Faruk
Süper Moderatör
Hep Burda
   
Karma: 6
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1080
|
 |
« : Mart 12, 2010, 06:54:26 ÖS » |
|
LA” Tüm Zalim Düzenlere Karşı Bir Tehdittir Mustafa ÇELİK Vuslat: Kelime-i Tevhid’in “La” İle Başlamasındaki Hikmetin Ne Olduğunu Düşünüyorsunuz? Kelime-i Tevhid’in “La” ile başlamasının birçok hikmeti vardır. Kelime-i Tevhid’in “La” ile başlamasının ilk hikmeti, ’a iman etmenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya vesile olmasındandır. Kelime-i Tevhid’in başındaki “La” nın önce gelmesi, ’ın dışında ortaya çıkmış ve gelecekte ortaya çıkacak olan tağut hükmündeki bütün batıl ve atıl ilahları reddetmenin ’a iman etmenin ilk rüknü olmasındandır. Sahte ilahlar, tağutlar, azmanlar ve onların uydurdukları yasalar, anayasalar, sistem ve ideolojiler külliyen red ve inkâr edilmedikçe ’a iman gerçekleşmez. û Teâla dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü O'ndan başka hiçbir kimse-hiçbir şey ibadete (dua edilmeye, hukuk belirlemeye, şeriat vazetmeye, koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir. Uluhiyetin başkaları için reddedilmesi, ilahlığı sadece ortağı olmayan û Teâla’ya ait kılmayı ve O'nun yanında ikinci bir ilah edinmemeyi gerektirir. “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp ’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. , hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2/Bakara Sûresi,256) ayetine dikkat edilirse, tağutu inkâr, ’a imanın ilk rüknü olmuştur. Tağut inkâr edilmeden ’a iman gerçekleşmez. Tağut karanlıktır, gecedir. Kelime-i Tevhid’in başındaki “La” ile karanlığa, geceye son verilir. Çünkü gece kaybolmadan gündüz olmaz. İnsan kalbi teyp kasetine benzer. Kasetin içindeki eski bilgiler silinmeden yeni bilgiler kaydedilemez. Kelime-i Tevhid’in “La” ile başlamasının hikmetlerinden birisi de, mü’minlerin İslâm ile beşeri rejimleri, ideolojileri birbirine karıştırmamalarıdır. İman safidir; karışıklığı, karmakarışıklığı kaldırmaz. Kelime-i Tevhid’in “La” ile başlamasının hikmetlerinden birisi de, İslâm’ın emrettiği imanın tavizsiz ve pazarlıksız olmasıdır. “La” nın bir manası da, imanda tavizkârlık ve pazarlık olmaz. Kelime-i Tevhid’in “La” ile başlamasının hikmetlerinden birisi de, imanın seçmeciliği ve sentezciliği kabul etmemesidir. İmanda seçmeci ve sentezci olanlar, Kelime-i Tevhid’in başındaki “La” dan vazgeçenlerdir. Günümüzde genelde İslâm topraklarında, özelde ülkemizde “Ben hem Müslümanım hem de Demokratım, Ben hem Müslüman hem de Laikim, Ben hem Müslüman hem Liberalistim, Ben hem Müslümanım hem de Sosyalistim” diyenlerin zuhur etmiş olmaları, Kelime-i Tevhid’in başındaki “La İlahe” den vazgeçerek iman etmeye kalkıştıklarını gösterir. Oysaki “La İlahe” demeden “İllallah” demek mümkün değildir. Kişi “La İlahe” demeden mücerred sadece “İllallah” demekle mü’min olmaz. “La”, seçmeciliğe ve sentezciliğe reddiyedir. Dolayısıyla Kelime-i Tevhid’in “La” ile başlamasının hikmeti, İslâm imanını noksanlıktan ve fazlalıktan korumak içindir. Kelime-i Tevhid’in başındaki “La” olmazsa, iman noksanlıktan ve fazlalıktan hali olmaz. İçinde noksanlık ve fazlalık olan iman, İslâm’ın emrettiği iman değildir ve böyle bir imanın sahibi olanlar, mü’min sayılmazlar. İslâm, ’tan gelmeyen ve ’tan gelen şeriata dayanmayan, onunla çelişen ve çatışan bütün sistemlere, rejimlere, yasa ve anayasalara “La” der ve kendi müntesiplerinden de bunu ister. Kul kaynaklı beşeri rejimlere, sistemlere “La” demek; imana, İslâm’a girişin ilk şartıdır. Günümüzdeki Beşeri Fikir Akımlarını “La” Kapsamında Nasıl Değerlendirmeliyiz? İslâm, ’tan gelmeyen ve ’tan gelen şeriata dayanmayan, onunla çelişen ve çatışan bütün sistemlere, rejimlere, yasa ve anayasalara “La” der ve kendi müntesiplerinden de bunu ister. Kul kaynaklı beşeri rejimlere, sistemlere “La” demek; imana, İslâm’a girişin ilk şartıdır. Kelime-i Tevhid’in başındaki “La İlahe” den anlıyoruz ki; İslâm imanının tertip sırasına göre üç rüknü var: İnkâr, tasdik ve ikrar. Birileri tevhidi ’ın varlığını isbat etmekten ibaret olduğunu savunuyor. Çiçeklerde böceklerde, ın varlığına delalet eden ayetleri tevhid olarak algılıyor. Birileri şeyhlerin, efendilerin, gavsların, kutupların gölgesinde tevhidi arıyor da yeryüzündeki bütün müstekbirlere ve onların zulüm sistemlerine karşı kıyamı bize emreden Kelime-i Tevhid’in başındaki "la İlahe" hükmünü görmüyor. Yeri geldiği için altını çizerek diyoruz ki; genelde Kelime-i Tevhid, özelde Kelime-i Tevhid’in başındaki “La”, û Teâla’nın hüküm ve hakimiyetine başkaldırmış sahte ilahlara ve onların ’ın şeraiti yerine geçsin diye icad ettikleri bütün sistemelere, kanunlara, yasalara ve anayasalara ve bunlara dayanarak otorite olmuşlara karşı tehdittir. Yani Firavunluk iddiasında bulunanlar için, ’ın şeriatına mukabil ve onun yerine geçmek üzere ortaya atılmış sistemler için tevhid bir tehdit unsurdur. Çünkü iman, firavunların, zorbaların, tiranların, tağutların sistemlerine, otoritelerine inkârla isyanla başlar. Dolayısıyla bütün kul kaynaklı rejimlere, ’tan gelmiş olan vahyin yerine geçsin diye ileri sürülen fikirlerin, ideolojilerin varlıkları için Kelime-i Tevhid’in başındaki “La” bir tehdittir. Kelime-i Tevhid’in başındaki “La”; û Teâla’nın dışında ibadet edilenleri reddeder ve batıl kılar. Yani tağutu red ve ’a iman etmeyi gerektirir. Tağutu reddetmek, û Teâla’nın emir ve yasağına ters düşen emirlerde bulunan kişi ve kurumları, hevayı ve şeytanı reddetmektir. "La ilahe illallah"ın manasıyla birlikte gereğini de yerine getirmek, ibadette û Teâla’yı birleyerek O'na benzer tutulanları terk etmektir. “La” Bir Red İse Kabullerimiz Neler Olmalı? Müslüman olarak bu dünyada reddettiklerimiz, veto ettiklerimiz, isyan ettiklerimiz “La İlahe” nin kapsamına girenlerdir. Sahte ilahları, sahte ilahlarını uydurduklarını ve uyguladıklarını toptan reddediyoruz. Bu reddettiklerimiz, kabul etmemiz gerekenlere ulaşmamız içindir. Yani Müslüman olarak reddettiklerimiz kabul ettiklerimize açılan bir kapıdır. Kabul ettiklerimizin arasında sahte ilahlara, tağutlara, tağutların kurum ve kuruluşlarına ait her hangi bir şey yoktur. Şayet kabullerimizin arasında tağutlara, tağutların, firavunların, azmanların kurum ve kuruluşlarına ait bir şey varsa, “İllallah” deme imkânımız olmaz. Müslüman olarak kabul ettiklerimiz tamamen “İllallah”’ın kapsamına girenlerdir. ’tan gelen her şey kabulümüzdür. ’ın şeriatı ne getirmişse, ’ın şeriatına uygun her ne varsa kabul ve makbuldür. ’ın şeriatı dışında kalan her ne varsa, ’ın şeriatıyla çelişen ve çatışan her ne bulunuyorsa bila şekü şüphe merduddur. Müslümanların kabullerinin esası ve çerçevesi “İllallah” dır. Müslüman olarak önsözümüz ve son sözümüz 'ı tevhid etmektir. Ön ömrümüzün ve son ömrümüzün tevhidle başlayıp tevhidle bitmesi gerekir. Bunun için de kabullerimizin Şeriatullah’a uygun olması şarttır. Yani kabullerimizin kaynağı dinimizdir. Şunu bilelim ki; din ile kul arasındaki bir konudan ibaret değildir. Dinin yapısı ve getirdiği yaptırımlar sonucunda, din toplumsal bir olgudur. Din maddi ve manevi dünyayı düzenleyen kanunlar getirdiği içindir ki ile birey arasında kalamaz. Din bir vicdani özgürlük değildir, ya içinde olup yaşarsınız, ya da dışında kalırsınız. Dini sosyal ve siyasal yaptırımları olan bir otorite haline getiren ise içinde barındırdığı kanunlar ve tartışılmaz kabul edilen emirlerdir, bütün bu toplama ‘’Şeriat’’ diyoruz. 1- Şeriat’ı kulları için koymuştur. 2- Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır. 3- Şeriat, "din" kelimesiyle eş anlamlıdır. 4- Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlâka, ibadete, siyasete, hukuka, iktisada ve günlük hayattaki bütün işlere dair hükümlerin hepsi vardır. Dolayısıyla Müslüman insanın Şeriatullah’a muhalif olan kabulü olmaz. İmanı bütün olan Şeriatullah’a muhalif olanı kabul etmez. Bakara Suresi 256. Ayetinde ’a İman Edilmeden Önce Tağutun Reddedilmesi İstenmektedir. Bu Hüküm İle “La” Arasındaki Benzerliği Nasıl Anlamalıyız? Usûlü Tefsir’de “Kur’an, Kur’an’ı tefsir eder. Kur’an-ı Kerim’in en büyük tefsiri, yine Kur’an’dır” diye bir kaide vardır. Bakara suresi 256. ayetinde ’a iman edilmeden önce tağutun reddedilmesini isteyen ayet ile Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde yer alan Kelime-i Tevhid arasında bir benzerlik vardır. Müfessirin ulemadan M. Hamdi Yazır (ra) der ki: “Mü’mini muvahhid olmak için, ’a imandan evvel küfre tevbe etmek şarttır ve bu tevbenin şartı da Tağutları asla tanımamağa azmeylemektir. Bu suretle Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp ’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. , hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2/Bakara,256) ayeti “La İlahe İllallah” kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir.” (Hak Dini Kur’an Dili/M. Hamdi Yazır, C:2, Sh: 871, İst/1971) La İlahe İllallah nefiy (red/inkar) ve ispat (kabul) olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. “La İlahe”, ilahlığı canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almak, “İllallah” ise, uluhiyete (ilahlığa) ait ne varsa sadece ve sadece Allahu Tealâ’ya tahsis etmektir. Hiç şüphesiz ki “La İlahe” kelimesinin başında bulunan “La” tevhid ve şirk denizleri arasında bir settir. Burada kısaca tağut kavramı hakkında bilgi vermekte fayda vardır: Arapça bir kelime olan bu tağut kelimesi, “teğa,yetgi,tuğyanen” kelimelerinden türetilmiştir. Lugatta haddini aşmak, azgınlaşmak anlamına gelmektedir. Lisan’ül Arap’ta bu kelime hakkında şu bilgiler yer almaktadır : “Tağut; küfürde haddini aşan manasına da gelmektedir. ’tan başka ibadet edilen her şey tağuttur. Tağut, putlardan olabildiği gibi cin ve insanlardan da olabilir. İmam-ı Muhammed İbn-i Cerir Et’Taberi tağut kelimesi hakkında şöyle demektedir: “Tağut; ’a karşı isyankar olup zorla veya gönül rızasıyla kendisine tapınılıp mabud tutulan, gerek insan, gerek şeytan, gerek put, gerek dikili taş ve gerekse diğer herhangi bir şey demektir. Bunun tefsirinde şeytan veya sihirbaz, yahut kâhin ya da insanların ve cinlerin, inat edip büyüklük taslayanları veya ’a karşı mabut tanınıp buna razı olan Firavun ve Nemrud gibiler veya putlar diye çeşitli rivayetlere rastlanır.” Müfessirlerden Kurtubi ise bu kavram hakkında şunları söylemektedir: “Tağutu reddedin demek, şeytan, kahin, put, ve bunlar gibi ’tan başka ibadet edilen ve sapıklığa çağıran her şeyi terk edin demektir.” Yine tağut kavramı hakkında Mücahid şunları demektedir: “Tağut kendisine muhakeme oldukları ve emirlerine itaat ettikleri insan görünümündeki şeytanlardır.” İbn-i Kayyim El’Cevziyye ise şunları söylemektedir: “Tağut; kendisine ibadet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsanların tağutu, ve Resulü’nün kanunlarıyla hükmetmeyen, ’tan başka kendisine muhakeme olunan, ibadet edilen ve ’ın emrine dayanmaksızın, ’a itaat etmeksizin kendisine tabii olunanlardır. Bunları düşünür ve insanların durumlarına bakarsan, insanların çoğunun ’a değil tağutlara ibadet ettiğini, ve Resulü’nün hükümlerine değil tağutların hükümlerine muhakeme olduklarını, ve Resulüne değil, tağuta itaat edip tabii olduklarını görürsün.” Şehid Seyyid Kutub’ta tevhid kelimesi “La İlahe İlallah”’ın manasına dair şöyle demektedir: “İslâm, 'tan başka ilâh olmadığına şahitlik etmektir. 'tan başka ilâh bulunmadığına şahitlik ise, yüce 'ın tek başına evrenin yaratıcısı olduğuna ve orada dilediği gibi tasarrufta bulunduğuna, kulların ibadet kastı taşıyan davranışlarını ve hayatla ilgili eylemlerini sadece O'na sunacaklarına, kulların yasalarını sadece ondan edineceklerine, hayatlarına ilişkin konularda tek başına O'nun hükümlerine boyun eğeceklerine inanmakla somutlaşmaktadır. Kim -bu anlamda- 'dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik etmezse, hiçbir zaman şehadet getirmemiş ve İslâm'a girmemiş demektir. Adı, lâkabı ve soyu ne olursa olsun... Hangi bölgede -bu anlamda- 'dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik etme gerçeği gerçekleşmezse, o bölge hiçbir zaman 'ın dinini din edinmemiş ve asla İslâm'a girmemiş demektir.” Yine İbn-i Recep el-Hanbeli tevhid kelimesini şöyle tanımlamaktadır: “Kulun La İlahe İllallah demesi, onun için ’tan başka ibadete layık bir ilahın olmamasını gerektirmektedir. İlah ise; kendisine dua edilen, kendisinden istenilen, kendisine tevekkül edilen, umulan, korkulan, sevilen, yüceliğinden sakınılan, isyan edilmeyen, itaat edilen demektir. Bunlar ilahlığın özelliklerindendir. Bunların ’tan başkasına verilmesi caiz değildir. Her kim ilahlığın özelliklerinden birisini bir yaratılmışa vererek ’a şirk koşarsa La ilahe İllallah sözündeki ihlasını bozmuş olur ve tevhidini gerçekleştirmemiş olur.” La İlahe İllallah tağuti özellik taşıyan her şeyi red ve inkâr etmektir. Şunu bilelim 'ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık ve kurum tâgûttur. Bugün dünyada; vahyi inkâr ederek, insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, (cc)'ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad etmektedirler. Dolayısıyla bütün demokratik sistemler, bu noktada "tâgûtî" özellikler taşırlar. Bu bir anlamda bütün ideolojik sistemler için geçerlidir. Daha genel bir ifade ile İslâm dışındaki bütün sistemler, tâgûtîdir. Tâgûtların hükümlerine göre yönetilen bütün yerler de dâru'l-harp durumundadır. Şunu bilelim ki; “La İlahe” Daru’l Harb’e, İllallah Daru’l İslâm’a tekabül eder. Tağûtların hükümlerine göre yönetilen beldelerde yaşayan mü'minlerin (cc)'ın indirdiği hükümlerin gâlip gelmesi uğruna cihad etmeleri farz-ı ayndır. Şurası unutulmamalıdır ki, tâgûtun hükümlerine "evet" diyenler, û Teâla (cc)'nın dinine küfretmek durumundadırlar. Netice olarak bir kimse “La İlahe” diyerek ilahlığa ait tüm bu hususiyetleri canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almalı, “İllallah” diyerek ilahlığa ait tüm bu hususiyetleri sadece û Tealâ’ya tahsis etmelidir. Tağûtu inkâr edip ’a iman etmek, tağûtların hükümlerini, hakimiyetlerini, otoritelerini reddederek hüküm ve hakimiyeti sadece ve sadece û Teâla’ya tahsis etmeyi gerektirir. Ne yazık ki asrımızda İslâm Yahudi ve Hıristiyanlara Cennette yer aramaya çalışan bazı itikadı bozuk hocalar, ilahiyatçı Prof. lar bir kişinin Müslüman olması için " Muhammedun Rasulullah " demenin gerekmediğini iddia edecek kadar çıldırmış bulunmaktadırlar. Bu görüşü, yani "Müslüman olmak için Kelime- i Tevhid' in ilk bölümü olan "La İlahe İllallah" demek kâfidir, "Muhammedunrasulullah" denilmese de olur" diyenler, tevhid’den nasibini alamamış çok ilahlı kimselerdir.
|