|
Faruk
Ziyaretçi
|
 |
« : Mart 13, 2010, 04:36:51 ÖS » |
|
Kabirlerle Tevessül İslâm, tevhide gölge düşürecek ve şirke yol açacak bütün şeyleri yasaklamıştır. Bunlardan biri, ölülerin kabirlerinin mescid haline getirilmesi veya hayır ve şer, fayda ve zarar gibi konularda onlara duâ edilmesi veya onlardan bir şeyin istenmesi olayıdır. İslâm bu gibi şeyleri kesin olarak yasaklamış ve önlenmesi için de gerekli bütün tedbirleri almıştır. Çünkü bu gibi şeyler şirke kapı açan şeylerden kabul edilmiştir. "Sakın tanrılarınızı bırakmayın. Ved, Suvâ, Yeğûs, Yeuk ve Nesr patlarından asla vazgeçmeyin." (71/Nûh, 23) âyetinin tefsirinde İbn Abbas ve seleften başkalarının şöyle dediği nakledilmiştir: " Bu isimler Nuh kavminden sâlih olan kişilerin isimleri idi. Öldükten sonra insanlar kabirlerini kutsallaştırmış, sonra heykellerini yaparak ibâdet etmişlerdir. Putperestliğin başlangıcı budur (İbn Teymiyye, el-Furkan Beyne Evliyâi'r-Rahmân ve Evliyâi'ş-Şeytan, s. 141). Onun için Hz. Peygamber, kabirlerin namazgâh edinilmesini yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: " 'ım! Kabrimi ibâdet edilen bir put yapma. Peygamberlerinin kabirlerini namazgâh edinen milletlere 'ın gazâbı çetin olmuştur." (Muvattâ, Sefer 85; Ahmed bin Hanbel, II/246). Buhârî ve Müslim'de şöyle rivâyet edilmiştir: " , yahûdi ve hıristiyanlara lânet etmiştir. Peygamberlerinin kabirlerini mescidler edindiler." (Buhârî, Cenâiz 61, 62, 96, Enbiyâ 50, Salât 48; Müslim, Mesâcid 19, 23). Yine Müslim'de vefâtından beş gün önce şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "Sizden öncekiler, kabirlerini mescid edinirlerdi. Sakın kabirleri mescidler edinmeyin. Bundan sizi nehyediyorum." (Müslim, Mesâcid 23) Buhârî ve Müslim'de vefatına yakın Hz. Peygamber'e Habeşistan'da içinde resimler bulunan çok güzel bir kilisenin bulunduğu söylenince, şöyle buyurduğu rivâyet edilir: "Onlar, iyilerinden biri öldüğü zaman kabri üzerine bir mescid yapar ve üzerinde resimler çizerler. Kıyâmet günü 'ın yanında insanların en kötüleridirler." (Buhârî, Salât 48, 54; Menâkıbu'l-Ensâr 37; Müslim, Mesâcid 16; Nesâî, Mesâcid 16; Ahmed bin Hanbel, VI/51). Kabirlerin tapınak edinilmesini yasakladığı gibi,onlar üzerine binâ yapılmasını da yasaklamıştır (İbn Mâce, Cenâiz 43). Aynı şekilde kabirlerin yerin seviyesinden bir karıştan fazla yükseltilmesini de yasaklamış bulunmaktadır (Ahmed bin Hanbel, VI/18). Yine kabirlerin alçılanmasını, badana edilmesini veya kireçle binâ yapılmasını da yasaklamıştır (Müslim, Cenâiz 94, 95; Tirmizî, Cenâiz 58; Nesâî, Cenâiz 97, 98; İbn Mâce, Cenâiz 43; Ahmed bin Hanbel, III/299). Kabirler üzerine oturmayı ve onlara yönelik namaz kılmayı da yasaklamıştır (Müslim, Cenâiz 97, 98; Ebû Dâvud, Cenâiz 68; Tirmizî, Cenâiz 57; Nesâî, Kıble 11). Bu konuda rivâyetler çoktur. Müslim'de şöyle rivâyet edilmektedir: "Ebû Heyyâc şöyle demiştir: Ali ibn Ebî Tâlib şöyle dedi: 'Rasûlullah'ın beni gönderdiği bir işe ben de seni göndereyim mi? Târumar etmediğin hiçbir heykel ve yerin seviyesinde düzlemediğin hiçbir kabir bırakmayasın." (Müslim, Cenâiz 93; Ebû Dâvud, Cenâiz 68; Tirmizî, Cenâiz 56; Ahmed bin Hanbel, I/111, 139). Yine Müslim'de bir rivâyette şöyle denilmektedir: "Fadala İbn Ubeyd ile Rum diyarında Rodos'ta bulunuyorduk. Derken bir arkadaşımız vefat etti. Bunun üzerine Fadala ibn Ubeyd emir vererek kabrini düz yaptırdı. Sonra şunu söyledi: 'Ben Rasûlullah'ı kabirlerin yerle bir yapılmasını emir buyururken işittim." (Müslim, Cenâiz 92; Ebû Dâvud, Cenâiz 68; Nesâî Cenâiz 99) Görüldüğü gibi, İslâm tevhide gölge düşürecek veya şirke götürecek bütün şeyleri yasaklamıştır. Kabirlerin mescid haline getirilmesi, yükseltilmesi, onlara doğru namazın kılınması, alçılanması veya badana yapılmasını da yasaklamış bulunmaktadır. Nitekim daha önceki toplumların kabirler hakkında İslâm'ın yasakladığı şekillerde davrandıkları için saptıklarını da belirtmiş ve 'ın bu yüzden onlara lânet ettiğini, ifâde etmiştir. Durum böyle iken, İslâm âleminde kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbe ve binâların yapılması, ziyâretgâh, hatta tapınak haline getirilmesi bid'atı nereden çıktı? Bu konudaki ilk yanlışlar aşırı Şiat (gulât) taraftarlarınca ve gittikçe kurumlaşan tasavvuf bağlılarınca gerçekleştirildi. Kabirlerin üzerine binâ yapmayı, ziyâretgâh haline getirmeyi, etrafını tavaf eder gibi ziyâret edip taş ve demirleriyle teberrük etmeyi şiarları yaptılar. Daha sonra ölülerden medet ve yardım istemeyi ve hayatlarında etkili olduklarına inanmayı inançlarının bir parçası bellediler. Meselâ tasavvufun meşhurlarından Mâruf el-Kerhî'nin kabrini, duâların kabul edilmesi ve ihtiyaçların giderilmesi için ziyâret yeri yaptılar. Nitekim tasavvufçuların en akıllılarından kabul edilen el-Kuşeyrî, Risâle'sinde şunu nakletmektedir: "Bağdat halkı Mâruf'un kabri için 'Maruf'un kabri denenmiş bir ilâçtır' der (el-Kuşeyrî, er-Risâletu'l-Keşeyriyye, I/60, Dârul-Kütübi'l-Hadise, 1966). Onun için meşhur hiçbir tasavvufçu yoktur ki, kabri üzerine bir kubbe veya binâ yapılıp ziyâretgâh haline getirilmemiş olsun. Kabirler ve ölülerle oturup kalkan birtakım çevrelerle şeytanların nasıl oynadığını âlimler örneklerle anlatmışlardır. Meselâ puta tapanlarla şeytanlar konuştuğu gibi bir ölüden yardım isteyen yahut bir ölüyü çağıran ve onunla duâ edenlerle de şeytanlar konuşmakta ve aldatmaktadır. Mistikler bu konuda bir de "İşlerin içinden çıkamadığınız zaman ölülerden yardım isteyiniz" hadisini uydurmuşlardır (İbn Kemal Paşa, el-Erbaîn kitabında uydurmuş, diğer mutasavvıflar da kitaplarına almış, dillerine hadis diye dolamıştır). Halbuki bunu söyleyenler, şirkin kapısını açtıklarının belki de farkında değildirler. Putperestler, hıristiyan ve yahûdilerle bid'atçıların kabirlerin yakınlarında fevkalâde birtakım halleri olmaktadır. Bu halleri sözkonusu insanlar kerâmet sanmaktadır. Şeytan sapık amellerini onlara süslemiş ve aldatmıştır. Meselâ kabrin yanına birtakım bezler bırakırlar, bir süre sonra geldiklerinde bu bezlerin düğüm haline geldiği yahut bırakıp gittikleri delinin akıllandığını ve şeytanın ondan ayrıldığını görürler. Yahut birilerinin kabrin yarılıp içinden bir insanın çıktığı ve onun imdâdına koşanın ölü olduğunu sanması gibi. Bu ve benzeri pek çok olay, şeytan tarafından insanların saptırılması için tezgâhlanmış ve insanlar aldatılmış olmaktadır (Şeytanın bu nevi aldatmaları için bak. İbn Teymiyye, el-Furkan, 137-143, el-Mektebu'l-İslâmî, Beyrut, 1390 h.) Mistikler, müslümanların bütün dünyasını vahşet, korku, dehşet ve İslâm adına işlenen cinâyetlerle dolu bir mezarlık yapmaya çabalamaktadır. Müslümanların gönüllerini kabir ve gâyelerini de kabirler yapmak için gayret etmektedir. Hayatın tümünü kabirlerdeki leşlere ve kabir meçhullerine kurban yapmak için müslümanları teşvik etmektedir. Mısır'da bir hafta geçmiyor ki, mistiklerin şirk mitolojilerine inanan ve sevenleri bir kabrin başında toplamış olmasın. Yatırların başında toplanır, onun hamdi ile tesbih eder, tevâzu ve huşû içinde kemiklerine yalvarır, İslâm'ın yasakladığı günahları işler ve gecenin karanlığında fücur ve ma'siyet bataklığına dalar çıkarlar. Bunlara da mevlitler yahut ölümsüz yıldönümleri ve hâtıra günleri adını verirler. Tören bitmeden veya dağılmadan önce mutlaka bir kabrin kemikleriyle en kısa zamanda nasıl ihtifal edeceklerini kararlaştırırlar. Mistiklerin üzerinden geçen hiçbir gece veya doğan hiçbir gündüz yoktur ki, onda kalbi bir kabrin kemiklerine bağlı olmasın veya yatır anıtına içinde özlem duymamış olsun. Gece gündüz, oturur ve kalkarken, evde ve sokakta, her zaman ve her yerde tasavvufçuların gönlünde yatan arslan, kabirlerdir. Kabirler, kabirler, kabirler! Günümüzde Kabirlerle Tevessül ve Rûhâniyetten İstimdat Mistiklerin bid'atlerinden biri de kabirlere tevessül ve rûhânîyetten istimdat inancıdır. Kur'an ve Sünnette böyle bir inanç ve uygulama olmadığı gibi, sâlih selefin de böyle bir şey yaptığı vâki değildir. Bu inanç tamamen bâtıl İslâm dışı inançlara dayanmaktadır. Mistikler bir İslâm inancıymış gibi buna sarılmış ve insanları böyle yapmaya teşvik etmişlerdir. Yeni mistiklerin bu konuda söylediklerinden bazı örnekler verelim: "İşlerinizde bir çıkmazla karşılaşırsanız, kabir ehlinden yardım isteyin" şeklindeki mevzû hadisi naklettikten sonra izahı kabilinden Ramazanoğlu Mahmud Sami şöyle demektedir: "Ey benim ümmetim, size bir müşkilât, bir gam ve keder teveccüh edince evliyâullahın ziyâretine koşunuz ki, onların bereketiyle müşkilâtınız hal, gam ve kederiniz zâil olsun. Bunun tasavvufî izahı, kuburdan murad evliyâullahtır." "Mescidler 'ındır" (72/Cinn, 18) âyetini açıklarken de şöyle diyor: "Evliyâullah'ın verdiği bir mânâya göre mescidden murad kalptir." (Ramazanoğlu Mahmud Sami, Musâhabe, 6/152). "Onun için o büyüklerimize bir fâtiha üç ihlâs okuyun, gönderin rûhâniyetlerine. İstimdat edin. Şirk olmaz mı? Olmaz. Çünkü 'ın sevgili kullarını için sevmek sevaptır. Rasûlullah Efendimiz buyuruyorlar: "Sizden biriniz beni... sevmedikçe..." (M. Esad Coşan, Tasavvufa Giriş, 14). Sanki şeyhler ve ve ölüler 'ın Rasûlü. "Evliyâullah 'ın sevgili kulları, 'ın rızâsını kazanmış kullar, vefatlarından sonra da insanlara müessirdirler. Yani tasarruf sahibidirler. Yani sizinle münâsebetleri vardır, alâkaları vardır. Rüyamıza girerler, nasihat ederler, ikaz ederler." (M. Esad Coşan, a.g.e., 13) "(Zikirde) dördüncü edeb, rûhâniyetten istimdattır." (M.Z.Kotku, Tasavvufî Ahlâk, 2/246). "Bazı mürid de şeyh vefat ettikten sonra kendisine râbıta yaptırmıştır. Bazısı da 'meyyit âhirete intikal ettikten sonra dünyaya iltifatı kalmaz' demiştir. Bu kanaat, nefsinde kemal iddia edenlerin hatasından da büyüktür. Bu söz evliyâullah indinde tasarrufâtı inkârdır. Bunda ittifak vardır. Evliyâullah'ın tasarrufâtı âhirete intikal ettiklerinde de bâkîdir. Onun için Hz. İmam tarikat el-Maruf Şah Nakşibend, Şeyh Abdülhalik Gücdüvanî'nin rûhâniyetinden feyz almıştır. Halbuki bu ikisi arasında beş adet vâsıta (beş nesil) vardır." (M.Z.Kotku, a.g.e., 2/241-242) Cenâb-ı Hak, kulunun yükü ağırlaşınca, anâsırdan tecrid eder de rûhen mutasarrıf kılar. Zira ruhta telsiz sürati vardır. Onun için tasarruf daha süratli, ihâtalı ve kolay olur." (Ali Erol, Hâtıratım, 41). Mistikler ölülerden medet etme ve rûhâniyetten istimdadı o dereceye vardırmışlardır ki, bu konuda ölüleri derecesine bile vardıranlar olmaktadır. Meselâ tevessül ve istimdad konusunda bunlardan biri ile Rasûlullah'tan isteme arasında bir fark olmadığını bile söylemektedir. Şu ifâdeye bakınız: "Yâ Rabbi! Rasûl-i Ekrem kadir ve kıymeti için benim ihtiyacımı gider', 'Ya Rasûlallah, benim ihtiyacımı gider', ' 'ım! Onunla ihtiyacımı gider' sözleri arasında fark yoktur. Doğrusu, Peygamberin zâtından istemek ile zâtı ile 'tan istemek arasında fark yoktur." (İsmail Çetin, Gözyaşı, s. 4, sayı 14, Temmuz-Ağustos 1988; Râbıta ve Tevessül, 392-414). Bu konuda Muhammed Nazım Kıbrısî şöyle diyor: "Bu meclise Berzahta bulunan evliyâullahtan olsun, hayattakilerden olsun, rûhânî olarak birisi geldimi bu meclisteki kimselere aslî olan saâdet mührünü vurur ki, bu mecliste şakî otursa said olur. Cehennemlik kimse oturursa cennetlik sıfata döndürecek mühürle onu mühürlerler." (Tasavvufî Sohbetler, 49). (İstanbul'u evliyânın idare ettiği, İngiliz milletinin tümüyle müslüman olacağı, kıyâmet alâmetlerini evliyânın durdurabildiği, insanların bütün günahlarını temizleyip âhirete günahsız gönderdikleri konusunda bkz. a.g.e., 87-96). Râbıta ve Tevessül kitabında yine şöyle diyor: "Çünkü peygamberlerin mûcizeleri ve evliyânın kerâmetleri ölümleriyle kesilmez. Onlar kendi kabirlerinde diridirler. Namaz kılarlar ve hacca giderler." (Râbıta ve Tevessül, Heyet, Umran Y. s. 412) (6)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|