esra
VIP üye
Ara Sıra Uğrar
Karma: 1
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 46
|
 |
« : Ocak 13, 2011, 02:09:07 ÖÖ » |
|
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de: “Kendinizi ve ehlinizi ateşten (cehennem azabından) koruyun!” buyuruyor. Bu âyet, kendimizi ihmal etmeden, sorumlu olduğumuz herkesi hayra,güzelliğe, ibâdet ve güzel ahlâka teşvik etmemizi emrediyor. Anne vebabalar evlatlarından, ağabey ve ablalar küçük kardeşlerinden,işverenler işçilerinden, idareciler idare ettikleri kimselerden… Busorumluluk silsilesi, kademe kademe toplumun her kesimini birbirinerabtediyor.
Zaten Müslümanlar olarak, kardeşlerimize “iyiliğiemretmek ve kötülüğü yasaklamak” gibi bir mesûliyetimiz de var. Herkesbilgisi, tecrübesi ve imkânı nisbetinde derece derece bu emrin muhatabı…
Bu,aslında insanlığın da bir gereği… Gözümüzün önünde bile bile kendisiniateşe atan veya uçuruma atlayıp intihar etmeye meyletmiş birisine karşınasıl kayıtsız kalınamaz ve yardım eli uzatılırsa, bu durum da onunlaaynı… Mânen kendisine kıyan, geri dönülmez hatalar yapmak üzere olanbirisini görmezden gelmek bir müslümana, hatta bir insana yakışmaz.İslâm’ın koyduğu esaslar da tam bu istikamette… Gelelim, namaz ile ilgili bir âyet-i kerîmeye… “Âilenenamazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz;(aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.” (Tâhâ,132)
Tâhâ Sûresi’ndeki bu âyet çok ibretli… Giriştezikrettiğimiz, kendimizi ve ehlimizi ateşten korumakla direkt alâkalı…Çünkü namaz ibâdeti, hadîs-i şerifte de buyrulduğu üzere, “dinin direği”… Namazı ihmal eden, dinini ayakta tutmakta zorlanır. İmanlaküfür arasındaki en büyük perde de namaz… O hâlde, cennetin yolu,namazı hakkıyla ikame etmekten geçiyor.
korusun, cehenneme gidenyol da namazı ihmal veya terk etmekten…
Cenâb-ı Hak, münâfıkların namaza çağrıldıklarındaki gevşekliklerini şöyle anlatıyor:
“…Onlar(münâfıklar), namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlaragösteriş yaparlar, Allâh’ı da pek az hatıra getirirler.” (en-Nisa, 142;ayrıca bkz: Tevbe, 54)
Başka bir âyet-i kerîmede ise, helâkedilen toplumların başına gelen felâketin sebebi kendi lisanlarıylaşöyle itirafa dönüşüyor:
“Günahkârlara: «Sizi şu yakıcı ateşesokan nedir?» diye uzaktan uzağa sorarız. Onlar şöyle cevap verirler:«Biz, namaz kılanlardan değildik, yoksulu doyurmuyorduk, (bâtıla)dalanlarla birlikte dalıyorduk. Cezâ gününü de yalan sayıyorduk,sonunda bize ölüm gelip çattı.” (el-Müddessir, 41-47)
MeryemSûresi’ndeki bir âyet-i kerîmede de, namaz gibi mühim bir ibâdeti ihmaleden bir kavim hakkında şöyle bir ilâhî tehdid var:
“Nihayetonların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar;nefislerinin arzusuna uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarınıncezasını çekecekler!..” (Meryem, 59)
Âyette vurgulanan husus çok ibretli…
Namazıbırakmak ile nefsânî arzuların peşinden koşmak, âdeta sebep-sonuçilişkisi ile birbirine bağlı… Namazı terk eden nefsânî arzularınadalıyor, nefsânî arzularına dalan, namazı terk etmeye başlıyor.
* * *
Namaz,Cenâb-ı Hak katında öyle mühim bir ibâdet ki, Rabbimiz, namazaçağıranların alay ve eğlence konusu yapılmasını hoş görmüyor.(el-Mâide, 57-58)
En zor zamanda, düşmanla karşı karşıyakalındığında, ölüm-kalım harbi esnasında bile namazı terk etmek yok…Kur’ân-ı Kerîm’de düşmanın taarruzunun beklendiği sırada nasıl namaz kılınacağı uzun uzun târif ediliyor. (Bkz: Nisâ Sûresi, 101-102)Müteâkib âyet ise şöyle:
“Namazı bitirince de ayakta, otururkenve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allâh’ı zikredin. Huzura kavuşuncada namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz, mü’minler üzerine vakitleribelli bir farzdır.” (en-Nisâ, 103)
* * *
O hâlde, namazı önemsemek, hakkını vermek, yaşadığımız müddetçe her türlümenfî şartlar altında bile bütün erkânı ile îfâ ve ikame etmeyeçalışmak gerekiyor. Yani ona sabırla, huşûyla devam etmek… Aslındanamaz da, sabır gibi önemli ve zor bir ibâdet… Bilhassa îmânın kalbinetam yerleşmediği, Allâh’ı yakînen hissedemeyen kimseler için… Bu durum,âyet-i kerîme ile de tesbit edilmiş:
“Sabır ve namaz ileAllah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allâh’a saygıdankalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir vazifedir.”(Bakara, 45)
Demek ki, kalben namazı özleyerek hasretlebekleyecek duruma gelene kadar, namaz, insana zor gelebiliyor. Ama bunasabretmek ve namaza devam etmek lâzım… İnsanın Allâh’a kulluk ederkende sabretmesi (Bkz: Meryem 65), nefsin, şeytanın ve çevrenintesirlerine karşı direnmesi şart…
Çünkü sabrı da, namazı da Allahistiyor. Bizden hiçbir rızık istemeyen, aksine bütün rızkımızı bizefazlasıyla ihsan eden Rabbimiz, bizim namaz ile kendisini yâd etmemiziistiyor. Bizim kıldığımız namaza, onun ihtiyacı mı var? Hâşâ… Namazı,bildiğimiz, bilmediğimiz bütün hikmetleriyle bizim için, bizim fayda vesaadetimiz için istiyor. Çünkü namaz, insanı, bütün kötülüklerdenmuhafaza ediyor:
“(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku venamazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…”(el-Ankebût, 45)
* * *
Bu kadar büyükfaziletleri ve değeri olan bir ibâdeti, kendi kurtuluşumuz için gerekligördüğümüz kadar, derece derece sorumlu olduğumuz herkes için degerekli görmeliyiz. Onun için
uygun şartları oluşturmalı, namazkılınacak zaman ve mekânı hazırlamalı ve “ehlimizi” namaza teşviketmeliyiz. Cenâb-ı Hak, Hazret-i İsmâil’i yâd ederken:
“…Gerçekteno, sözüne sâdıktı, rasûl ve nebî idi. Ehline (halkına) namazı ve zekâtıemrederdi; Rabbi nezdinde de râzı olunmuş bir kimse idi.” (Meryem,54-55) buyurmaktadır.
Yani Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına giden yol, aynı zamanda ehline namazı emretmekten geçiyor.
O hâlde, kendimiz için, âilemiz için, Allâh’a yakınlık, günahlardan uzaklaşmak için haydi namaza, haydi felâha…
|