Peygamberlerin Davetlerinin Özellikleri Nelerdir?
Peygamberlerin (

'ın salât ve selâmı onların üzerine olsun)
davetlerinde bulunan en önemli özellikleri ve şekilleri kıÂsaca şöyle Özetleyebiliriz:
1. Peygamberlerin daveti Rabbanidir. Yani onların daveti, Şanı Yüce

'tan gelen teklif ve vahiy iledir.
2. Peygamberler, Peygamberlik görevini yaparken insanÂlardan bir ücret istemeyip aksine ücretlerini yalnızca

'tan istemeleri,
3. Sırf

'ın rızasını kazanmak için uğraşmaları ve ibaÂdeti, yalnızca Şanı Yüce

'a yapmaya çağırmaları
4. Davette kolaylık göstermeleri, zorluk göstermemeleri veya sözü anlaşılır bir şekilde söylemeleri.
5. Peygamberlerin, davetinde mevcut olan hedefi ve amacı insanlara açıklamaları.
6. Dünyada zühd hayatı yaşamaları ve ahireti, dünya haya-tma tercih etmeleri.
7. Tevhid akidesini insanların arasına yerleştirmeleri ve gayba iman konusunu sağlamlaştırmaları.
İşte bunlar, Peygamberlerin davetinde bulunan özelliklerin £n önemlileridir. Bu Özelliklerden her birini izah ederek açıkÂlamaya çalışacağız.

, kendisinden yardım istenilendir.
Birinci Özellik:
Peygamberlerin davetinin Rabbani oluşuna gelince, buÂnunla anlatılmak istenilen şudur: "Peygamberlerin daveti, Şanı Yüce

'tan gelen teklif ve vahiy iledir. Zira PeygamberleÂrin bu daveti, insanların yaşadığı üzüntü verici halleri araştırÂma veya onların düşüncelerinin incelenmesi sonucu olmadığı gibi insanların yaşadıkları zamanda ortaya çıkmış zulüm, bağy, sapma ve zorbalığın sosyal unsurlarında bir sonucu da değildir... Bunların aksine Peygamberlerin daveti,

'tan gelen bir vahy ve Şanı Yüce

'tan gelen bir teklif iledir. Buna göre Peygamberlerin getirdiklerinin hepsinin kaynağı vahiydir. Çünkü Yüce

'ın insanlara gönderdiği her PeyÂgamber şöyle soylemekteydi:
"Ben ancak bana vahyolunan şeye uyarım."
Bu ayeti kerimeden de anlaşıldığı üzere; Peygamberler i-çin, Şanı Yüce

'tan kendilerine vahyolunan emirleri ve yasakları insanlara tebliğ etme vardır.
Üstad Ebu'I-Hasen en-Nedvi (

onu her türlü kötülükÂlerden korusun) "en-Nübüvvet ve'1-Enbiyâ" adlı kitabında konuyla ilgili olarak şöyle der:
"Seçkin kimselerin en önemlileri ve ilkleri, Peygamberler topluluğudur. Zira onların, insanların arasına yaydıkları ilim, davet ettikleri akide, insanların arasına yerleştirmeye çalıştıkÂları dava; onların, zekalarından, izzet-i nefislerinden veya i-cinde yaşadıkları hayatın, ihmal ettiklerini araştırmalarından yahut önemli hissi duygularından ve feyizli kalplerinden veya hikmet dolu geniş tecrübelerinden kaynaklanmaktadır. KısacaÂsı bunların hiçbirisi değildir. Bunların aksine onların davet etÂtikleri akide ve insanların arasına yerleştirmeye çalıştıktan daÂvanın kaynağı, vahiy ve rİsâlettir. Çünkü Peygamberler, bunun için seçilmiş ve bununla değer kazanmışlardır... Bundan dolaÂyıdır ki Peygamberler; filozoflarla, liderlerle, ıslahatçılarla ve insanlığın, düzgün tarihi ile uzun savaşları sonucu yetiştirilen ileri gelenlerinin oluşturduğu sınıfların hiç biriyle ölçülemezÂler. Çünkü filozof, lider ve ıslahatçıların yaptıkları; içinde buÂlundukları konumlarının bir sonucu, hikmetlerinin bir fidanı, çevrelerinin bir yankısı ve yaşadıkları toplumlardaki anarşi, bozgunculuk vb. hareketlere karşı koyma şeklinde ortaya çıkan bir harekettir... Bu iki topluluk arasındaki ayırıcı sözü, Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v)'in lisanıyla şöyle açıklamaktadır:
"(Ey Muhammed!) Deki: 'Eğer

dileseydi, Kur'an-ı size okumazdım. Hiçbir suretle de size onu bildirmezdi.' Ben, bundan Önce içinizde bir ömür boyu yaşamıştım. Siz hala aklıÂnızı kullanmayacak mısınız?"
Yine Yüce

Kur'ân-ı Kerîm'inde konuyla ilgili olarak şöyle bu vurmaktadır:
"işte böylece (senden Önceki Peygamberlere veya sana niÂtelediğimiz şekliyle vahiy halleriyle) sana da buyruğumuzdan bir ruh[5] vahyettik Sen, kitap nedir? İman nedir? (vahiyden önce) bilmezdin. Fakat Biz, onu (Kur'ân-ı Kerîm'i), kullarıÂmızdan dilediğimizi doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sende dosdoğru bir yol (olan İslam)a davet etmekÂtesin."
Yine Kur'ân-ı Kerîm, risalet için seçilmiş Peygamberlerin asaletinin tabiatı, başlangıcı ve kaynağı hakkında şöyle açıkÂlamada bulunmaktadır:
"O (

), kendi emriyle kullarından kimi dilerse ona ruhfvahiy) ile 'Benden başka hiçbir ilah olmadığım inzar edin, benden sakının' diye melekleri indirir."
İşte bundan dolayı Peygamberler, dahili kişisel unsurlara veya harici-tarihseF olaylara boyun eğmezler. Zira şartlar, duÂrumlar, şekiller ve toplumsal olaylar değiştiği halde PeygamÂberlerin risâletinde bir değişme söz konusu değildir. Yüce AlÂlah, Resulullah (s.a.v)'e dair şöyle buyurmaktadır:
"(0), kendi arzu ve isteğine göre söz söylemez. Onun koÂnuşması ancak kendisine vahyolunan bir vahiy iledir."
Bu ayette de görüldüğü üzere; Hz. Peygamber (s.a.v), (ve diğer Peygamberler,) risâletinde ve

'ın hükümlerinde bir değiştirme, tahrif etme, eksiltme ve bunları düzeltip daha iyi bir şekli koymaya güç yetiremez. Sadece kendisine vahyolunana tabi olmakla mükelleftir. Yüce

, peygambeÂri Hz. Muhammed (s.a.v)'e bu konuda hüccet olması sebebiyle telkin ederek şöyle buyurmaktadır:
"(Ey Muhammedi Senden, Kur'an-ı değiştirmeni ve onun yerine başkasını getirmeni isteyenlere: 'Onu kendiliğinden değiştirmem, benim için olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunandan başkasına tabi olmam. Eğer Rabb'ime isyan edersem şüphesiz büyük gün (olan Jayametjin azabından korÂkarım ' de.'
İşte buraya kadar anlatılanlar; Peygamberler ile filozoflar ve büyük kimseler arasında ortaya çıkan temel farklılıkları göstermektedir. Zira Peygamberlerin risâleti, mücadeleleri, savaşları, çevreleriyle olan durumları, kültürleri ve sünnetleri vardır. Filozof ve büyük kimseler ise devamlı olarak çevreyi, toplumu, şartları ve durumları gözden geçirip menfaati ve poliÂtikayı gözetirler. Politika ve menfaati ilgilendiren durumların ve şartların çoğuna da boyun eğerler. Bundan dolayı çıkarları ve menfaatleri için bir çok konularda mücadele ederler, grupÂlarla pazarlık ederler ve bir çok şeyi menfaat sağlayacak şeyÂlerle değiştirirler ve çoğunun sarıldığı temel prensip ise: "ZaÂman nasıl dönerse sen de Öyle dön" yani zamana göre hareket et."
Buna göre Ebu'I-Hasen en-Nedvi'den aldığımız bu alıntı; filozofların, büyük kimselerin ve ıslahatçıların davasının aksiÂne para, mevki, makam, yöneticilik gibi önemli olan konularÂda, davasından vazgeçmesi şartıyla pazarlığı kabul bile etmeÂyen peygamberin gidişatnıdaki ve metodundaki net ve açık farkı bize açıklamaktadır...
Müşrikler de, Resulullah (s.a.v)'a, cömert tekliflerde buÂlunmuşlardı ki bunlardan bazıları şunlardır:
1. Müşrikler, davasını terk etmesi karşılığında Resulullah (s.a.vye; kendilerinin üzerine hükümdar olmasını,
2. Mekkeli kadınlardan dilediği ve istediğiyle evlendireÂceklerini,
3. Kendilerine ait değerli mallarını ona vereceklerini,
4. Mal ve kıymetli ticaret eşyalarından dilediğini kendisine vereceklerini söylüyorlardı.
Bunun karşılığında ondan; ilahlarını kötülemekten ve taş ile bakırdan yapılmış putlarıyla da alay etmekten vazgeçmesini istiyorlardı. Resulullah (s.a.v)'in onlara cevabı ne oldu? Ve Resulullah (s.a.v)'in doğruluk payı neydi? Doğrusu Resulullah (s.a.v), onların bu tekliflerine karşı zamanı durduracak şu sözÂleri söylemiştir:
"

'a yemin ederim ki, bu davayı bırakmam için güneşi sağ elime ve ayı da sol elime koyacak olsalar bile,

bu davayı tastamam ortaya çıkarmadıkça bu davaÂdan vazgeçmem yada bu davanın yolunda helak olur gideÂrim!!"
(Konu diğer özelliklerle devam edecektir)
(Muhammed Ali Sabuni)