Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1212
|
 |
« : Ocak 27, 2012, 03:23:47 ÖS » |
|
FÂNİ OLANDAN BÂKİ OLANA Kalbi huzur bulan insanın veya insanlığın eylemleri de huzur verir Ferda KÜRÜN Aslında ebedi ama dünyada fani olan insan, dar-ı bekâda da beraber olacağı her iki âlemin rabbinin hükümlerine nasıl da lakayt davranıyor. Hükmü hâkimin sadra şifa hükümlerinden çözüm üretmek yerine, sadra maraz olacak, olabilecek hüküm arayışları içine giriyor. Fani olan insandan, insanlığa bâki bir hükümler manzumesi çıkamayacağını bir türlü kabullenemiyor. Komünizmi, sosyalizmi denedi, Budizm’i, Taoizm’i denedi, kapitalizmi denedi ve deniyor da; insanlığın huzurunu bozma pahasına ama yine insanlığı mutlu edecek bir akıl, bir sistem, bir yasa bulamadı da bulamadı. Bulamayacak da, rahman olan ’a teslim olmadıkça... Eğer Resul, insanlığa saadet getiren bir sistem kurabildiyse, referanslarını âlemin yaratıcısından aldığından olsa gerekti. Haddini aşan insan, yaratıcıdan bağımsız işler yapmaya kalkışıyor; her seferinde ‘kaş yapayım derken göz çıkarıyor.’ Gâh Rahman’dan gelenden şüpheleniyor, gâh Rahman’dan geleni getirenden şüpheleniyor; kendisi de bir şeyi beceremiyor ve yüzüne gözüne bulaştırıyor. Teslim ol, teslimiyette ol; göreceksin ki çözüm orada. Yok, hâlâ akıldâneliğe devam edecekse insanlık daha çok yorulacak ve daha çok canlar yanacak. İşte Rahman’dan gelen ayet bize aczimizi bildiriyor:
“…O halde (bir ve tek ilah olduğunu) bile bile 'a ortaklar koşmayın. Eğer kulumuz (Muhammed)'e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahiyden şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim) ve -eğer dediğiniz doğruysa- 'tan başkalarını da size şahitlik etmeleri için çağırın. Eğer bunu yapamıyorsanız -ki kesinlikle yapamayacaksınız-…” (2:22, 24)
Yapamayacağımız bir işle yorulmak yerine, işin sahibine teslim olup dinlenerek çalışsak iyi olmaz mı? Zira zihin yorgunluğu beden yorgunluğuna benzemiyor. Hele bir de işin içinden çıkamıyorsa insan, çıkmıyor karanlıklar aydınlığa. İnsanlık ancak ’ın zikriyle (Kur’an) huzur bulur. Bunu, doğrunun sahibi haber veriyor: “Onlar ki, inanmışlar ve 'ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak 'ı anarak huzura erişir.” (13:28)
Kalbi huzur bulan insanın veya insanlığın eylemleri de huzur verir. ’ı zikretmek, “ , ” diye vird edinmek olmasa gerek. Yaşarken meydana gelen aksamaları, ’ın hükmünden referansla düzeltmek ve düzenlemek olsa gerek. Doğruluğundan şüphe olmayan hükümler varken, neden şüphe taşıyan hükümlerin arayışına girer ki insanlık? Ah bir mukayese yapabilse; haddini aşmayacak! Deneme yanılma yoluyla, el yordamıyla yürümeyecek yolda. Yolun sahibi, işaret levhalarını koymuş, haritayı da belirlemiş. Bize düşen, direksiyon mahallinde usta sürücüler olmak değil mi? Adaleti, hakkaniyeti elden bırakmadan yargıda bulunmak değil mi? İster mahkemede olsun İsterse vicdanlarımızda; yargılarımızın tutarlı olması buna bağlı değil mi?
“De ki: "Ne sanıyorsunuz? Eğer , işitme ve görme duyularınızı elinizden alır ve kalplerinizi mühürlerse onları size Allahtan başka hangi ilah geri verebilir?" Bakın mesajlarımızı nasıl çok yönlü dile getiriyoruz, ama hâlâ küçümseyerek yüz çeviriyorlar!” (6:46)
Eninde sonunda teslim olacağı hükme, niye itiraz eder ki insanlık? Yenileceği savaşı sürdürmemeli insanlık! ’ın hükmüne rağmen, vahiy, referanssız hüküm yapanların/uygulayanların acı akıbetini haber verir. Henüz toplum buna müsait değil, diyerek çözümü hala demokraside aramak, bir başka çözümsüzlük yaratmaz mı? Yıllardır bu coğrafyada referanssız akıl yürütmeler nice kayıplar verdirdi. Hangi sorunu çözebildi veya hangi sorunu çözerken yeni bir sorun üretmedi? Şiddet mi, ırkçılık mı, zulüm mü, eğitim mi? Hangisi?
Bir örnekle meramımı müşahhaslaştırmak istiyorum: (Amerika’dan henüz gelen akrabam anlatmıştı) Orada şu anda cari olan bir kanuna göre, boşanan çiftler varolan menkullerin % 50’sini almaya hak sahibi oluyormuş. Bu hukuk maddesi sıkıntı olmaya başlamış. Taraflar artık evlenmek istemiyorlarmış. Neden kendi malına başkasını ortak etsin ki? Ve bu hukuk anlayışı, gayrimeşru ilişkilerin artmasına zemin hazırlamış. Müslümanlar böyle bir hukuk karşısında ne yapacaklar? Onlar gayrimeşru ilişkiler içinde bulunamayacaklarına göre... Adı boşanma için çözüm olan hukuk, uzun vadede toplumda nasıl bir tahribat yaratıyor, bu dikkate alınmıyor. Bilmem öykünmeye gerek var mı? Bir de İslâm’ın hükmüne bakalım. Boşanma fiili gerçekleşince, beyefendi, eşinin nikâh akdinde belirlenen mihrini veriyor. Çocuğu varsa ve eşi ona bakıyorsa nafakasını veriyor. Ve daha ne incelikler var. Mukayese yapılacak daha ne ince hukuklar var. Hukukçular, yeni bir hüküm hazırlarken inceleseler de bu ince ve uzun vadede tahribat değil tadilat yapacak hükümlere zemin hazırlasalar ya! Fâni olandan ebedi olana bir adım atmış olurlar o zaman inşallah.
|