|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 11, 2010, 12:18:02 ÖÖ » |
|
 PUTPERESTLİĞİN GÜNÜMÜZDEKİ YANSIMALARI
Hal böyle iken günümüz dünyasında insan şu dua üzere yaşamaktadır : "Rabb'imiz bize dünyada ver." Zira nereden gelip nereye gittiğini unutan insanın gözü dünyadan başkasını görmüyor. Kapitalizm insanın tüm manevi değerlerini, enerjisini ve zamanını çalıyor. Karşılığında ise ona dünya metaıyla birlikte ebedilik vadediyor. Bu bağlamda insan dünya malının kendisini ebedi kılacağı zannıyla sürekli olarak mal yığıp biriktirme çabası içerisinde yaşıyor ve sonsuzlaşma ümidi içerisinde sürekli olarak sanayi üreten yerler inşa ediyor. (bknz. Hümeze Suresi, Şuara : 129) O halde bugün kırmamız gereken putlar geçmişte var olanlardan farklıdır. İnsan öncelikle nefsini kurban etmek, eşyaya sırt çevirmek ve Samiri'nin altın buzağısı misali kendi basıp kendi taptığı kağıttan putu yakıp un-ufak ederek sonsuzluk denizine savurmak durumundadır.
Bilindiği gibi Lat, Uzza ve Menat Arapların üç büyük putunun ismidir ve Kur'an'da kendilerinden söz edilmiştir. Peki, bugünün Lat, Uzza ve Menat'ı nedir, bunu nasıl güncelleştirebiliriz ? Aksi takdirde bu isimler tarihi bir bilgi olarak zihinlerimize yerleşecek ve bugün açısından hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Elbette bu konuda pek çok yorum yapmak mümkün, ancak ben konuya yukarıda söz ettiğim anlam çerçevesinde yaklaşmak istiyorum. Bu anlam çerçevesinde insanın nefsini tatmin edebilmek için birtakım zevklere (lüks, makam-mevkii, güç, iktidar vs) ve eşyaya ihtiyaç duyduğunu, dolayısıyla bunu elde edebilmek açısından paranın kapitalist sistemde aracı ilah haline getirildiğini ifade etmeye çalışmıştım. Buradan hareketle kapitalist sistemin dayandığı üç kağıt (faiz, borsa, döviz) tam anlamıyla günümüzün Lat, Uzza ve Menat'ı haline gelmiştir. Kapitalist düşünceye sahip insanın kendilerine ta'zimde bulunduğu ve kurbanlar sunduğu üç büyük put... İnsan kendi eliyle diktiği bu üç puta öylesine tapıyor ki, tüm manevi değerlerini, enerjisini, zamanını ve dolayısıyla ahiretini hiç çekinmeden sahte ilahlarının önünde kurban ediyor. Bu durum öyle bir hal almıştır ki, satıcıların Süleyman Mabed'inin avlusunu ya da üç yüz altmış putun Kabe'nin çevresini işgal ettiği gibi hayatın tüm alanlarını işgal etmiştir. Böylece insanın anlamını yitirmesine ve aşağıların en aşağısına düşmesine neden olmuştur.
O halde bugün kendi benliğimizde İbrahim'in (S) zuhuruna ihtiyacımız var. Süleyman Mabedi'nden ve Kabe'deki üç yüz altmış puttan söz etmeme karşın burada Hz. İsa'yı (S) ve Hz. Peygamber'i (S) zikretmemenin sebebi İbrahim'in (S) tüm muvahhidlerin atası oluşudur. Hal böyle olunca, bugün içinde yaşadığımız toplumda, İbrahim (S) misali "Siz kendi ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz ?" söylemini yeniden gündeme taşımak zorunluluğuyla karşı karşıyayız. Ancak bu noktada söylem-eylem dengesi sağlanarak kapitalizmin dayatmalarına karşın peygamberi bir duruş sergilenmelidir. Bunun yolu ise tıpkı İbrahim'in (S) İsmail'i (S) kurban ettiği gibi, O'na olan bağlılığın ispatı niteliğinde 'a kurbanlar sunmaktan geçiyor. "Fe-Salli li-Rabbike venhar / O halde sen de Rabb'in için sâllâ et ve (kurban) kes." Bir tek cümleyle ifade etmek istersek bu, insanın bütün benliğiyle 'a teslim olması, nefsini 'ın yolunda feda etmesi, dolayısıyla kendisini sadece 'a adaması gerektiğini ortaya koyan genel bir ifadedir. "Kes", nefsini kurban et, dünya sevgisini, servet tutkusunu, seni maddenin esiri haline getiren tüm bağlarını 'ın adıyla bir çırpıda kesiver. Ancak şunu ifade edeyim ki, benim buradaki amacım, modernistlerin yaptığı gibi kurbanı Hz. Peygamber'in (S) uygulamasındaki halinden çıkarıp başka bir şekle sokmak olmamakla birlikte, Peygamberi bir duruş sergilemek açısından kurbanın ifade ettiği anlamsal boyutu gündemleştirmektir.
Sonuç itibariyle putperestlik, kapitalist düşüncenin ürettiği pislikler itibariyle geçmişteki cahiliyyeye nazaran günümüzde çok daha yıkıcı boyutlara ulaşmış durumda. Bu bağlamda ihtiyacımız olan yegane şey Kur'an'ın doğru anlaşılarak güncelleştirilmesi ve İslam'ın sahih bir yaşam biçimi olarak algılanıp pratiğe yansıtılmasıdır. Zira bunun ötesinde kuru söylemler hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Selam ve dua ile...
26 Ekim 2007 / İstanbul Atilla Fikri Ergun
|