
Fakirlik ile zenginliğin ölçüsü ne?
Sahabilerin büyük bölümü yoksuldu
Peygamberi örnekliğin bu noktada doğru anlaşılması, yukarıda bahsettiğimiz farklı düşünme biçimlerini de engelleyecek bir yöntem iken, olguları dikkate almadan yapılacak yorumlar maalesef sağlıklı olmayacaktır. Peygamber Efendimiz dönemi içinde meydana gelen olayları aydınlatmak, ilk nesli inşa etmek, müşriklerden gelen tepkileri mukavemetle karşılamak vb. görevlerle ancak uğraşabiliyor, zamanının neredeyse bütününü bu işlere hasrediyordu. Bağı bahçesi olmadığı gibi (dededen, babadan miras yolu ile böyle şeyler kalmadığı da kaynaklarla sabit iken), bağ bahçe ile uğraşmasına imkân da yoktu. Dolayısıyla Resulullah’ı mal noktasında sanki mal varlığına, zenginliğine rağmen, maldan, zenginlikten imtina ediyor gibi göstermek, doğru bir okuma biçimi değildir. Bu hususta Resulullah’ın (sav) örnekliği, mala karşı nasıl bir tavır sergilediği, varlık sahibi olanlara neler tavsiye ettiği, malı nasıl ve niçin harcamak gerektiği ile ilgili Kur’an naslarını arkadaşlarına aktardığı noktalardaki vurgularında ve sözlerinin vurudunda aranmalıdır diye düşünmekteyiz. Durum bu merkezde olunca, mal konusundaki örnekliği bir nevi pratik anlamda sahabe üzerinden okumak ve Resulullah’ın bu husustaki takrirlerini de dikkate almak durumundayız.
Sahabilerin büyük bir bölümünün tarih boyunca olduğu gibi, yoksul insanlardan oluştuğu da tarihi bir gerçek. Bilal-ı Habeşi, Ammar b. Yasir, Habbab b. Eret (Erat), Zeyd b. Sabit, Enes b. Malik (r.a.)… Ne var ki içerisinde yüklü miktarda mal sahibi olan sahabe sayısı az da olsa vardı. Hz. Osman, Ebu Bekir, Musab b. Umeyr, Abdurrahman b. Avf (r.a.) vb. Mallarını özellikle savaş esnasında infak edenlerin varlığı da dikkate alındığında, ortaya daha farklı bir durum çıkmaktadır.
Abdurrahman b. Avf’ın 700 develik kervanı
Peygamber elde edilen bu malların miktarı ile sahabenin helal ve meşru yoldan zengin oluşu ile ilgilenmemiş, aksine elde edilen maldan ahiret yurdu ile dünya yurdunun gözetilmesini merkeze almıştır. İslam ordusunu donatan Hz. Osman’ın (r.a.) malını bugünün şartlarında düşündüğümüzde büyük rakamlarla telaffuz edeceğimiz muhakkak! Bu büyük meblağın yeri geldiğinde
için sarf ediliyor oluşu, bütün yönleri ile bir güzellik değil midir? Bu güzellik hiç kuşkusuz ki hem Hz. Osman, hem Müslümanlar hem de bizlere örnek olması açısındandır. Hele Abdurrahman b. Avf’ın 700 develik mallarla yüklü kervanı karşısında ne söyleyebiliriz? Bugünün dünyasında gemilerde konteynırlarla taşınan tonlarca maldan ne farkı var acaba? Abdurrahman b. Avf’ın (r.a.) bu zenginliğini sözüm ona bir hadisle “Zenginler (Abdurrahman b. Avf kastedilerek) cennete sürünerek girecek! ” şeklinde formüle edip, arkasından da “cennete önce fakirler girecek!” diyenler hem uydurmalara sığınmışlar hem de nasları bağlamından kopararak alabildiğine sığ ve maksatlı bir okumayı tercih etmişlerdir! Bu yaklaşım biçimi, kaba bir benzetme ile mal düşmanlığı yapmak ve “Kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş”ten başka bir şey olmasa gerek!
Yeri gelmişken söylemeliyiz ki burada “Müslüman zengin olmalı” önermesinin de tartışılmaya müsait olduğu, tıpkı yukarıdaki yanlış kanaat sahiplerinin kanaati gibi farklı bir yaklaşım biçimi olduğudur. Bu yaklaşım biçimleri bir diğer ifade ile ifrat ile tefrit çizgisidir. Zira üzerinde tartışılan bizatihi malın kendisi ve miktarıdır ki yanlışlık ve aşırılık da bu noktada kristalleşmektedir. Oysa başta da ifade etmeye çalıştığımız gibi temel bir ilke olarak İslam’ın ve sahih İslami iktisadiyatın bu konuda bir sınır tayin ettiği vaki değildir.