
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
Hz. Peygamber, ilk vahyi aldığında İslami hareket başlamış oluyordu.
Hz. Peygamber, Hira mağarasında ilk vahyi aldığında İslami hareket başlamış oluyordu.
Ardından gelen “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar” ayetleri fert planından toplum planına geçişin işaretini veriyordu.
İslami hareket, önce bir teorik programın belirlenmesi, ardından bu programın pratiğe aktarılması şeklinde değil, teori ve pratiğin birlikte yürüdüğü, dosdoğru olmanın, ilkelerden ödün vermemenin, yalanlayanlara, zulmedenlere, yetimi, yoksulu itip kakanlara asla itaat edilmemesi, onlarla uzlaşılmaması esaslarının gözetildiği sahih bir düzlemde peyderpey gelişti ve İslam inkılabına böyle ulaşıldı.
Sahabe vahye bir teori metni olarak yaklaşmadı, vahyi pratiğe aktarmak, hayata hakim kılmak için okudu.
İlk Kur’an nesli, Kur’an üzre bir seferde olduğu bilinciyle yaşadı, o bilinçle mücadelesini sürdürdü, teoride boğulmadı, vahyin çizgisinde, Hz. Peygamber’in örnekliğinde dosdoğru olmanın fert ve toplum planındaki şahidliğini üstlendi ve İslam inkılabına giden yol böyle yüründü.
Şimdi, İslami hareketin yegane örnekliğini teşkil eden Nebevi hareket metodundan söz edildiğinde, konuyu, “bunu program haline getirmek lazım, yoksa soyut olmaktan öteye geçmez” şeklinde değerlendirmek ne kadar sıhhatlidir?
Nebevi hareket metodu, bizzat yaşanmış somut bir sürecin ifadesidir ve hayatın içinde pratize edilmiş canlı bir örnekliğin adıdır. Bugün yapılaması gereken de, oturup program üreteceğim diye teoriye boğulmak yerine, bizzat hayatın içinde, mücadele alanında Kur’ani ilkelerin şahidliğini yapmak, Nebevi yolu izlemekten başka bir şey olmamalıdır. Hayatın içinde, mücadele ortamında bulunulduğunda, zaten Kur’ani ilkelerden ve Nebevi örneklikten neşet eden bir program vardır ve bu programın yeniden üretilmesi, çağın idrakine söyletilmesi mümkün olacaktır.
Şükrü HÜSEYİNOĞLU