Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri  (Okunma Sayısı 139 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« : Temmuz 31, 2010, 12:42:41 ÖÖ »

Bu yazı, Özgür-Der Diyarbakır Şubesi’nin 24-25 Temmuz 2010’da Diyarbakır’da düzenlemiş olduğu “Kürt Sorunu Forumu”nda konuşan Mehmet Pamak’ın yaptığı sunumun özetidir:


“Türkiye’de kurulan sistem, İslam şeriatını tehdit ve düşman konumuna oturtup, ümmet bilincini dışlayarak ve hilafeti kaldırarak, laik batıcı Kemalizmi, Türk ulusalcılığını, pozitivizmi ve sekülerizmi içeren resmi ideolojiyi dinleştirip bütün topluma dayatınca; başlangıçta İslami kimlik, İslam hukuku/şeriatı, ümmet bilinci ve Müslüman halk ötekileştirilip, düşmanlaştırıldı. Tehdit ve düşman algısında 1. sıraya oturtuldu. Evet böylece, İslam şeriatı ve ümmet bilinci “irtica” olarak yaftalanıp, bu ortak değerlerin kaldırılması sonucunda da, İslam’dan boşaltılan ortak üst kimlik alanını doldurmak amacıyla Türk ulusalcılığına dayalı resmi din olan Kemalizmin İslam düşmanı laiklik anlayışıyla Batının seküler değerleri kutsallaştırılıp, bu resmi ideoloji bütün halklara bütün hayat alanlarında dayatıldı. Daha sonra bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak, Türk ulusalcısı resmi ideoloji önünde engel görülen Kürt kimliği, Kürt anadili de ötekileştirilip, düşman ve tehdit algısının 2. sırasına yerleştirildi. Çünkü aynı resmi dinin yani “ulusalcı laik Kemalizm”in diğer temel ayağı ise Türkçülük olduğu ve bütün kavimleri eşdeğer saygıdeğer konumda gören, adaletle kucaklayıp kardeşleştiren İslam ve ümmet bilinci dışlandığı için Kürt kimliği de İslami kimlik gibi ötekileştirilip dışlanmış ve aynı inkârcı asimilasyoncu politikalara muhatap kılınmıştır. Bu iki “iç düşman”a karşı takip edilen şiddet eksenli inkâr, asimilasyon politika ve uygulamalarıyla, katliamlar, işkenceler, faili meçhuller, yargısız infazlar, köy yakmalar, göçe zorlamalar, mecburi iskânlarla büyük, yaygın ve derin zulümler gerçekleştirilerek ülke tam bir zulüm bataklığına dönüştürüldü. İşte büyük acı ve ıstırapların biriktiği, sürekli kanayan yaraların kangrenleştiği Kürt sorunu böyle oluştu.


Bilinmelidir ki, şirk sisteminin en temel düşmanı yüzyıllarca halkların arasında kardeşliği tesis etmiş olan İslami kimliktir, İslam şeriatıdır ve ümmet bilincidir. Bu birinci kimliğin reddedilmesi ikincil olarak ve bu ilk reddediş sebebiyle Kürt kimliğinin de reddine yol açmıştır ve Kürt sorununu doğurmuştur. Bu sebeple, birinci mesele çözülse, yani İslami kimliğin reddinden ve İslam şeriatı ile savaşmaktan vazgeçilip, İslam’ın adalet sistemi tekrar tesis edilse, Kürt sorunu da otomatikman çözüme kavuşabilecektir.   


Bu sebeple, Kürt sorununun da temel, kalıcı, sahici ve adil çözümü için, öncelikle ve mutlaka İslami kimlik sorununun çözülmesi, bütün kavimleri adaletle kucaklayıp, eşit haklara sahip kardeşler kılan İslami sistemin kurulması ve tabii ki, Türk ulusalcısı resmi ideolojinin ve dayandığı modern paradigmanın döktüğü kanlar ve yaşattığı acılarla beraber tarihin çöplüğüne atılması gerekmektedir. Bundan dolayı, Kürt, Türk bütün Müslüman halkların, aslında bu sorununun da en köklü çözümünü sağlayacak İslami mücadeleyi öncelemeleri gerekmektedir. İslami adalet sisteminin kurulması taleplerini öne çıkarıp, bu amaç doğrultusunda, insanları hemcinslerine kul olmaktan kurtarıp sadece yaratıcıya kulluğa ulaştırarak insanlık onur ve şerefine kavuşturacak olan Kur’an vahyiyle toplumu yeniden inşa etmeye yönelmeleri, tüm bölge halkları için, hem dünyada adaleti hem de ahrette kurtuluşu getirecek en akıllıca tercih olacaktır.
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #1 : Temmuz 31, 2010, 11:50:19 ÖS »

Kur’an’a yönelişin önünü kesmek isteyenler,
Kürt halkını sekülerleştirme projelerini devreye soktular

Türkçülüğü esas alan Kemalist kadroların Türk kesiminde sekülerleşmeyi, batılılaşmayı sağlamada daha tesirli olmaları, Kürtlerin ise geleneksel de olsa İslami kimliklerine sarılarak buna direnmesi ve bu dindar halkın bölgedeki İslami yeniden uyanış için önemli bir potansiyeli barındırıyor olması,  hem yerli oligarşinin, hem de arkasındaki Batılıların ortak tespitleri ve rahatsızlıklarıydı. Ve çok korktukları İslami diriliş ya da onların ifadeleriyle “irtica” için önemli bir yatak olan bu alandaki insanların da bir an önce sekülerleştirilmesi, modernleştirilmesi ve Batının mutlaklaştırdığı sapkın değerlerine eklemlenmesi isteniyordu.   

Böylece, Batılılar ve Batıcı Türkçü ulusalcı Kemalistler bir yandan kendi içinden Kürt halkını sekülerleştirecek kimi Kürtçü Batıcı muhalif kesimlerin yolunu açtılar. Diğer yandan da, kimi provakasyonlarla İslami alternatifi halkın gözünden düşürecek ya da sindirip geri çekilmeye zorlayacak, bölgedeki etkinliğini azaltacak tedbirleri aldılar. Abdullah Öcalan ve PKK ise, Türk halkını dönüştüren Kemalistlerin uyguladığı sekülerleştirme projesini, Kürt halkı için aynen taklitle Kürt Kemalizmini oluşturmaya yöneldiler. Türk Kemalistlerin yolunu ve istikametini gösteren sekülerleşme, batılılaşma, ulusçuluk, “Kur’an’ı kapatın kadını açın” söylem ve eylemi, Kürt Kemalistlerce aynen taklit edildi, hatta bu amaç için egemen zulüm odağı kimi asker bürokratlarla işbirliği yapmaları bile söz konusu oldu. 28 Şubat gibi Müslümanlara yönelik darbeleri, baskıları doğru bulduklarını, TSK ile laiklik ve İslam şeriatına karşıtlık ortak paydasında buluştuklarını, farklı düşünmediklerini bile açıkladılar.

Halbuki özgürlüğü ve hakları için savaştıklarını iddia ettikleri Kürt halkının, Kürt kimlik haklarından önce İslami kimlikle ilgili hak ve özgürlükleri, bugün işbirliği yapıp taklit ettikleri Türk Kemalistlerce gasp edilmişti. Bugüne kadar, haklarını savundukları Kürt halkının yok edilen, yasaklanan İslami kimlik haklarıyla ilgili tek bir talepte bulunmadıkları gibi, tam tersine İslami kimlikle savaşan darbecileri haklı bulduklarını bile söylemişlerdir. Bizler ise adil İslami kimliğimizle Kürt halkının hem kavmi kimlik haklarını, hem de İslami kimlik haklarını birlikte savunmaktayız.

Batıcı laik ve İslam karşıtı bu tercihleri ve bu tercih istikametinde Kürt halkını Sekülerleştirme, dönüştürme misyonunu üstlenmeleri sebebiyle, sosyalist ulusalcı Kürt muhalefeti, silahlı ya da silahsız versiyonlarıyla emperyalist batı ülkelerinden sürekli ve çok yönlü destek aldı, almaya da devam ediyor. Şurası bir gerçektir ki, PKK, İslam’ı esas alan bir hareket olsaydı ya da Kürt halkının kavmi haklarını savunmakla beraber, İslami kimlik haklarını da savunsaydı ve sonuçta İslami bir sistem kurmaya ve ümmetleşmeye açık bir yapı olsaydı, asla Batıdan ve Türkiye’nin derin güçlerinden ala geldiği desteği bulamaz ve bu müsamahayı göremezdi, çoktan da çökertilmiş, dağıtılmış olurdu. Tıpkı Şeyh Said kıyamında söz konusu olduğu gibi. Batılılar İslami sistem talepli Şeyh Said kıyamında Türk Kemalistlere destek verirken, seküler batıcı Kürt hareketi söz konusu olduğunda, PKK’den desteğini esirgememiştir. Demek istediğim şudur ki, Kürt muhalefetinin bu kadar yaygın bir desteğe ve müsamahaya sahip olması, onun da zulmedenler gibi laik, seküler, ulusalcı ve batıcı olmasından kaynaklanmaktadır.

Çeşitli belgeler ve iddianamelerde de yer aldığı üzere PKK öncü kadroları içinde batıcı Türk Kemalistlerle ve Ergenekon misali derin devlet güçleriyle kirli ilişkiler içinde bulunanlar yer alsa da, dağa çıkan gençlerin büyük kısmının, fakir mazlum Kürt halkının on yıllardır yaşadığı büyük zulümlere, işkencelere, inkâr ve asimilasyon uygulamalarına dayanamayıp dağa çıkmak zorunda kalan çocuklarından oluştuğu şüphesizdir. Kimse dağa zevk için çıkmaz. Yapılan büyük zulümlerle bu gençleri dağa çıkmak zorunda bırakan despot oligarşinin hakimiyetindeki devletin dağdan inme çağrısı, önce kendisinin yol açtığı zulüm bataklığını kurutup, dağa çıkma gerekçelerini ortadan kaldırmadıkça, yaptığı büyük zulüm ve haksızlıklar sebebiyle bu halktan ve çocuklarından özür dilemedikçe gerçekçi olmayacak ve karşılık bulmayacaktır.


Seküler Kürt muhalefeti, eğer gerçekten Kürt halkını seviyorsa, bilmelidir ki, Kürt halkının İslami kimlik dışında ve İslam’ın hakim olmadığı bir sistemde mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir. Nitekim, Kürt halkının özgür iradesine sorulsa bu konudaki tercihinin çok net olduğu görülecektir. Bu sebeple Kürt halkının İslami ve etnik kimlikle ilgili tüm hakları ayrım yapmadan bütüncül olarak savunulmalıdır. Bu bütüncül hakların kazanılması konusunda zalim sisteme karşı şiddete dayalı olmayan adalet ve özgürlük mücadelesinde ittifak edilebilmelidir.
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« Yanıtla #2 : Ağustos 02, 2010, 11:41:37 ÖS »

Mazlumların Takip Etmesi Gereken Onurlu Yol,
İslami Köklere Dönüşle İslam Birliğine giden Yol Olmalı


Halbuki bu bölgenin tüm mazlum halkları ve bunların en önemlilerinden olan Kürt halkı adına takip edilmesi gereken onurlu yol, bu halkların kendi özgün kimlik ve değerlerini gündemleştiren, onlarla yeniden bir inşayı esas alan ve emperyalizme karşı bu kimlik ve değerlerin bayrağını açan yoldur. Kürt, Türk, Arap tüm Müslüman halklardan gerek emperyalist zalimlerin, gerekse onların işbirlikçisi yerli ulus devletlerin istediği şey neydi? Sekülerleşmeleri, İslam’dan uzaklaşmaları ve batıya entegre olmalarıydı. Yapılan bunca zulüm de bunun için ve bu seküler değer ve amaçlar adına yapılmıştı. O halde, Kürt, Türk, Arap gibi tüm bölge halklarının esas almaları gereken onurlu, şahsiyetli, tutarlı ve ilkeli tutum; bu amaca hizmet etmekten uzak durmak, zalimlerce kendilerinden isteneni asla yapmamaktır. Tam tersine kendilerinden alınmak istenen özgün değerlerine, İslami kimliğine, ümmet anlayışına, özetle Kur’an’a sarılarak, kendini özgün paradigması üzerinde yeniden inşa ederek bu zulme ve Müslüman halkları kan ve gözyaşına boğmuş emperyalist projelere itiraz etmek, hesap sormak, direnmektir.


Bölgenin tüm Müslüman halkları olarak yapmamız gereken, emperyalist güçlere ve yerli işbirlikçileri olan sistem ve örgütlere rağmen, ısrarla bizi biz yapan, bize anlam, şeref ve değer kazandıran ve elimizden alınmak istenen işte bu İslami kimliğimize, bizi ve tüm dünya insanlığını kurtaracak, karanlıklardan aydınlığa, zulümden adalete çıkaracak mesajı ihtiva eden Kur’an’ımıza topluca sarılmaktır. Müslüman halklar olarak, kardeşliğimize zarar verecek her türlü bölücü, parçalayıcı, kin ve düşmanlığı tahrik edici tutum ve davranışlardan uzak durmaktır. Bu bağlamda, bölücülüğün ilk tohumlarını eken başta Türkçülük ve Arapçılık, sonra da onların zulmüne karşı itiraz mahiyetinde ortaya çıksa da, kendisi de hedef gözetmeyen kör şiddetle, sivil masum insanlara yönelik katliamlarla alternatif bir zulüm kaynağı olmaktan kurtulamayan Kürt ulusalcılığı olmak üzere tüm kavmiyetçilikleri, ırkçılıkları reddederek, İslam’ın kardeşleştirici adil potasında bütünleşmektir.


Kürt, Türk, Arap, Çingene, Laz, Çerkez vb tüm halkların müntesibi olan mü’minler olarak, tevhid ortak paydasında, akıdede kardeş olduğumuzun bilinciyle ve Fatiha’da sık söylediğimiz “biz” ifadesiyle ümmetleşerek elbirliği yaparak emperyalizmin ve yerli despot işbirlikçilerinin oyunlarını bozmalıyız. Alternatif ulusalcılıklara, ırk bazında birlik arayış ve özlemlerine savrulmaktan ’a sığınmalıyız. Tabii ki, bölgemizdeki halkların Müslüman olmayan müntesipleri de insan olmak bakımından, Adem (as)ın zürriyetinden gelmek açısından bizim soyda kardeşlerimizdir. Onların da akrabalarımız, komşularımız olmaları hasebiyle üzerimizde hakları vardır. Bizim uygulamakla görevli olduğumuz adalet ölçülerini, vahyi hükümleri vazeden onların da, bizim de Rabbimiz olan ’tır. Rabbimiz onların da bu imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirebilecekleri adalet vasatını tesis edecek hükümleri ve temel hakları belirlemiştir. O halde İslami sistemde onların temel hak ve özgürlüklerinin güvencesi olmak, onlara adalet ve iyilikle muamele etmek de bizim sorumluluğumuzdur. O halde böyle bir İslami adalet sisteminin tesisi farklı kavimlerin Müslümanlık dışında tercihler yapanların da menfaatinedir. Çünkü insanların hevalarını esas alan hiçbir seküler sistemde, farklı dini yada etnik kimliklere, hepsini yaratıcısı olan ’ın ilahi vahyine dayalı adalet sisteminde davranıldığı gibi adil davranılması mümkün değildir. İnsanlık tarihi de buna şahiddir.


Üstelik, her biri ’ın ayetleri olan bölgemizdeki bütün Müslüman kavimlerin, eşit ve gönüllü katılımıyla, bütün kavimleri eşdeğer, saygıdeğer ve eşit hakların sahibi kabul eden bir adalet anlayışıyla, vahyin belirleyiciliğinde bir İslam Birliğini, artık sadece İslami ölçüler ve tevhid akıdemiz değil, tarihsel durum da zaruri kılmakta ve tarihsel süreç Müslüman halkları adeta bu yönde zorlamaktadır. Uzun süredir dünyada yaşanan gelişmeler, globalleşme veya küreselleşme yönünde ortaya çıkan eğilimler ve bu alandaki uluslararası siyasi, askeri, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeler, gelecekte dünyanın birkaç büyük ana topluluğa ayrılacağının, ulus devletlerin yerini bölgesel büyük birlik ve entegrasyonların alacağının ve buna bağlı olarak da dayatılan ulusal sınırların ya tamamen ortadan kalkacağının veya büsbütün anlamsızlaşacağının işaretlerini vermektedir.


İşte böyle bir süreçte, bölgenin Müslüman halklarına, önder ve aydın kadrolarına düşen büyük sorumluluk; bu gidişatı doğru okumak ve akıllı politikalarla, üreteceğimiz özgün projelerle, kaybettiğimiz ümmet bilincini yeniden inşa ederek, kötülüğün küreselleşmesine karşı, iyiliği, marufu, evrensel vahyi ölçüleri küreselleştirmenin mücadelesini vermektir. Tüm insanlığın tek kurtarıcı umudu olan Kur’an’ın, karanlıklardan aydınlığa çıkaran evrensel mesajının küresel boyutta şahidliğini yapmak, insanlık onurunu kurtaracak, insani, fıtri erdemleri yüceltecek ilkeleri, adaleti ve tevhidi tüm dünyaya yaymaktır. Tüm dünya insanlığını, emperyalizmin kavurucu cenderesinden, kapitalizmin acımasız ve vahşi sömürüsünden kurtaracak bir modeli oluşturmaktır. Katil ve zalim bir çocuğu (komünizm), demir perde gerisindeki uygulamalarıyla arkasında büyük acılar bırakarak, tarihin kirli sayfalarına gömülen Batının, aynı seküler ve sapkın paradigmasının ürettiği diğer çocuğu olan kapitalizmi de bütün vahşet ve katliamlarıyla tarihin utanç sayfalarına gömmektir.
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: