu hissetmekten, O’na sığınmaktan başka çare bulamazlar. Bu duyguyu da insana veren O’dur. Kul O’nu bıraksa da O kulunu bırakmıyor ki. O kuluna kendinden de, şahdamarından da daha yakın ve sürekli O, onunla. Ama kul her zaman O’nun farkında olamıyor, gafletinden, nefse ve şeytana aldandığından. O’nu tanıtmak, anlatmak, anmak için her millet, hemen her din, değişik isimler kullansa da herkesin esasında O’nu anlattığı, O’nda birleştiği, O’nu kabul ettiği ve O’nu O diye anlattığı görülür. Zira O’dur Muklak Gerçek dilde, gönülde, fikirde, ruhta.. Başa dönersek, evet, başlangıcın başlangıcında başlatan olarak, yokluk bile yokken varı yoğu ilk yaratan, Ezeli, Mukaddim olan O. Bilinen bilinmeyen, görülen görülmeyen, var olan yok olan, gizli açık, akla gelen gelmeyen her şeyi çepeçevre kuşatmış olan, evirip çeviren, kontrol eden, yöneten, işini tayin eden, ömrünü belirleyen velhasıl izah edebildiğimizin trilyonlarca katı izah ile sınırlanmayan bir tek varlık O. Evet, Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın O. Dünyayı ve yedi kat semayı altı safhada yaratan, öldüren ve dirilten, güldüren ve ağlatan, zengin ve fakir eden, yarattığı ile sürekli beraber olan, yeryüzünü insanın emrine veren O. Ey insanlar O var O, önünde eğildiğimiz, gönlümüzde sakladığımız, ancak kendisine dertlerimizi açtığımız O var. Kendisine yürüyerek gittiğinizde koşarak size gelecek olan O, imdat diye haykırdığınızda yardımınıza yetişecek O. En mahzun anlarımızda hatırladığımız O, en mahrem hislerimizi ve dertlerimizi açtığımız, hüznümüzü götürdüğümüz, kendisiyle dertleştiğimiz, baş başa kaldığımız ve ne kadar günahkar olursak olalım huzuru yalnız kendisiyle bulduğumuz O. O var yüreğimizin en mutena köşesinde, O’na ayırmışız biz gönül tahtımızı, her ne kadar bunun her zaman farkında olmasak bile. O’nu bulan ne kaybetmiştir! O’nu kaybeden ne bulmuştur! Sadece gönüllerde değil her yerde O var, gören göz için. Yiyecekte içecekte; çiçekte böcekte; taşta ateşte; dalda budakta; yerde gökte; havada karada denizde; bende sende... bunların hangisini yaratabilir O’dan başkası, hangisini idare edebilir!? Eser müessirini, sebep müsebbibini, keşf kaşifini hatırlatır. Küçük alem olarak insan, büyük alem olarak da kainat O’nun eseri olduğuna göre bütün bunlarda O var. Hangi sanatında O yok ki! (alıntı) O VAR Her defa haberi taze bir müjde; O var! Her defasında, geç, gafletten vecde; O var! Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse; O var! Bütün sevdiklerin elden gittiyse; O var! Kalacak kim var ki dost tomarında? O var! Sana daha yakın şah damarından; O var! Arama, bir ilaç yok eczahanede! O var! Gayede, sebepte ve bahanede; O var! Sevdiğini ebed boyu tutan dinç; O var! Ölümsüzlük şevki, ilahi sevinç; O var! Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek; O var! Tekten de tek, bir tek, tek başına tek; O var! N. Fazıl Kısakürek Evet, O varsa başka neye gerek var! O yetmez mi!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
sindoma
Buraya bağlanmış.
 
Karma: 1
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 207
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 26, 2009, 05:06:18 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
dağaste
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 27, 2009, 12:58:30 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 01, 2009, 02:26:54 ÖÖ » |
|
 Gelin hep beraber Esma-ül Hüsnayı öğrenelim..
El-Melîk(cc) (Bütün kâinâtın sâhibi, bi'1-esale ve mutlak sûrette hükümdârı)
Görüyoruz ki, dünya yüzünde bir çok hükümdarlar var, her hükümdârın bir yurdu,teb'ası, ordusu, idârî teşkilâtı var Hiç bir hükümdar, yabancı bir kuvvetinyurduna saldırmasına, yurdundan bir parçasını koparmasına veya işlerinekarışmasına tahammül edemez ve buna meydan vermemek için bütün kuvvetiyleçalışır.
Hükümdar, teb'asıyle yakından ilgilenmek, onların ahvâline vâkıf olmak,aralarında haklıyı haksızı, iyiyi kötüyü, hırsızı doğruyu, zâlimi mazlûmu,sâdıkı hâini bilmek ister Bunun için inzibâtî kuvvetler, kanunlar, hâkimler,mahkemeler, hapishâneler gibi bir çok teşkilât vücuda getirmek ve bu teşkilâtıbeslemek ve ayakta tutmak için teb'asından vergiler almak mecburiyetindedir.
Arâzisi ne adar geniş, teb'ası ne kadar çok, ordusu ne kadar kuvvetli olursaolsun, dünya hükümdarlarından hiç birinin hükümdarlığı hakikî ve bi'1-esâledeğildir Belki Allahu teâlâ tarafından muvakkaten iktidar mevkiine getirilmişmecâzî ve niyâbî birer memuriyetten ibârettir ve bunlardan her biri hakîkîhükümdarı bildiren küçük birer izdir.
O izlerden hakîkî hükümdar sezilirKâinâtın ezelî ve ebedî tek hükümdârı ancak Allahu teâlâ'dır Kâinatda hakîkî vemutlak olarak hükümdarlık ancak Allahu teâlâ'nın hakkıdır Bu sıfatda O'na denkolacak başka bir hükümdar yoktur Çünkü mülkü yaratan O'dur, bütün mahlûkâtıyoktan var eden O'dur O'nun mülkünün genişliğini, ordularının sayısını yineancak O bilir.
Üzerinde bir çok hükümdarların barındığı arz küresi, bugenişliğin içinde nihâyet bir zerre olmaktan ileri değildir (Zerre,milyonlarcası bir araya geldiği takdirde ancak görülebilen bir cisimdir) İştebu sonsuz âlemlerde ve bu sayısız mahlûkat üstünde hâkimiyet ve saltanat ancakO'nundur, ancak O'nun irâdesi, hüküm ve tasarrufu câridir.
Ancak O'nun istediğiolur, istemediği olmaz Fermânını geri döndürecek, hüküm ve kazâsını bozacakyoktur Her dilediğini dilediği gibi yapar Dilerse mülk verir, şah yapar,dilerse pâdişâhken indirir atar, dilerse cebreder, dilerse serbestlik verir,dilerse küçültür, dilerse büyültür, dilerse sıkar, dilerse açar, dilerse yıkar,dilerse yapar.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 01, 2009, 02:37:45 ÖÖ Gönderen: güliçkimi »
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 01, 2009, 02:32:41 ÖÖ » |
|
dilerse daha başka âlemler yapar, onlarda da dilediği gibi tasarruf ederVelhasıl bu muazzam devletde, bu sonsuz mülk ve saltanatta her şeyin varlığıveya yokluğu O'nun bir tek irâdesine bağlıdır "Ol" deyince oluverir"Olma" derse bir lâhzada her şey yokluğa dönüverir.
Her şey O'nunkudreti altında makhur, herkes O'nun irâdesine tâbî, fermânına baş eğmeyemecburdur O'nun müsaadesi olmadan kimin haddine düşmüş ki, O'nun karşısındahükümdarlık da'vâ etsin, O'nun mülküne göz diksin Hükümdarlar teb'asından vergialır Allahu teâlâ mahlûkâtından bir şey almaz, her şeyi O verir O, kâinâtamuhtaç değil, kâinat O'na her lâhza muhtaçtır.
Kâinat üzerinde tasarrufubi'l-istiklâldir Yardımcıya, vezire, vekile, vâsıtaya ihtiyacı yoktur Bütündünya hükümdarları bir araya gelseler O'nun irâdesi inzimam etmedikçe hiç birşey yapamazlar O pâdişâhlar pâdişâhı, hükümdarlar hükümdarı, dünyâyı birçalışma yeri, âhir eti de hesap günü olarak yaratmıştır Mahkeme-i kübrâoradadır İyiler için cennetler, kötüler için cehennem hazırlanmıştır Herkesâkıbetini görecektir O günden ve o mahkemeden kaçıp kurtulacak bir sığınak dayoktur
BU İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE KUL İÇİN GEREKEN ŞEY: Kendisinin önü, sonu nereye varacağı belirsiz bir serseri değil, Alîm ve Habîr,Rahîm ve Kâdir bir hükümdârın hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu ve hayâtıboyunca, iyi kötü bütün söylediklerinin, yapıp ettiklerinin, görüpişittiklerinin kamusunun muntazam kayıtlarla tesbit ve tescil edilmekteolduğunu ve mahkeme-i kübrâda bütün bu dosyaların ortaya dökülüp hesâbı sorulacağınıkat'i sûrette bilerek, giderini ona göre ayarlamaktır Hele yüksek mevki'ler,hudutsuz salâhiyetler çok defa insanı sarhoş eder.
Öte taraftan mürâilerin,dalkavukların uyuşturucu sözleri de insana kendisini düşünmeyi güçleştirir İşteo zaman gurûra , hodgâmlığa kayar Kendisini hiç bir şey değilken âmir yapan,hükümdar yapan, her şey yapan Hâlik-ı zü'1-celâlini ve buyruklarını unutur,isyan eder Küfrân-ı ni'metde bulunur, gadabına çarpılır ve bir daha da nu kimsekurtaramaz.
Dünyanın bir gölge gibi geçici ni'met ve devletleriyle gevşeyipbayılmamalı, o ni'meti vereni düşünüp daha ziyâde ayılmalıO'nu veren 'ınalmağa da kâdir bulunduğunu ve düşmez kalkmazyalnız 'tan başka olmadığını bilmeli de, kendisinin nihâyet muayyen birzaman için ücretle tutulmuş bir çoban vaziyetinde olduğunu ve idâresi altındakikoyunların hastasına bakar, geride kalanlarını gözetirse ücretini almağa hakkıolacağını, böyle yapmaz'sa mücâzâta çarpılacağını aslâ unutmamalı.
Günün birindebu muvakkat tasarruf kudreti, müddeti bitip de hakiki sâhibine dönünce, bu hakikat anlaşılır. Lâkin onu sonradan değil, önceden anlamak ve ona göre ondan faydalanmak gerektir
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 01, 2009, 02:36:33 ÖÖ Gönderen: güliçkimi »
|
Logged
|
|
|
|
|
dağaste
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 01, 2009, 07:10:37 ÖÖ » |
|
EL - CEBBAR (CELLE CELALUHU )
 Gelin hep beraber Esma-ül Hüsnayı öğrenelim.. EL - CEBBAR (CELLE CELALUHU )
Cebbar : Dilediğini zorla yaptıran, ulaşılmaz, azametli, ihtiyaçları gideren, işleri düzelten, dermen veren
 Gelin hep beraber Esma-ül Hüsnayı öğrenelim.. EL - CEBBAR (CELLE CELALUHU ) Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'ır; Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir.
, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir." (Haşr, 23 )
Teâlâ dertlere derman veren, kırılanları onaran, yoksulları zengin eden, perişanlıkları yoluna koyup düzelten en yüce zâttır.
Teâlâ birçok fiilde insana irade vermiş ve hür yaratmış olmakla beraber bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur değildir. Dilerse, dilediği anda iradelerini yok eder. Nitekim bir eyette " Teâlâ kaza ve kaderini yerine getirmeyi istediği vakit, akılsahiplerinin akıllarını gideriverir ki, kaza ve kaderi onlarda yerinegelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara geri verir. Böylece depişmanlık başlar." buyurulmuştur. (Elmalı Tefsiri, Haşr Suresi, 23) Dilerseonların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin aksinekendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder. Nitekim 'tankorkmayan, emirlerine karşı gelmek isteyen âsiler, azaba ve cezayayanaşmak istemedikleri halde, vakti gelince cezalarını çekmeye mecburolurlar. Hâsılı Teâlâ'nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz. Ey Cebbar olan 'ım!Seni tanıyan birinin, herhangi bir iş için başkasından yardımdilemesine şaşarım. Seni tanıyan birinin, senden başka birisineyönelmesine şaşarım. (Tefsiru'l Kurtubi, 10/6771)
İhlasla "Yâ Cebbar diye bir müslüman bu isme devam etse, herkes tarafından sevilir, insan ve şeytanın şerrinden emin olur.

|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 01, 2009, 07:12:01 ÖÖ Gönderen: dağaste »
|
Logged
|
|
|
|
topuyiçkimi
Buraya bağlanmış.
 
Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 166
|
 |
« Yanıtla #11 : Temmuz 01, 2009, 02:24:31 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
guyiskani
Burada

Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 59
|
 |
« Yanıtla #12 : Temmuz 02, 2009, 09:35:57 ÖÖ » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
taha
Buraya bağlanmış.
 
Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 185
|
 |
« Yanıtla #13 : Temmuz 11, 2009, 09:07:34 ÖÖ » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
güliçkimi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #14 : Temmuz 11, 2009, 06:30:55 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|