Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: PEYGAMBERLERİN DAVETLERİNİN ÖZELLİLERİ  (Okunma Sayısı 344 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« : Temmuz 31, 2008, 12:04:58 ÖÖ »

                        Peygamberlerin Davetlerinin Özellikleri Nelerdir?
 

Peygamberlerin ('ın salât ve selâmı onların üzerine olsun)

davetlerinde bulunan en önemli özellikleri ve şekilleri kı­saca şöyle Özetleyebiliriz:

1. Peygamberlerin daveti Rabbanidir. Yani onların daveti, Şanı Yüce 'tan gelen teklif ve vahiy iledir.

2. Peygamberler, Peygamberlik görevini yaparken insan­lardan bir ücret istemeyip aksine ücretlerini yalnızca 'tan istemeleri,

3. Sırf 'ın rızasını kazanmak için uğraşmaları ve iba­deti, yalnızca Şanı Yüce 'a yapmaya çağırmaları

4. Davette kolaylık göstermeleri, zorluk göstermemeleri veya sözü anlaşılır bir şekilde söylemeleri.

5. Peygamberlerin, davetinde mevcut olan hedefi ve amacı insanlara açıklamaları.

6. Dünyada zühd hayatı yaşamaları ve ahireti, dünya haya-tma tercih etmeleri.

7. Tevhid akidesini insanların arasına yerleştirmeleri ve gayba iman konusunu sağlamlaştırmaları.

İşte bunlar, Peygamberlerin davetinde bulunan özelliklerin £n önemlileridir. Bu Özelliklerden her birini izah ederek açık­lamaya çalışacağız. , kendisinden yardım istenilendir.

 

Birinci Özellik:
 

Peygamberlerin davetinin Rabbani oluşuna gelince, bu­nunla anlatılmak istenilen şudur: "Peygamberlerin daveti, Şanı Yüce 'tan gelen teklif ve vahiy iledir. Zira Peygamberle­rin bu daveti, insanların yaşadığı üzüntü verici halleri araştır­ma veya onların düşüncelerinin incelenmesi sonucu olmadığı gibi insanların yaşadıkları zamanda ortaya çıkmış zulüm, bağy, sapma ve zorbalığın sosyal unsurlarında bir sonucu da değildir... Bunların aksine Peygamberlerin daveti, 'tan gelen bir vahy ve Şanı Yüce 'tan gelen bir teklif iledir. Buna göre Peygamberlerin getirdiklerinin hepsinin kaynağı vahiydir. Çünkü Yüce 'ın insanlara gönderdiği her Pey­gamber şöyle soylemekteydi:

"Ben ancak bana vahyolunan şeye uyarım."

Bu ayeti kerimeden de anlaşıldığı üzere; Peygamberler i-çin, Şanı Yüce 'tan kendilerine vahyolunan emirleri ve yasakları insanlara tebliğ etme vardır.

Üstad Ebu'I-Hasen en-Nedvi ( onu her türlü kötülük­lerden korusun) "en-Nübüvvet ve'1-Enbiyâ" adlı kitabında konuyla ilgili olarak şöyle der:

"Seçkin kimselerin en önemlileri ve ilkleri, Peygamberler topluluğudur. Zira onların, insanların arasına yaydıkları ilim, davet ettikleri akide, insanların arasına yerleştirmeye çalıştık­ları dava; onların, zekalarından, izzet-i nefislerinden veya i-cinde yaşadıkları hayatın, ihmal ettiklerini araştırmalarından yahut önemli hissi duygularından ve feyizli kalplerinden veya hikmet dolu geniş tecrübelerinden kaynaklanmaktadır. Kısaca­sı bunların hiçbirisi değildir. Bunların aksine onların davet et­tikleri akide ve insanların arasına yerleştirmeye çalıştıktan da­vanın kaynağı, vahiy ve rİsâlettir. Çünkü Peygamberler, bunun için seçilmiş ve bununla değer kazanmışlardır... Bundan dola­yıdır ki Peygamberler; filozoflarla, liderlerle, ıslahatçılarla ve insanlığın, düzgün tarihi ile uzun savaşları sonucu yetiştirilen ileri gelenlerinin oluşturduğu sınıfların hiç biriyle ölçülemez­ler. Çünkü filozof, lider ve ıslahatçıların yaptıkları; içinde bu­lundukları konumlarının bir sonucu, hikmetlerinin bir fidanı, çevrelerinin bir yankısı ve yaşadıkları toplumlardaki anarşi, bozgunculuk vb. hareketlere karşı koyma şeklinde ortaya çıkan bir harekettir... Bu iki topluluk arasındaki ayırıcı sözü, Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v)'in lisanıyla şöyle açıklamaktadır:

"(Ey Muhammed!) Deki: 'Eğer dileseydi, Kur'an-ı size okumazdım. Hiçbir suretle de size onu bildirmezdi.' Ben, bundan Önce içinizde bir ömür boyu yaşamıştım. Siz hala aklı­nızı kullanmayacak mısınız?"

Yine Yüce Kur'ân-ı Kerîm'inde konuyla ilgili olarak şöyle bu vurmaktadır:

"işte böylece (senden Önceki Peygamberlere veya sana ni­telediğimiz şekliyle vahiy halleriyle) sana da buyruğumuzdan bir ruh[5] vahyettik Sen, kitap nedir? İman nedir? (vahiyden önce) bilmezdin. Fakat Biz, onu (Kur'ân-ı Kerîm'i), kulları­mızdan dilediğimizi doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sende dosdoğru bir yol (olan İslam)a davet etmek­tesin."

Yine Kur'ân-ı Kerîm, risalet için seçilmiş Peygamberlerin asaletinin tabiatı, başlangıcı ve kaynağı hakkında şöyle açık­lamada bulunmaktadır:

"O (), kendi emriyle kullarından kimi dilerse ona ruhfvahiy) ile 'Benden başka hiçbir ilah olmadığım inzar edin, benden sakının' diye melekleri indirir."

İşte bundan dolayı Peygamberler, dahili kişisel unsurlara veya harici-tarihseF olaylara boyun eğmezler. Zira şartlar, du­rumlar, şekiller ve toplumsal olaylar değiştiği halde Peygam­berlerin risâletinde bir değişme söz konusu değildir. Yüce Al­lah, Resulullah (s.a.v)'e dair şöyle buyurmaktadır:

"(0), kendi arzu ve isteğine göre söz söylemez. Onun ko­nuşması ancak kendisine vahyolunan bir vahiy iledir."

Bu ayette de görüldüğü üzere; Hz. Peygamber (s.a.v), (ve diğer Peygamberler,) risâletinde ve 'ın hükümlerinde bir değiştirme, tahrif etme, eksiltme ve bunları düzeltip daha iyi bir şekli koymaya güç yetiremez. Sadece kendisine vahyolunana tabi olmakla mükelleftir. Yüce , peygambe­ri Hz. Muhammed (s.a.v)'e bu konuda hüccet olması sebebiyle telkin ederek şöyle buyurmaktadır:

"(Ey Muhammedi Senden, Kur'an-ı değiştirmeni ve onun yerine başkasını getirmeni isteyenlere: 'Onu kendiliğinden değiştirmem, benim için olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunandan başkasına tabi olmam. Eğer Rabb'ime isyan edersem şüphesiz büyük gün (olan Jayametjin azabından kor­karım ' de.'

İşte buraya kadar anlatılanlar; Peygamberler ile filozoflar ve büyük kimseler arasında ortaya çıkan temel farklılıkları göstermektedir. Zira Peygamberlerin risâleti, mücadeleleri, savaşları, çevreleriyle olan durumları, kültürleri ve sünnetleri vardır. Filozof ve büyük kimseler ise devamlı olarak çevreyi, toplumu, şartları ve durumları gözden geçirip menfaati ve poli­tikayı gözetirler. Politika ve menfaati ilgilendiren durumların ve şartların çoğuna da boyun eğerler. Bundan dolayı çıkarları ve menfaatleri için bir çok konularda mücadele ederler, grup­larla pazarlık ederler ve bir çok şeyi menfaat sağlayacak şey­lerle değiştirirler ve çoğunun sarıldığı temel prensip ise: "Za­man nasıl dönerse sen de Öyle dön" yani zamana göre hareket et."

Buna göre Ebu'I-Hasen en-Nedvi'den aldığımız bu alıntı; filozofların, büyük kimselerin ve ıslahatçıların davasının aksi­ne para, mevki, makam, yöneticilik gibi önemli olan konular­da, davasından vazgeçmesi şartıyla pazarlığı kabul bile etme­yen peygamberin gidişatnıdaki ve metodundaki net ve açık farkı bize açıklamaktadır...

Müşrikler de, Resulullah (s.a.v)'a, cömert tekliflerde bu­lunmuşlardı ki bunlardan bazıları şunlardır:

1. Müşrikler, davasını terk etmesi karşılığında Resulullah (s.a.vye; kendilerinin üzerine hükümdar olmasını,

2. Mekkeli kadınlardan dilediği ve istediğiyle evlendire­ceklerini,

3. Kendilerine ait değerli mallarını ona vereceklerini,

4. Mal ve kıymetli ticaret eşyalarından dilediğini kendisine vereceklerini söylüyorlardı.

Bunun karşılığında ondan; ilahlarını kötülemekten ve taş ile bakırdan yapılmış putlarıyla da alay etmekten vazgeçmesini istiyorlardı. Resulullah (s.a.v)'in onlara cevabı ne oldu? Ve Resulullah (s.a.v)'in doğruluk payı neydi? Doğrusu Resulullah (s.a.v), onların bu tekliflerine karşı zamanı durduracak şu söz­leri söylemiştir:

"'a yemin ederim ki, bu davayı bırakmam için güneşi sağ elime ve ayı da sol elime koyacak olsalar bile, bu davayı tastamam ortaya çıkarmadıkça bu dava­dan vazgeçmem yada bu davanın yolunda helak olur gide­rim!!"
                     (Konu diğer özelliklerle devam edecektir)
         
                                                                                               (Muhammed Ali Sabuni)
 

Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #1 : Ağustos 01, 2008, 10:35:52 ÖS »

         İkinci Özellik:
 

Hz. Peygamber (s.a.v)'in davetlerinin ikinci özelliğine ge­lince ise o da; Onların, hiç bir kimseden bir ücret istememeleri ve Peygamberlik görevini tebliğ etmede insanlardan bir değer ve para kabul etmemeleridir. Zira onlar, mükafatı ve sevabı yalnızca şanı yüce olan 'tan isterler. Peygamberlerden her biri aleni ve açık olarak kavmine ve kavminin ileri gelenle­rine, davetine karşılık kendilerinden bir ücret istemediğini ilan etmekte ve davetinin dünyalık bir istek veya mal isteğinde ol­madığını bütün açıklığıyla ve netliğiyle açıklamaktaydılar.

Kur'ân-ı Kerîm, bu konuda, Hz. Hûd (a.s)'m, kavmine şöyle hitap ettiğini açıklamaktadır:

"Ey kavmim! Ben ('ın emirlerini ve yasaklarını teb­liğ etmek için) bu tebliğe karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?"[Hud-51)

Yüce , bu hakikati, Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v)'e de, açık ve net bir şekilde şöyle bildir­mektedir:

"(Ey Muhammedi Onlara:) 'Bu (tebliğime ve uyanlarıma) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Sadece Rabbine doğru bir yol isteyen kimseler olmanızı istiyorum' de."[Furkan-57]

Yine Şanı Yüce , Kur'an'm bir başka yerinde, Resulullah (s.a.v)'e, davetiyle ilgili olarak şöyle demektedir:

     "(Ey Muhammedi Onlara:) 'Bu (tebliğime ve uyarılarıma) karşılık sizden bir ücret istemiyorum Ve ben, kendiliğimden bir şey teklif edenlerden de değilim."[Sad-86]

Böylece Peygamberlerin hiçbir kimseye maddi kazanç ve­ya dünyevi kazanç maksadıyla davette bulunmadıklarını gör­mekteyiz. Zira Onlar, kavimlerindeki hiçbir kimseden bir ücret istemediklerini, ücretlerini ancak 'tan istediklerini ilan etmektedirler. Davetlerinde, işi ihlasla yapmaktalar. Nasihatle­rinde ve irşatlarında ise övgü ve methiye istememektedirler. Sadece Ahiret sevabını ve 'ın rızasını arzulamaktadırlar. Yüce bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle buyurmak­tadır:

"Artık her kim, Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette, hiçbir şeyi ortak koşmasın.[Kehf-110] 

 

             Üçüncü Özellik:
 

Peygamberlerin davetlerinin üçüncü özelliğine gelince o da; Sırf 'ın rızasını kazanmak için uğraşmak ve ibadeti yalnızca Şanı Yüce 'a yapmadır. İşte bu, bütün Peygam­berlerin her asır ile her zamanda ve her durum ile her mekanda davet ettikleri en önemli gayedir, Çünkü Peygamberlerin gaye­si; zayıf olarak yaratılan mahluku, kendisini yaratana döndürmeleri ve insanların yönünü, kullara kulluktan kurtarıp Şanı Yüce Rab'lerine ibadet etmeye yöneltmekti. Yüce 'ın şu sözü de bunu doğrulamaktadır:

"Halbuki kendilerine kitap verilmiş olanlar, doğruya yöne­lerek dini yalnız 'a mahsus kılarak O'na kulluk etmek, namaz kılmak ve zekat vermekle -Müslüman olmaları-emrolunmuşlardı. İşte bu, en doğru dindir."[Beyyine-5]

bütün Peygamberleri, bu yüce ve kutsal olan "Tevhid davası" ile ibadet yoluyla niyeti ve ameli yalnızca yü­ce olan 'a mahsus kılmak için göndermiştir. Nitekim Yü­ce bu konuda şöyle

buyurmaktadır:

"Senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki ona, 'Benden başka ilah yoktur; şu halde bana ibadet edin' diye vahyetmiş olmayalım.".[Enbiya-25]

       Büyük Üstad Ahmed Şah Veliyullah ed-Dihlevî, "Hüccetullah Baliğa" adlı kitabında konuyla ilgili olarak şöy­le der:

       "Her zaman ve her şartta Peygamberlerin davetlerinin ilki ve en büyük amaçlan; Yüce konusunda "akideyi dü­zeltmek ve "kul ile Rab arasındaki bağı sağlamlaştırmak" ve "din ile ibadeti", bir olan 'a mahsus kılmaya çağırmak olmuştur. Bu da zararlı olanı faydalı kılmak, ibadeti, duayı, sığınmayı ve kurban kesmeyi bir olan 'a tahsis etmektir... Onların hamleleri; kendi zamanlarında mevcut olan taş ile ba­kırlardan yapılmış putlara, diri yada ölü kimselerden Salih ve kutsanan zatlara tapmada bütün açıklığıyla çeşitli şekillere bü­rünmüş putçuluğa yönelmiş olanları durdurmaktı. Çünkü cahiliyyet dönemi halkı; Yüce 'ın, bu gibi kimselere, şeref ve şan elbisesi verdiğine, onları bazı özel işlerde tasarruf sahibi yaptığına, her bölgeye bir hükümdar gönderen ve o ül­keyi yönetme hususunda ona görev verdiği hükümdarlar hü­kümdarı derecesinde kayıtsız-şartsız, onların, kendileri hak­kındaki şefaatlerini kabul ettiğine inanmaktaydılar
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: