Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İslamiyet İçinde Alevilik  (Okunma Sayısı 104 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« : Mart 18, 2010, 11:07:17 ÖS »

Pof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR

Ahmed b. Hanbel Hz. Ali radiyellahü anh’tan şunu rivayet etmiştir: Beni Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem çağırdı ve buyurdu ki, ” Sende İsâ’ya benzer bir yön vardır. Yahudiler onu öylesine horlamışlardır ki, anasına iftira bile etmişlerdir. Hırıstiyanlar da öylesine sevmişlerdir ki, onu kendisine layık olmayan bir yere indirmişlerdir.” Hz. Ali şöyle devam etti: Dikkat edin, iki grup, benim hakkımda kendilerini gerçekten mahvedeceklerdir. Birisi sevenlerdir ki, beni bende olmayan şeylerle öveceklerdir. Diğeri de horlayanlardır ki, bana olan kinleri onları bana iftiraya zorlayacaktır. Bakın, ben peygamber değilim. Bana vahiy gelmez. Ama ben gücümün yettiği kadar ’ın kitabına ve Resulüllahın sünnetine uygun iş yaparım. Size ’a boyun eğmeyi emrettiğim sürece hoşunuza gitse de gitmese de bana boyun eğemek görevinizdir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/160)

Hz. Ali hakkında aşırılık edenler iki gruptur. Biri ona aşırı sevgi besleyenler diğeri de onu aşırı derecede horlayanlardır. Hz. Ali ‘nin ifadesi ile bunların her ikisi de kendilerini mahvetmişlerdir.

I- HZ. ALİ’Yİ AŞIRI SEVENLER

Bunlar Hz. Ali ve evladı ile ilgili çeşitli iddialarda bulunmuşlardır.

A- Halifeliğin Yalnız Hz. Ali ve Evladının Hakkı Olması

Bilindiği gibi İslam öncesi Arap yarımadasında halk kabileler halinde yönetiliyordu. Her kabilenin bir reisi vardı. Kabile reisliği babadan oğlu geçerdi. Müslümanların komşuları olan İran, Bizans ve Habeşistan da krallıkla yönetilmekteydi. Krallığın da babadan oğula geçen bir sistem olduğunu biliyoruz. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hem bir peygamber hem de devlet başkanı idi. Hz. Peygamberin hanedanı içinde başkanlığa en yakın kişi şüphesiz Hz. Ali idi. Çünkü o hem amcasının oğlu, hem damadı, hem de bütün hayatını Hz. Peygamber ile birlikte geçirmiş bir şahsiyetti. Kur’an ve Sünneti de çok iyi biliyordu. Bu sebeple insanlardan bir kısmının Hz. Peygamberden sonra onu halife görmek istemeleri normaldi. Hz. Ali’nin halife seçimindeki hoşnutsuzluğunu da böyle bir görüş ve ictihada bağlamak gerekir.

Bugün de insanlar, bunca yaygın propagandaya rağmen hanedanlık düşüncesinden uzaklaştırılamamaktadırlar. Osmanlılar neredeyse bir asra yakındır tarih sahnesinden silinmiş ve saltanata mensup kimseler sürgün edilmiş olmasına rağmen bu gün o hanedandan olan kişilerin söz ve davranışlarını halk ilgi ile izlemektedir. Eğer onlardan birisi siyasete soyunacak olsa eminim ki, kolaylıkla seçimi kazanacaktır. Erdal İNÖNÜ’nün SHP’nin genel başkanı olmasının İNÖNÜ soyadıyla olan ilgisi inkar olunamaz. Aynı şey Menderes ailesi için de söylenebilir. Amerika’da Kennedy ailesinin hala önemli olması silinemeyen bu hanedanlık düşüncesiyle yakından ilgilidir.

Fakat ne Kur’an’da ne de hadis-i şeriflerde devletin şekliyle ilgili emredici bir hüküm vardır. Kur’an egemenliğin ’a ait olduğunu ilan eder. Bununla ilgili çok sayıda ayet ve bir de Mülk suresi vardır. Bu surenin ilk ayeti şöyledir :

“Ne yücedir O ki, mülk onun elindedir ve onun her şeye gücü yeter.” (Mülk 67/1)

Mülk kelimesi egemenlik, saltanat ve sahiplik anlamına gelir.[1]

egemenliğine kimseyi ortak etmez. “O ki, göklerin ve yerin egemenligi yalnız onundur. Kendisi için bir çocuk edinmemiştir. Egemenlikte bir ortağı da yoktur. Her şeyi o yaratmış, her birine bir ölçü ve düzen vermiştir.” ( Furkân, 25/2)

İnsanlara egemenliği veren ’tır.

“De ki ey egemenliğin sahibi olan ’ım ! Sen kime dilersen egemenliği ona verirsin, kimden dilersen egemenliği ondan alırsın. Sen kimi dilersen onu yükseltirsin, kimi dilersen onu da alçaltırsın. İyilik etmek yalnız senin elindedir. Çünkü senin gücün her şeye yeter.” ( Al-i İmrân, 3/26)

Teâlâ insanları değerli yarattığını ve bir çok şeyi onların emrine verdiğini beyan etmektedir. “Adem oğullarına gerçekten çok değer verdik. Onları karada ve denizde taşıdık ve güzel şeylerle rızıklandırdık. Yarattıklarımızın bir çoğundan da üstün kıldık.” (İsra, 17/70)

İnsanların en değerli olanının kim olduğunu da Teâlâ açıklamıştır :

“Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Bir birinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. katında en değerli olanınız takvâsı en iyi olanınızdır.” (Hucurât, 49/13)

Bir çokları da bu ayetlere bakarak hanedanlığın önemli olmadığı kanaatine varabilir.

Hz. Ali’yi halifelik makamına daha layık görmenin yadırganacak bir tarafı yoktur. Ama bunu normal bir görüş farklılığı görmeyip Hz. Ali’nin de bizzat biat ettiği halifeleri zalim ve gasıp saymak bir aşırılıktır. Halbu ki, Hz. Ali’nin bu zatlarla ilgili güzel sözleri vardir.

Buhârî’nin rivayetine göre Muhammed b. el-Hanefiyye diyor ki, babama (Hz. Ali kerremellahü veche’ye) sordum : Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellemden sonra insanlarin en üstünü kimdir ? Dedi ki, ” Ebubekr’dir. Ondan sonra kimdir, dedim. Dedi ki, Ömer’dir. Bundan sonrakinin Osman olduğunu söylemesinden korkarak dedim ki, “Sonra da sensin.” Dedi ki, “Ben başka değil, sadece müslümanlardan biriyim.” (Buhârî, Fedâil’üs-Sahabe, 5)

Bilindiği gibi bugün Şia, Hz. Ali’nin halifeliğini bir iman meselesi saymaktadır. Onlara göre imanın şartlarından biri de Hz. Ali’nin ve soyundan gelenlerin Hz. Peygamberden sonra halife olduklarına inanmaktır.[2] Ezan okurken “Eşhedü enne Aliyye veliyyullah” demeleri bu inanç esasını ilan etmekten başka bir şey değildir.

Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« Yanıtla #1 : Mart 19, 2010, 01:25:39 ÖÖ »

B- İmamın Masum Olması

Yalnızca Hz. Ali ve soyundan gelenlerin halife olabilmesi ve onun dışındakilerin böyle bir yetkiye sahip olamamaları inancı insanları bir başka aşırılığa sürüklemiştir. Bu aşırılık Hz. Ali ve soyundan gelen imamların masum olmaları inancıdır. Çünkü halifeliğin bunların hakkı olmasi için başkalarından farklılandırılmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Aşağıdaki ifadeler bugün İran’da yaygın olan Şia’nın inancıdır:

“İmamın da peygamber gibi içte, dışta, görünürde, gizlilikte, bütün kötü ve pis şeylerden, doğumundan vefatına dek masum olduğuna inanıyoruz. İmam, imametten önce, sonra, soy-boy şerefi bakımından en yüce ve temiz kişi olup her türlü kötülükten, suçtan, yanılmadan, yanlış iş görmeden, unutmadan ve her türlü aşağılık şeylerden masumdur.” [3]

İmamlar için gösterilen bu özellikler Hz. Peygamberde yoktur. Çünkü onun yanılıp hata ettiğine dair Kur’an-ı Kerim’in açık ifadeleri vardır.

Peygamberimiz vahiy gelmeyince Ashab ile istişarelerde bulunurdu. Bu istişarelerde yanlış kararlara vardığı da olurdu.

Hz. Ömer radiyellahu anh anlatıyor : Bedir savaşında esirler alınınca Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Ebû Bekr ve Ömer’e “Bu esirlerle ilgili görüşünüz nedir?” diye sordu. Hz. Ebû Bekr dedi ki “Ey ’ın nebisi, bunlar amcaoğullarımız ve soydaşlarımızdır. Onlardan fidye almanı uygun görüyorum; böylece kafirlere karşı güçlenmiş oluruz. Belki ilerisinde onlara müslüman olmayı nasibeder.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) “Senin görüşün nedir Hattaboğlu?” diye sordu. Dedim ki, “Hayır, vallahi ya Resulallah, ben Ebû Bekr’in görüşüne katılmıyorum; benim görüşüm şudur: İzin ver onların boyunlarını vuralım. Akîl’i (kardeşi) Ali’ye bırak boynunu vursun, şu akrabamı da bana bırak boynunu vurayım. Çünkü bunlar küfrün liderleri ve ileri gelenleridir.”

Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Bekr’in görüşünü benimsedi, benim görüşümü benimsemedi. Ertesi gün geldim birde gördüm ki Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ile Ebû Bekr oturmuş ağlıyorlar. Dedim ki, “Ya Resulallah, söylesene, sen ve arkadaşın niçin ağlıyorsunuz? Eğer ağlamaya değer görürsem ben de ağlarım, ağlamaya değer görmezsem sizinle ağlar gibi gözükürüm.” Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Arkadaşlarının esirlerden fidye alınması yolunda bana sundukları görüşe ağlıyorum. Çünkü onlara azabın şu ağaçtan daha yakın bir şekilde geldiği bana gösterildi. ü Teâlâ şu ayeti indirdi: “Yeryüzünde düşmanını ezmedikçe hiçbir Peygamber’in esirler alması doğru olmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki, öbür dünyayı diliyor. güçlüdür, hakîmdir. Eğer daha önceden tarafından verilmiş bir hüküm olmasaydı aldıklarınızdan ötürü size büyük azab dokunurdu.” (Enfal 8/67,68)[4]

Demek ki, olayların arkasındaki gerçeği Hz. Peygamber de Hz. Ebubekr de görememiştir. Çünkü bunların her ikisi de insandır ve faziletli olmaları yanılmalarına mani olmaz. Ancak şu var ki, Cenab-ı hak Hz. Peygamberin yanıldığı hususları ona yaptığı vahiyle düzeltir ve ondan bize düzeltilmiş olarak intikal eder.

Ne kadar üstün bilgiye ve fazilete sahip olursa olsun herkesin yanılabileceği düşüncesi Kitap ve Sünnette açıkca belirtilenler dışındaki her görüşün tenkide tabi tutulmasına yol açmış ve İslam’da ihtilaflı her meselenin daima kitap ve sünnet ışığında çözülmesine sebep olmuştur.

Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« Yanıtla #2 : Mart 19, 2010, 01:27:11 ÖÖ »

C- İmamın Sıfatları ve Bilgisi

İmam hayali bir şahsiyet haline getirildikten sonra onun için çok şeyler söylenmeye başlamıştır. İşte İrandaki şiilerin imamla ilgili inançlarından bir bölüm daha:

“İmamın ilahi hükümlere, ilahî marifete, bütün bilgilere sahip olması peygamber yahut kendisinden önceki imam vasıtasıyladır. Yepyeni şey hakkında da imam, Teâlânın ona ihsan ettiği kudsi kuvvetle, ilham yoluyla gereği gibi hükmeder, o şeyi künhüyle anlar, bilir. Bir şeye yönelirse, onu bilmek dilerse o şey hakkında ancak gerçeği bilir, yanılmaz, şüpheye düşmez; bu hususta akli delillere, yahut belletenlerin belletmesine ihtiyaç yoktur; bilgisi iktiza edince daha da derinleşir, daha da ziyadeleşir ve bu yüzdendir ki Resul-i Ekrem’e, ” Rabbim bilgimi ziyade et.” demesi emir buyurulmuştur “

“…. İmam herhangi bir şeyi bilmek dilerse o işin bütün gerçeği tozdan pasdan arınmış, yapımı güzel bir aynaya, karşısındaki şeyler, nasıl akseder, olduğu gibi görünürse İmamın gönlüne de böyle akseder, görünür. “

“….. Hiç biri bir muallime gitmemiş, bir mürebbiden bir şey öğrenmemiştir; hatta okumayı, yazmayı bile talim yoluyla elde ettiklerine dair bir rivayet mevcut değildir. Hiç biri, bir hocadan ders görmemiş, hiç biri bir mektebe, bir medreseye gitmemiştir. Böyle olduğu halde kendilerine bir şey sorulunca ona derhal ve en doğru cevabı vermedeler, dillerine, bilmiyorum sözü gelmediği gibi cevap vermek için düşünmeleri, yahut cevabı bir müddet sonraya tehirleri de vaki değildir…”[5]

Bu özellikler de Hz. Peygamberde bulunmayan özelliklerdir. Çünkü bunlar onu beşer olmaktan çıkarır. İnsanların bir kısmı Hz. Peygamberde bir insan üstülük görmek istemişler, sıradan bir insanın peygamber olamayacağını zannetmişlerdi. Kur’an-ı Kerim bu durumu şöyle bildirmektedir.

” Dediler ki, yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça sana inanacak değiliz. veya senin hurma bahçen ve üzüm bağın olur, arasından gürül gürül ırmaklar akıtırsın. Yahut kuruntusunu ettiğin gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşürür veya ile melekleri karşımıza getirirsin. Yahut ta senin altından bir evin olur veya göğe çıkarsın. Bize okuyacağımız bir kitap getirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz ya. Deki, Rabbımı tenzih ederim. Ben ’ın elçi olarak gönderdiği bir beşerden başka neyim ki ? Zaten karşılarına doğru yol çıkınca insanları ona inanmaktan alıkoyan sadece onların şu sözleridir : elçi olarak bir beşeri mi gönderir?” (İsrâ 17/90-94)

Hırıstiyanlar, Hz. İsa’ya olan aşırı bağlılıklarnıdan dolayı onu ’ın oğlu kabul etmişler, Tanrının Hz. İsa’nın şahsında insan kılığına büründüğünü söylemişlerdir.

Hz. Peygamberin beşer olma özelliğini ilk müminler çok iyi kavradıkları için vahiy gelmeyen konularda ona itiraz ediyor ve karşı görüşlerini belirtiyorlardı. Meselâ bunlardan biri Bedir savaşında olmuştur. Hz. Peygamber ordusunu akşam üzeri, Bedir sularından Medine’ye en yakın olanının başına kondurmuştu. Burada el-Habbâb b. el-Münzir bir askeri uzman olarak kalktı ve dedi ki, ” Ya Resulellah ! Bu karargaha baksana, buraya seni mı kondurdu. Buradan ileri veya geri gitmeye hakkımız yok mudur ? Yoksa bu bir görüş, bir strateji, bir harp hilesi midir ? Hz. Peygamber buyurdu ki, ” Bu bir görüş, bir strateji ve harp hilesidir.” Dedi ki, Ya Resulellah burası uygun bir yer değildir. Orduyu kaldır, Kureyş’e en yakın kuyunun başına gidip konaklayalım. Gerideki kuyuların içini tahrip edelim. Sonra bir havuz yapıp içini su dolduralım. Sonra onlarla savaşalım. Biz su içeriz, onlar içemezler. ” Peygamberimiz buyurdu ki, ” Doğru bir görüş belirttin.”[6]

Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« Yanıtla #3 : Mart 19, 2010, 01:28:24 ÖÖ »

D- İmamlara İtaat

İmamlara kayıtsız şartsız itaat edilmesi ön görülmektedir. Bu konuda da İran şiilerinin inançlarından nakilde bulunalım :

” Onların buyrukları Teâlâ’nın buyruklarıdır. Nehiyleri onun nehyidir. Onlara itaat, ’a itaattır. Onlara isyan ’a isyandır. Onları seven ’ı sever. Onlara düşman olan ’a da düşman olur… “[7]

Hırıstiyanlar Hz. İsa’daki uluhiyet ruhunun papaya, papaza, kardinale ve rahibe geçtiğine inanmaktadırlar. Bunların ’tan ilham aldıkları ve asla yanılmayacakları kabul edilmekte ve onlara kayıtsız şartsız itaat edilmesi istenmektedir. Bu bir aşırılıktır.

Hz. Ali ve evladına karşı da aşırı davranıldığı görülmektedir. Halifeler yani imamlar, yer yüzünde ’ın bir memurudurlar. Uyacakları talimatı da Hz. Peygamber getirmiştir. Bu da Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarıdır.

Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor : “Ey inananlar ! ’a boyun eğin, onun Elçisine ve sizden olan yetkililere boyun eğin. ’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, bir konu üzerinde anlaşamayınca onu hemen ’a ve Elçisine bırakırsınız. Bu hem hayırlı, hem de sonucu daha güzel bir tutumdur.” ( Nisa 4/59)

Ayeti Arapçadaki dizilişine göre tercüme edecek olursak şöyle dememiz gerekir : ” Ey inananlar! ’a boyun eğin, onun Elçisine boyun eğin, sizden olan yetkililere de…” Burada, yetkililere boyun eğme emri, ’ın elçisine boyun eğme emrine bağlantılı olarak verilmiştir.

Peygamberlere kayıtsız şartsız boyun eğilir. Ama bundan, yetkililerimize de kayıtsız şartsız boyun eğmemiz gerektiği anlaşılamaz. Çünkü peygamberlerin hiç bir konuda ’a isyan etmeyeceğini biliyoruz. Ama yetkililerimiz bir paygamber gibi günahsız olamazlar. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor : “Yaratıcıya ısyan olan yerde yaratılmışa boyun eğilmez.” (Müslim, imaret 39; Ebû Davud,cihad 87) Bir diğer hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor : ” Boyun eğme sadece marufta olur.” (Buharî, ahkâm 4, Müslim, imaret 39-40) Maruf, Kur’an’a, sünnete ve geleneğe uygun şey demektir. Bu sebeple yetkilinin islam yasalarına aykırı emri kişiyi sorumluluktan kurtaramaz.

Ali b. Ebî Talib radiyellahü anh şöyle demiştir : “İmamın görevi ’ın indirdiği ile hükmetmek ve emaneti yerine getirmektir. Böyle yaparsa vatandaşların onu dinlemesi ve ona boyun eğmesi gerekir. “[8]

Halifeye kayıtsız şartsız boyun eğmenin bir inanç haline gelmesi bu konuda denetim görevinin tamamen ortadan kalkması demek olur.

Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« Yanıtla #4 : Mart 19, 2010, 01:29:47 ÖÖ »

E- Ric’at İnancı

İmamların ölümlerini kabul etmek istemedikleri için bazı aleviler ric’ata veya ruh göçüne inanmışlardır.

İran şiilerinin ric’ata inanır. Bunu şöyle açıklarlar :

” İmamiyenin, Ehl-i beytten gelen rivayetlere göre, Teâlâ’nın ölenlerin bir bölümünü öldükleri surette dünyaya getireceğine, böylece de bir bölüğün yüceltileceğine, bir bölüğünün alçaltılacağına, gerçeklerin haklı olduklarının, zalimlerin haksız bulunduklarının meydana çıkacağına inançları vardır.”

“Dünyaya döndürülecek kişiler imanda en üstün olanlarla fesadda en aşağı derecede blunanlardır..” [9]

F- Takiyye İnancı

Bu inanç şöyle açıklanmaktadır :

Takiyye, bir toplumdan yahut birinden çeşitli suretlerde korunmak, mensub olduğu zümreyi o zümrenin malını canını, inancını zarardan emin etmektir. Bu, kendilerinden ve kendilerine uyanlardan zararı uzaklaştırmak, canlarını korumak, müslümanların düzeninini ve birliklerini sağlamak için Ehl-i beytin şiarıdır. [10]

Takiyyenin sebep olduğu aşırılıklar :

Hz. Ali’nin 30 sene takiyye yaptığı, düşman olduğu halde dost göründüğü iddia ediliyor. Bu onun haşa, hilekar, iki yüzlü ve münafık tipli olduğu kanaatini vermez mi ?

Diğer taraftan Hz. Ali’nin ve ehl-i beytin dışında olanlar, onlara düşman oldukları halde iki yüzlülükle onlara dost görünmüş olmazlar mı? Sonuçta Resulüllah’ın bütün ashabı münafık ve iki yüzlü içi başka, dışı başka kişiler durumuna düşmezç mi? O zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendi ashabını iki yüzlü bir şekilde yetiştirmiş demektir. Halbu ki, ü Teâlâ hazretleri bu konuda şöyle buyuruyor :

” Muhammed ’ın elçisidir. Kendisiyle birlikte olanlar kafirlere karşı sert, birbirlerine karşı ince kalplidirler. Onları rükuda ve secdede görürüsün. ’ın bir lutfunu ve bir rızasını ararlar. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrattaki özelliğidir. İncil’deki özellikleri de şöyledir : Onlar filizini çıkarmış, onu güçlendirmiş, kalınlaştırmış ve sapı üzerine dimdik duran bir ekine benzerler. Bu, ekincileri sevindirir. Bütün bunlar, onlar karşısında kafirler öfklensin diyedir. , o kafirlerin içinden inanıp ve iyi işler yapanlara da hem bağış, hem de büyük bir ödül vadetmiştir. “ (Fetih 48/29)

Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7463



« Yanıtla #5 : Mart 19, 2010, 01:31:36 ÖÖ »

II- HZ. ALİ’Yİ AŞIRI HORLAYANLAR

Hz. Ali’yi aşırı horlayanların başında Haricîler gelir.


Bunlar başlangıçta Hz. Ali taraftarı iken Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan Sıffîn savaşında
Muaviye, kaçmaya yeltendiği bir sırada bu zor durumdan kurtulmak için hakem tayini düşüncesini ortaya attı.

Muaviye’nin ordusu, Kur’an-ı Kerim’i havaya kaldırdılar. Fakat Hz.
Ali savaşa devamda kararlıydı. Daha sonra haricî adını alan bir grup önce Hz. Ali’yi hakem tayinine ve bilirli bir hakemi kabul etmeye
zorladıkları halde daha sonra hakeme baş vurmayı büyük bir günah saydılar.

Hz. Ali’nin, işlemiş olduğu bu günahtan dolayı tevbe etmesini istediler.
Çünkü onlara göre Hz. Ali hakeme başvurmakla küfre girmişti.

Nitekim kendileri de bu sebeple kafir olduklarını ve tevbe ederek yeniden islama girdiklerini sanıyorlardı.
Haricilerden bir kısmı Hz. Ali’ye tabi olanları da müşriklikle suçluyorlardı. [11]







* Bu yazı, ll.l2.l994 günü, Milli Gençlik [COLOR=#NaNNaNNaN]Vakfı
Ümraniye Şubesi tarafından düzenlenen ve Ümraniye’de Belediye Sinema Salonunda yapılan [COLOR=#NaNNaNNaN]Alevilik
[/B] toplantısı sebebiyle hazırlanmıştır.[/SIZE][/COLOR]

Toplantıya katılanlar: Abdülaziz BAYINDIR, Doç. Dr. Mustafa ÖZ (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi), Cemal ŞAHİN ( Çorum Milletvekili) Muharrem Naci
[1]- İbn Manzûr, Lisan’ül-Arab, Beyrut c. l0 s. 492.
[2]- Muhammed Rıza’l-Muzaffer, Akâid’ül-İmâmiyye (Abdülbakî GÖLLPINARLI tarafından Şia İnançları adıyla tercüme ve neşredilmiştir. )İst. l978, s.50.
[3]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 51.
[4]- Müslim, Cihad, 58.
[5]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 52-53.
[6]-
[7]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 54.
[8]- Fahrüddin er- Râzî, ete-Tefsîr’ül-Kebîr, Dar’üt-tıbaat’il-âmire, c. III, s. 357.
[9]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 63-66.
[10]- Muhammed Rıza el-Muzaffer, a.g.e. s. 67.
[11]- Muhammed Ebû Zehra, İslamda Siyasî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi ( Tercüme Hasan Karakaya ve Kerim Aytekin.)İstanbul, s. 71 vd.
[/B][/SIZE][/COLOR][/FONT]
« Son Düzenleme: Mart 19, 2010, 01:33:43 ÖÖ Gönderen: Yakup » Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7679



WWW
« Yanıtla #6 : Mart 19, 2010, 01:58:47 ÖÖ »

 
Alıntı

Hz. Ali’yi halifelik makamına daha layık görmenin yadırganacak bir tarafı yoktur. Ama bunu normal bir görüş farklılığı görmeyip Hz. Ali’nin de bizzat biat ettiği halifeleri zalim ve gasıp saymak bir aşırılıktır. Halbu ki, Hz. Ali’nin bu zatlarla ilgili güzel sözleri vardir.



Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7679



WWW
« Yanıtla #7 : Mart 19, 2010, 02:01:10 ÖÖ »

 
Alıntı

Hz. Peygamberin beşer olma özelliğini ilk müminler çok iyi kavradıkları için vahiy gelmeyen konularda ona itiraz ediyor ve karşı görüşlerini belirtiyorlardı. Meselâ bunlardan biri Bedir savaşında olmuştur. Hz. Peygamber ordusunu akşam üzeri, Bedir sularından Medine’ye en yakın olanının başına kondurmuştu. Burada el-Habbâb b. el-Münzir bir askeri uzman olarak kalktı ve dedi ki, ” Ya Resulellah ! Bu karargaha baksana, buraya seni mı kondurdu. Buradan ileri veya geri gitmeye hakkımız yok mudur ? Yoksa bu bir görüş, bir strateji, bir harp hilesi midir ? Hz. Peygamber buyurdu ki, ” Bu bir görüş, bir strateji ve harp hilesidir.” Dedi ki, Ya Resulellah burası uygun bir yer değildir. Orduyu kaldır, Kureyş’e en yakın kuyunun başına gidip konaklayalım. Gerideki kuyuların içini tahrip edelim. Sonra bir havuz yapıp içini su dolduralım. Sonra onlarla savaşalım. Biz su içeriz, onlar içemezler. ” Peygamberimiz buyurdu ki, ” Doğru bir görüş belirttin.”


Logged

YUMUŞAK BAŞLI İSEM KİM DEMİŞ UYSAL KOYUNUM.KESİLİR BELKİ FAKAT ÇEKMEYE GELMEZ BOYNUM
(M.AKİF ERSOY)




güliçkimi
Hep Burda
*****

Karma: 15
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3224



« Yanıtla #8 : Nisan 03, 2010, 04:22:37 ÖS »

Logged

ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3489



« Yanıtla #9 : Mayıs 08, 2010, 12:29:03 ÖÖ »

 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: