Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Tebliğ  (Okunma Sayısı 191 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« : Mayıs 01, 2010, 02:24:52 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/70/fantasy-wallpapers-0024.jpg
Tebliğ
Tebliğ 'büluğ'dan gelme bir kelime olup, cem'i tebligattır. Türkçesi "bildirme, açık ve anlaşılır bir şekilde bildirme"dir. Yine aynı kökten olan "büluğ" kelimesi ise kadınlığa veya erkekliğe erme, genel olarak erginlik manasındadır. Tebliğ; bitiştirme, eriştirme, yetiştirme manasına geldiği gibi, götürme, taşıma (iblağ) manasına da kullanılmakta ve tebliğ şekli ile de bildirmenin mübalağalı olarak ifade edilmesidir. Yani en belirgin şekilde bildirme, en iyi açıklama manasındadır. Lügat olarak bu manaya gelen tebliğin, İslam’da daha özel bir anlamı olagelmiş ve "tebliğ" denildiğinde özel olarak İslamın açık açık, anlaşılır şekilde anlatılması, muhataba iletilmesi anlaşılmaktadır. Tebliğ peygamberin ve ümmetin görevidir.

Açık açık anlatılması gereken şeyin öncelikle açık açık anlaşılmış olması gerekir.Huh?? Kendisi bir şeyi açık açık anlamamış olanın, başkasına açık açık anlatabilmesi mümkün değildir. İyice bilinen ve açık açık anlatılacak olan şeyin, karşıdaki muhataba açık açık anlatılabilmesi için öncelikle anlatanın bildiği dilden anlatmasının yanında, kendisine anlatılanın da iyice bildiği, anlayabildiği dilden anlatılması gerekmektedir. Yani anlatılırken kullanılan dilin anlatan ve anlatılan tarafından iyi bilinmesi gerekir. Zira anlatılırken kullanılan dilin içinde geçen kelimelerin, kimi kelime anlamlarının yanında, muhteva anlamı, kavram anlamının da anlatan ve anlatılanın beyninde aynı olması gerekmektedir. Anlatanın kullandığı kelimenin, dinleyenin kafasındaki manasının farklı olması anlamının tam olmasına engeldir. Anlatan, anlattığını sanırken, anlayan da anladığını düşünürken, sonuçta anlatılmak istenilen şeyin gereği gibi anlaşılmadığı ortaya çıkar. Fakat bu ortaya çıkana kadar kaybedilen zamanda taraflar birbirileri hakkında pek de iyi olmayan şeyler düşünürler ve birbirileri hakkındaki boşlukları zannlarıyla doldururlar. Zannın girdiği yere ise gerçek girmez, giremez. Bu sebeble de birbirilerini anladık sananlar, pek de uzun olmayan bir zaman sonra birbirilerini anlamadıklarını anlarlar. Ama bunu anlayana kadar da zann yapacağını yapar ve tarafları birbirinden uzaklaştırır. Birbirileri hakkında hiç de iyi olmayan şeyler kuruntu halinde ortaya çıkar ve ikinci defa biraraya gelmelerine ve birbirilerini dinlemelerine de engel olur. Bunun içindir ki taraflar birbirilerini iyi dinlemelidirler. Taraflar birbirilerini iyi anlamalıdırlar. Anlayabilmek için anlatım sırasında sorular sormalıdırlar birbirilerine. Ve daha da ileriye giderek "Ben şu dediğinizi şöyle anladım, siz öyle mi demek istediniz" diye birbirilerine söyleyebilmeli, sorabilmelidirler. Bu basit görünen şeylerin yapılmaması halinde taraflann birbirilerini gereğince anlayabilmeleri gerçekten zordur, hatta mümkün değildir. Birbirilerini gereğince anladıklarını sanırlar, fakat maalesef anlamadan birbirilerinden ayrılırlar.

Yine taraflar birbirilerine birşey anlatırlarken, kullandıkları kelimelerin kavram manalarına da dikkat etmek zorundadırlar. Zira örneğin anlatanın, anlatırken kullandığı bazı kelimelerin kavram manaları, dinleyen tarafın birikim farklılığından ötürü başka ise, bildikleri aynı kelimeleri kullanmalarına rağmen birbirilerinin ne dediklerini anlayabilmeleri mümkün olmaz. Çünkü dinleyen dinlediği kelimenin kendi kafasındaki karşılığında kullanıldığını sanırken, anlatan da kendi kafasındaki karşılığını düşünerek karşı tarafın onu anladığını sanacaktır. Sanılar, zannlar ile de bir yere varmak ve birbirilerini anlamak mümkün değildir.

Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #1 : Mayıs 01, 2010, 02:41:32 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/70/pink-blossom-under-tree.jpg
Tebliğ
Bu açıklamadan sonra değinmek istediğimiz asıl mesele İslam’ın açıklanması yani TEBLİG edilmesidir. İslam’ın tebliğ edilebilmesi için mutlaka İslam’ın gerektiği gibi bilinmesinin gerektiğidir. Zira bilmeyen açıklayamaz. İnsan hiç değilse bildiği kadarını açıklamalıdır. Bilmediğini bilmenin de bir ilim olduğunu bilmelidir. Bunun bilinmesi, bilinmeyenlerin de bilinmesine yardımcı olur. Zira insan bilmediğini bilirse bu takdirde bilmediğini öğrenmenin yolunu tutar ve bilmediğini öğrenir. Bilmediğini bilmeyenin ise öğreneceği bir şey yoktur. Zira bilmediği halde bilmediğini bilmemektedir.

İnsan bildiklerini, muhatabına muhayyer olarak söylemelidir.Böyle yapması halinde bilmediklerini öğrenebileceği gibi, yanlışlarını da düzeltebilme imkânını kaçırmamış olur. İslam’ın iyi bilinmesi, bizlerden önce gelip geçenlerin bildiklerini bilmek olmayıp, bundan öteye Kur'an'ı doğrudan öğrenmekle mümkündür. Sünneti doğrudan öğrenmekle mümkündür. Elbette başkalarının da ne bildiklerini, ne kadar bildiklerini bilmek insanın her ne kadar ufkunu açar ve geniş düşünebilme imkanı verirse de sonuç olarak insan kendi ne demelidir, nasıl demelidir, bunu bilmek ve bunu söylemek zorundadır. Doğruların bütünü olarak yalnızca başkalarının ne bildiklerini bilmek ve söylemek insanın ancak ezberciliğinin işareti sayılırken, bunlara ilaveten veya bunlardan ayrı olarak da kendisinin bir şeyler söylemesi, düşünmesi ise kendisi açısından ilimdir, bilgidir. Başkalarının görüşlerini aktarma, aktarmacılıktır. Her konuda insan, kendisine verilen aklı devreye sokmalı, onu çalıştırmalı ve mahsulünü teyakkuz ile muhatabına aktarmalıdır. Kanaatlerinde tutarlı ve daha doğrularıyla karşılaşmadığı müddetçe de sebatkar olmalıdır. Kişilik böyle oluşur.

İslam’ın tebliği, açıklandığı gibi İslamın açıklanmasıdır. Ki İslam öncelikle TEVHİD AKİDESİ üzerine kurulu bir dindir. Bu sebeble önce TEVHİD'i bilmelidir. Tevhid; 'tan başka olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve son elçisi olduğuna, öldükten sonra dirilmeye, hesaba çekilmeye, meleklerin varlığına, cennet ve cehennemin bulunduğuna, rızka yalnızca 'ın kefil olduğuna, ecelin yalnızca 'ın takdiri ile olduğuna, gaybı yalnızca ’ın bildiğine ve ilahlığına kesin olarak inanmayı gerektirir. İnanmak, iman etmek, emin olmak, şüphesiz hale gelmek demektir. İnsanın bir hususta şüphesizleşmesi ise yalnızca iyi araştırma, gereğince tahkik etme ve her türlü şüphesinin yok edilmesi sürecinin iyi işletilmesine bağlıdır. Zira Kur'an'ın birçok ayetinde "EY İMAN EDENLER VE SALİH AMEL SAHİPLERİ..." buyurmaktadır. Yani "Ey emin olanlar" diye başlamaktadır. Nelerden emin olanlar hususu ise Kur'an'da insandan amel değil, yalnızca emin olunmasının taleb edildiği ayetlerde açıklanmaktadır ki biz bazılarını yukarıda sıralamaya çalıştık TEVHİD AKİDESİ bu demektir. Tevhid Akidesi, arı duru tutulmalı, korunmalı, üzerine herhangi bir kirlilik kondurulmamalıdır. Ki Tevhid Akidesinin bozulmaması, ifsad olunmaması arı duru korunması böyle mümkündür. Tevhid Akidesi'nin üzerine konabilecek her türlü kirlilik ya şirki veya küfrü ifade eder. Böyle olması halinde ise Salih Amellerin herhangi bir faydası görülmez. Kendilerinden önce gelip geçenlerin her ne ki buyurmuşlarsa haktır ve doğrudur olduklarını sananların akidesi arıduru olmaktan uzaktır. Zira gelenekseldirler. Zira kendilerine intikal eden bütün mirası herhangi bir tahkikten geçirmeden olduğu gibi kabul etmek, bir insanın yapabileceği en büyük kusurdur. Böyle olunca da mirasın eğrisini doğrusunu seçme diye bir şey söz konusu olmaz. Bu olmayınca da insan doğru eğri demeden kendisine intikal eden mirasın tümünü savunur. Böylece yapabileceği yanlışların en büyüğünü yapmış olur. Bu sebeble akıl hep devrede bulunmalı, hep işler halde bulunmalıdır ki insan okuduğu Kuran ile, kendisine intikal eden bilgilerin hangilerinin doğru, hangilerinin egri olduklarını seçebilsin, ayıklayabilsin ve doğruları alıp, eğrilerini atabilsin. Bunu yapmak her müslümana vacibtir. Bunu yapmayan vacibi terketmiştir. Terkettiği bu vacib ise kendisine nice vacibleri terkettirir. Zira usüli bir vacibdir bu vacib.
Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7599



« Yanıtla #2 : Mayıs 01, 2010, 08:53:03 ÖS »


T

Açık açık anlatılması gereken şeyin öncelikle açık açık anlaşılmış olması gerekir.Huh?? Kendisi bir şeyi açık açık anlamamış olanın, başkasına açık açık anlatabilmesi mümkün değildir. İyice bilinen ve açık açık anlatılacak olan şeyin, karşıdaki muhataba açık açık anlatılabilmesi için öncelikle anlatanın bildiği dilden anlatmasının yanında, kendisine anlatılanın da iyice bildiği, anlayabildiği dilden anlatılması gerekmektedir. Yani anlatılırken kullanılan dilin anlatan ve anlatılan tarafından iyi bilinmesi gerekir. Zira anlatılırken kullanılan dilin içinde geçen kelimelerin, kimi kelime anlamlarının yanında, muhteva anlamı, kavram anlamının da anlatan ve anlatılanın beyninde aynı olması gerekmektedir. Anlatanın kullandığı kelimenin, dinleyenin kafasındaki manasının farklı olması anlamının tam olmasına engeldir. Anlatan, anlattığını sanırken, anlayan da anladığını düşünürken, sonuçta anlatılmak istenilen şeyin gereği gibi anlaşılmadığı ortaya çıkar.


    Ne kadar doğru tespitler.
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7599



« Yanıtla #3 : Mayıs 01, 2010, 08:57:34 ÖS »

İslam’ın tebliğ edilebilmesi için mutlaka İslam’ın gerektiği gibi bilinmesinin gerektiğidir. Zira bilmeyen açıklayamaz. İnsan hiç değilse bildiği kadarını açıklamalıdır. Bilmediğini bilmenin de bir ilim olduğunu bilmelidir. Bunun bilinmesi, bilinmeyenlerin de bilinmesine yardımcı olur. Zira insan bilmediğini bilirse bu takdirde bilmediğini öğrenmenin yolunu tutar ve bilmediğini öğrenir. Bilmediğini bilmeyenin ise öğreneceği bir şey yoktur. Zira bilmediği halde bilmediğini bilmemektedir.

   Bilmediğimiz dini anlatamayız,mutlaka öğrenmek,bilmediğmizide bilmiyoruz demek erdemdir.
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #4 : Temmuz 07, 2010, 01:12:29 ÖÖ »

Bu yazımızda tebliğ ve tebliğcinin vasıflarını anlatmaya çalıştık

hiç bir isim geçmediği halde bazı şahıslar üzerlerine alınmış

bu yazıdan alıntılar alarak buna mukabil hakaret etmeyi ön görmüşlerdir

ne diyeyim yarası olan gocunur  kimseye cevap vermeyeceğim
Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: