Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?  (Okunma Sayısı 59 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« : Nisan 19, 2010, 12:39:50 ÖÖ »

http://img1.loadtr.com/b-287606-yaz_ya%C4%9Fmuru.gif
Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?
Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?
İslam’ın insanlık için öngördüğü yaşam biçimi, hiç kuşkusuz ki peygamberin hayatında kristalleşen bir yaşamdır. Bu sebepten İslam’ı ihtiva eden ana kaynak olarak Kur’an, peygamberimizi “En güzel örnek” olarak nitelendirir. Hayatın hemen her alanında vazedilen ilkelerin ilk planda insan aklına havale edilmeyip, bir örnek(lik) üzerinden filtre edilmesiyle oluşan süreçte, insanın “aklıselim”le hareket etmesi hedeflenmektedir. Bu aynı zamanda, İslami düşüncenin daha derli toplu olmasının da anahtarı gibidir. Örnekliğin, tarihi tecrübenin, geleneğin olmadığı yerde, salt akılla okuma ve anlama biçimleri söz konusu olacaktır.
Hz. Peygamber hepimiz için bağlayıcıdır
O halde Müslümanca yaşamak için kendisine mecbur olduğumuz Peygamber Efendimizin davranış biçimini titizlikle incelemek ve ondan istifade etmek, hepimiz için bağlayıcıdır. Bu bahiste muhayyer olmak söz konusu değildir.
Konu başlığımız olan “fakirlik ile zenginlik” noktasında Peygamberimizin nasları nasıl anladığı, hayatında nasıl uyguladığı dikkate alınmadan, yaşadığımız dönem içerisinde şartların da tazyiki ile yaptığımız çoğu yorumun, kulağa hoş gelse de muteber olmadığı ortada. Fakirlik ile zenginlik konusunda yapılan yorumlarda “kapitalist” yorumlama biçimine rastlamak mümkün olduğu gibi, İslam ile Marksist yaklaşımın aynılaştırıldığı yorumları görmek de mümkündür. Hal böyle olunca, durumun nezaketi de anlaşılacaktır sanıyoruz.
Bu durum, insanın yeryüzünde eşyaya, nesneye, vb. varlıklara tahakküm etmesi anlamına da gelmemelidir. İslam bu bahiste muhkem naslar, peygamber ile sahabenin yaşamında ortaya koyulanlarla biz Müslümanlara; elde edilen malın mülkleşmemesi, devletleşmemesi, yani sayılarak ve de sevilerek biriktirilmemesi noktasında en geniş kavram olan ‘infak’ kavramıyla ve bu ana kavramın altında yer alan zekât, sadaka, karz-ı hasen ile mesuliyetimizi hatırlatır.

Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #1 : Nisan 19, 2010, 12:42:52 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/1/netresimler_com_manzara_.jpg
Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?
Mala yaslanarak böbürlenme
Mala yaslanarak böbürlenen, elde ettiği malı, “Bu bana bilgimden, ilmimden dolayı verildi” diyen Karun’un malı, mülkün gerçek sahibi olan tarafından sünnetullah çerçevesinde doğal bir işleyişle elinden alınır ve Karun perişan bir hale düşer. Ayetlere dikkat edilirse mal konusunda en üst seviyede zengin sayılacak olan Karun’un malına ilahi irade sınır tayin etmiyor, mal varlığını menfi anlamda da zikretmiyor.
Peki, o halde neden bu misal aktarılıyor?
Karun misalinde resmedilen, görmemiz gereken, mala sahip olmayı, mülkün sahibinden soyutlayıp, “Benimdir, ben bunları bilgimden, aklımdan dolayı kazandım, dolayısıyla da Malik’i benim” noktasıdır. İşte bu şekildeki bir mal, sahibinin (daha doğru bir ifade ile emanetçisinin) tereddi etmesine (alçalmasına, alçaklaşmasına, baş aşağı düşmesine) engel olamıyor. Zira malı mülk gibi telakki etmek, bir nevi sıfatlarından biri (El Melik) ile ’a eş koşmak olacağından(!) insanın felaketine de zemin hazırlıyor. Yakın tarihimizde de mal üzerinde egemenlik kurmak isteyen nice mal zengini, mülk sahibi olan tarafından Karun’un akıbeti ile cezalandırılmıştır.
Peygamberimizin mala karşı olan tavrı ile mal edinme konusunda nasıl bir tavrın sahibi olduğunu görmek için, onun risalet öncesi ile risalet sonrası dönemini siyer kitaplarından bir kez daha okumak ve Kur’an’ın bu dönemleri özetleyen vurgularına özellikle de Duha suresinde belirtilen “Yetim ve aç iken zengin kılınıp, hidayete erdirilişinin” anlatıldığı bölümlere yeniden bakmak gerekiyor. Risalet görevi ile şereflendirilen peygamberin, Mekke ile Medine dönemi olmak üzere kesintisiz görevinin tebliğ olduğu, mal edineme noktasında bir faaliyetinin görülmediği, savaşlar sonrası ganimet dönemine kadar hiçbir menkul ile gayrimenkul edinmesinin söz konusu dahi olamayacağı, şartların da buna müsait olmadığı tarihi gerçeği ile karşılaşırız.
Diğer yandan risalet görevini ifa ederken, muhataplara ağır gelecek bir yöntem olarak “yoksa onlardan bir menfaat, bir bedel, bir ücret mi istiyorsun?” uyarısı da dikkate alındığında, kendisinin asla böyle bir şeye tevessül etmediği, risalet görevi ile tebliği bir geçim vasıtası kılmadığı da bilinen bir hakikattir. Peygamberimizin durumu Kur’an tarafından bu şekilde resmedilmişken, peygamberin konumunu ve durumunu (risalet kurumunu) dikkate almadan nasları bağlamından kopararak, mal ile ilgili peygamberi tavrı yorumlamaya çalışmak, ne kadar doğru bir tutumdur?

Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #2 : Nisan 19, 2010, 12:46:14 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/1/netresimler_com_manzara_22.jpg
Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?
Sahabilerin büyük bölümü yoksuldu
Peygamberi örnekliğin bu noktada doğru anlaşılması, yukarıda bahsettiğimiz farklı düşünme biçimlerini de engelleyecek bir yöntem iken, olguları dikkate almadan yapılacak yorumlar maalesef sağlıklı olmayacaktır. Peygamber Efendimiz dönemi içinde meydana gelen olayları aydınlatmak, ilk nesli inşa etmek, müşriklerden gelen tepkileri mukavemetle karşılamak vb. görevlerle ancak uğraşabiliyor, zamanının neredeyse bütününü bu işlere hasrediyordu. Bağı bahçesi olmadığı gibi (dededen, babadan miras yolu ile böyle şeyler kalmadığı da kaynaklarla sabit iken), bağ bahçe ile uğraşmasına imkân da yoktu. Dolayısıyla Resulullah’ı mal noktasında sanki mal varlığına, zenginliğine rağmen, maldan, zenginlikten imtina ediyor gibi göstermek, doğru bir okuma biçimi değildir. Bu hususta Resulullah’ın (sav) örnekliği, mala karşı nasıl bir tavır sergilediği, varlık sahibi olanlara neler tavsiye ettiği, malı nasıl ve niçin harcamak gerektiği ile ilgili Kur’an naslarını arkadaşlarına aktardığı noktalardaki vurgularında ve sözlerinin vurudunda aranmalıdır diye düşünmekteyiz. Durum bu merkezde olunca, mal konusundaki örnekliği bir nevi pratik anlamda sahabe üzerinden okumak ve Resulullah’ın bu husustaki takrirlerini de dikkate almak durumundayız.
Sahabilerin büyük bir bölümünün tarih boyunca olduğu gibi, yoksul insanlardan oluştuğu da tarihi bir gerçek. Bilal-ı Habeşi, Ammar b. Yasir, Habbab b. Eret (Erat), Zeyd b. Sabit, Enes b. Malik (r.a.)… Ne var ki içerisinde yüklü miktarda mal sahibi olan sahabe sayısı az da olsa vardı. Hz. Osman, Ebu Bekir, Musab b. Umeyr, Abdurrahman b. Avf (r.a.) vb. Mallarını özellikle savaş esnasında infak edenlerin varlığı da dikkate alındığında, ortaya daha farklı bir durum çıkmaktadır.
Abdurrahman b. Avf’ın 700 develik kervanı
Peygamber elde edilen bu malların miktarı ile sahabenin helal ve meşru yoldan zengin oluşu ile ilgilenmemiş, aksine elde edilen maldan ahiret yurdu ile dünya yurdunun gözetilmesini merkeze almıştır. İslam ordusunu donatan Hz. Osman’ın (r.a.) malını bugünün şartlarında düşündüğümüzde büyük rakamlarla telaffuz edeceğimiz muhakkak! Bu büyük meblağın yeri geldiğinde için sarf ediliyor oluşu, bütün yönleri ile bir güzellik değil midir? Bu güzellik hiç kuşkusuz ki hem Hz. Osman, hem Müslümanlar hem de bizlere örnek olması açısındandır. Hele Abdurrahman b. Avf’ın 700 develik mallarla yüklü kervanı karşısında ne söyleyebiliriz? Bugünün dünyasında gemilerde konteynırlarla taşınan tonlarca maldan ne farkı var acaba? Abdurrahman b. Avf’ın (r.a.) bu zenginliğini sözüm ona bir hadisle “Zenginler (Abdurrahman b. Avf kastedilerek) cennete sürünerek girecek! ” şeklinde formüle edip, arkasından da “cennete önce fakirler girecek!” diyenler hem uydurmalara sığınmışlar hem de nasları bağlamından kopararak alabildiğine sığ ve maksatlı bir okumayı tercih etmişlerdir!
Bu yaklaşım biçimi, kaba bir benzetme ile mal düşmanlığı yapmak ve “Kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş”ten başka bir şey olmasa gerek!
Yeri gelmişken söylemeliyiz ki burada “Müslüman zengin olmalı” önermesinin de tartışılmaya müsait olduğu, tıpkı yukarıdaki yanlış kanaat sahiplerinin kanaati gibi farklı bir yaklaşım biçimi olduğudur. Bu yaklaşım biçimleri bir diğer ifade ile ifrat ile tefrit çizgisidir. Zira üzerinde tartışılan bizatihi malın kendisi ve miktarıdır ki yanlışlık ve aşırılık da bu noktada kristalleşmektedir. Oysa başta da ifade etmeye çalıştığımız gibi temel bir ilke olarak İslam’ın ve sahih İslami iktisadiyatın bu konuda bir sınır tayin ettiği vaki değildir.

Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7988



WWW
« Yanıtla #3 : Nisan 19, 2010, 12:48:49 ÖÖ »

http://www.resimyagmuru.com/data/media/35/Carribbean_Cove.jpg
Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?
Severek ve sayarak biriktirmek
Kur’an’da menfi anlamda geçen “Heyhat yazık size! Mal ve çokluk ile oyalanmak sizi öylesine meşgul etti ki… Altın ve gümüşü biriktirip harcamayanların vay haline” vb. ihtarları gerçek anlamından koparıp, salt mal çokluğu noktasında mal sahibine karşı kullanmak, hem mülk sahibi olan ’ın muradına muhalefet etmek hem de ayetleri tahrif etmektir. Buna mukabil şu iki sıfatı taşıyan her mal ile sahibi zem edebilir ki; “hubb ile cemetmek” yani severek ve sayarak biriktirmek ve bunlar üzerinde malik olduğu zehabına kapılmak! Belki de bu sebepten olsa gerek ’ın elçisi “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek manada iman etmiş sayılmazsınız ve gerçek manada mümin olmadıkça da cennete girmezsiniz” buyurmuşlardır.
Resulullah’ın (sav) geriye bıraktığı tereke yok denecek kadar azdır, bunu kimse görmezden gelemez. Abdurrahman b. Avf’ın bıraktığı tereke çok denecek kadar fazladır, bunu da görmezden gelemeyiz. Ve bu bahiste adeta sembolleştirilen Ebu Zer’in (r.a.) hiçbir şey bırakmadan bu dünyadan göçtüğü de tarihi bir gerçektir. Gıffar kabilesinden bir eşkıya olarak gelip Efendimize iman etmiş ve vefat edinceye kadar mücadele dolu bir yaşamın sahibi olmuştur. Böyle bir ortamda onun han, hamam, dinar, dirhem bırakmasını beklemek abes, abes olduğu kadar da eşyanın tabiatına aykırıdır. Bir muhacirin akıbeti, Ebu Zer’in (r.a.) akıbetinden çok mu farklıdır? Doğru olan, eşyanın tabiatına uygun olan, bir muhacire yakışan ve Ebu Zer’e yakışan da vefatı esnasındaki sarsıcı ve düşündürücü durumudur.
Çoğaltmak ve cimrilik birlikte zikredilmiş
Resulullah şöyle buyuruyor: “Kim haram ve çirkin işlerden kaçınıp helal olarak dünyayı (malı) isterse, `a yüzü ayın on dördü gibi parlayarak kavuşacaktır. Çoğaltmak ve cimrilik, kibirlilik yapmak için mal isteyen kimse, kıyamet günü `ın gazabına uğramış olarak huzura çıkar.”
Yukarıdaki hadiste çoğaltmak ve cimriliğin birlikte zikredilmesi de manidar değil midir? Sıfatı olmayan ‘çok’u Müslümanlar için felaket olarak yorumlamak doğru bir yaklaşım olmadığı gibi yine sıfatı olmayan ‘mal’ ı da adeta dinden çıkmanın bir işareti gibi kabaca yorumlamak da doğru bir yaklaşım biçimi değildir. Hele Kur’an’da mal ile zenginlik üzerinden verilen menfi misalleri, “bahçe sahipleri”nin hikâyesini, Velid b. Muğire, vb. azılı ve de zengin müşriklerin akıbetini öne sürerek, eklektik bir mantıkla bunları genelleştirmek insaf ve izan ile bağdaşmamaktadır. Diğer yandan Müslümanlar için düşündürücü olan Hz. Salebe’nin zenginlik ile mal konusundaki menfi sınavını, bağlamından kopararak yorumlamak da doğru değil. Hz. Salebe örneği de tıpkı Karun örneğinde olduğu gibi, sahip olduktan sonra mal üzerinde malik olma vehminden, “Benim, bana verildi…” yaklaşımında aranmalıdır. Durum bu merkezde olunca bize düşen de şu şekilde dua etmek olmalıdır: hepimize helal ve meşru yollarla mal sahibi olmayı ve bu malı da rızasına uygun infak etmeyi nasip etsin.
Âmin
(Davut Özgül / Özgün Duruş)
Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7599



« Yanıtla #4 : Mayıs 01, 2010, 09:05:14 ÖS »


Peygamberimizin mala karşı olan tavrı ile mal edinme konusunda nasıl bir tavrın sahibi olduğunu görmek için, onun risalet öncesi ile risalet sonrası dönemini siyer kitaplarından bir kez daha okumak ve Kur’an’ın bu dönemleri özetleyen vurgularına özellikle de Duha suresinde belirtilen “Yetim ve aç iken zengin kılınıp, hidayete erdirilişinin” anlatıldığı bölümlere yeniden bakmak gerekiyor. Risalet görevi ile şereflendirilen peygamberin, Mekke ile Medine dönemi olmak üzere kesintisiz görevinin tebliğ olduğu, mal edineme noktasında bir faaliyetinin görülmediği, savaşlar sonrası ganimet dönemine kadar hiçbir menkul ile gayrimenkul edinmesinin söz konusu dahi olamayacağı, şartların da buna müsait olmadığı tarihi gerçeği ile karşılaşırız.


Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: