Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Ehl-i Kitap; Anlam ve Mâhiyeti  (Okunma Sayısı 195 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« : Mart 17, 2010, 12:15:58 ÖÖ »

“Ehl-i kitab”, kitap ehli, kitaplı anlamına gelir; Vahiy yoluyla indirilen kutsal bir kitaba inananlar için kullanılan bir tâbirdir.
“Kitab ehli”, “kendilerine kitap verilenler” anlamındaki bu terim, müslümanlar dışındaki ilâhî kitap sahibi din mensupları için kullanılır.

Kur’an, bu terimle, müşriklerden (putperest ve ateistlerden) ayırt etmek için Tevrat, Zebur ve İncil’e inanan yahûdi ve hıristiyanları kasteder. Kur’ân-ı Kerim, birçok yerde yahûdilerden ve hıristiyanlardan, ehl-i kitap diye bahseder;
hadislerde de bu tâbir çokça kullanılmıştır. İslâmî literatürde “ehl-i kitap” yerine “kitâbî” kelimesinin kullanıldığı da görülmektedir.

Bu kitaplar (Tevrat, Zebur, İncil) tahrif edilmiş olmakla beraber, içlerinde vahye dayanan hakikat ve hikmetler de bulunma
ihtimalinden dolayı İslâm, onlara inanan yahûdi ve hıristiyanları, müşriklere nisbetle kısmen ayrıcalıklı bir konuma oturtmuştur.

İslâm, müşriklere yapılanların aksine, İslâm idaresine itaat eden yahûdi ve hıristiyanları, cizye ve haraç karşılığında,
kendi ibâdetleriyle serbestçe meşgul olmalarına izin vermiştir. 

katından indirilmiş, hükümleriyle amel edilmesi gereken Kur’an’ın dışında iki kitap (Tevrat ve İncil) vardır.
(Zebur, şiir tarzında ilâhîlerden oluşan bir kitap olduğundan, içinde ahkâmla ilgili hususlar yoktur.

Dâvud (a.s.), Tevrat’ın hükümleriyle hüküm ve amel eden, yeni  şeriat getirmeyen bir peygamberdir.)
Kur’an’daki ehl-i kitap tâbiriyle de bu kitapların muhâtabı olan yahûdilerle hıristiyanlar kastedilmektedir.

Ehl-i kitap terkibinin geçtiği âyetleri, “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi” (6/En’âm, 156) meâlindeki âyeti göz önüne alarak tefsir eden ilk müfessirler, bununla yahûdi ve hıristiyanların kastedildiğini ifade etmişlerdir
(Mücâchid, 1/186; Taberî Câmiu’l-Beyân, 8/69; İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ân, 2/44).

Bu âyetten hareketle Hanbelî ve Şâfiî mezhepleri sadece yahûdi ve hıristiyanları ehl-i kitap saymışlar;
Hanefîler ise semâvî bir dine inanan ve Tevrat, Zebûr, İncil, suhuf gibi vahyedilmiş bir kitabı bulunan her ümmetin ehl-i kitap olduğunu söylemişlerdir.

İslâm’ın yayılmasına paralel olarak ehl-i kitabın sadece yahûdi ve hıristiyanları ifade eden bir tâbir olduğu kanaati de değişmiştir.
Bunun temel sebeplerinden biri,
Kur’ân-ı Kerim’de yahûdilik ve hıristiyanlığın dışında Sâbiîlik,
Mecûsîlik gibi ilâhî olmayan başka dinlerden de söz edilmesi ve bu dinlerin kendilerince bir kitaba sahip bulunması;
diğeri de müslümanlar açısından siyasî, iktisadî, ve sosyal şartların bunu gerekli kılmasıdır. 
Logged

Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7654



« Yanıtla #1 : Mart 17, 2010, 12:20:18 ÖÖ »

Kur’an’da, tahrife uğramamış yegâne hak din olan İslâm’ın dışında; haniflik, yahûdilik, hıristiyanlık, sâbiîlik ve mecûsîlikten bahsedilmektedir.
Hanîf kelimesi, İslâm’ın eş anlamlısı şeklinde ve Hz. İbrâhim’le ilgili olarak zikredilmektedir.

Sâbiîlik ve Mecûsîlik ise sadece ismen geçmekte, inanç esaslarından ve peygamberlerinden söz edilmemekte,
kutsal bir kitaba sahip olup olmadıkları açıklanmamaktadır.

Öte yandan İslâmiyet’in ortaya çıktığı dönemde dünya üzerinde birçok din bulunmasına rağmen
Kur’ân-ı Kerim bunların çoğundan bahsetmemiştir.
Zira ilâhî vahyin ilk muhâtabı olan Araplar arasında bu dinlerin mensupları mevcut değildi ve onların söz konusu dinler hakkında bilgileri yoktu.

Ayrıca bu dinler İslâm’a rakip olacak seviyede bulunmayıp Kur’an’da yer alan inanç gruplarından bazılarına
dâhil edilebilecek bir nitelik de taşıyordu.

Kur’ân-ı Kerim’de ismen zikredilen dinlerden Sâbiîlik hakkında âyet ve hadislerde bilgi yoktur.
Gerçek Sâbiîlik, ilk dönem İslâm kaynaklarında yahûdiliğin veya hıristiyanlığın bir mezhebi olarak görülüp
ehl-i kitap kapsamında mütâlaa edilmiştir. Ebû Hanîfe ve Ahmed bin Hanbel bu görüştedir.

Ayrıca Harranlı putperestler Halîfe Me’mûn kendileriyle görüştükten sonra Sâbiî adını almışlar ve ehl-i kitap kabul edilmişlerdir.
İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed gibi bazı fakîhlerin ehl-i kitap saymadıkları Sâbiîler ise Sâbiî adını taşıyan, ancak yıldızlara tapan putperestlerdir.

Mecûsîlerden Kur’an’da sadece bir yerde bahsedilmekte (22/Hacc, 17), fakat bunlar hakkında da bilgi verilmemektedir.
Eski müslüman araştırmacıların çoğunluğuna göre Mecûsîler ehl-i kitap değildir.

Hz. Peygamber’in “Mecûsîlere ehl-i kitap muâmelesi yapın” (Muvattâ, 1/278) dediği rivâyet edilir. Ancak Rasûl-i Ekrem,
Mecûsîlerin kestiklerinin yenilmesini ve kadınlarıyla evlenmesini yasaklamıştır.

Mecûsîlerin ehl-i kitaptan olduğunu söyleyen Hz. Ali de şirkleri sebebiyle kestiklerinin yenilmesinin ve kadınlarıyla evlenilmesinin müslümanlara yasaklandığını belirtir (Ebû Yûsuf, Kitabu’l-Harac, 140-141).
İmam Şâfiî, Hz. Ali’nin sözüne dayanarak onları ehl-i kitap saymıştır (Muhammed bin İdris eş-Şâfiî, El-Üm, 4/158).

Kur’an’da ehl-i kitap olarak sadece yahûdi ve hıristiyanların muhâtap alınması, bu iki din mensubunun birtakım eksiklik ve yanlışlıklarının yanından , peygamber, âhiret ve kitap inançlarının bulunması, yani ilâhî  kaynağa  dayanmaları  ve  Kur’an’ın  o  dönemde
muhâtabı  olan insanlarca söz konusu dinlerin bilinmesi sebebiyledir.

Nitekim bu din mensupları Hicaz bölgesinde önemli bir etkinliğe sahip olarak müslümanlarla iç içe yaşıyorlardı.
Kur'ân-ı Kerim muhtelif âyetlerinde İslâm dışı din  mensupları  arasında  ehl-i  kitaba  önemli  bir  yer  vermekte,
  onların bazı farklılıklarını belirtmekte, özellikle hıristiyanlarla diyalog kurulmasını önermekte,
ancak temel iman esasları, ayrıca müslümanlarla olan ilişkilerindeki eksiklik ve yanlışlıkları vurgulamaktadır

Kavramlar Ansiklopedisi
Logged

RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9893



WWW
« Yanıtla #2 : Mart 17, 2010, 12:37:32 ÖÖ »

Yahudi, Hıristiyan gibi semavi din mensuplarına "Ehl-i Kitap" denir. Kur`an-ı Kerim`de ehl-i kitaptan çokça bahisler vardır. Ehl-i Kitap, Peygamberimizi kabul etmediklerinden kafir sayılmakla beraber, "`ı inkar eden" anlamında kafir değillerdir. Kur`an-ı Kerim, ehl-i Kitaba bazı konularda, kafirlere nispetle ayrıcalık tanır. Mesela, onlardan kız almak caizdir ve kestiklerini yemek helaldir (Maide suresi, 5) Onlara tanınan bu ayrıcalık, ehl-i küfre nispetle, imana daha yakın olmalarındandır.


Kur`an, onlara şöyle seslenir:

"Ey ehl-i Kitab ! Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir kelimeye gelin ! Ancak `a ibadet edelim. Hiç bir şeyi O`na ortak koşmayalım. `ı bırakıp bazınız bazısını Rab edinmesin." (Al-i İmran suresi, 64)

Yani, birbirimizi Rab, Mevla, Hakim-i mutlak tanımayalım. Bütün hareketlerimizi Hakk`ın emriyle ve `ın rızasıyla ölçelim... Hepimiz `a kul olalım. Kendimizi ancak O`na mahkum bilelim. Birbirimize de ancak bu kural çerçevesinde tabi ve bağlı olalım. (1)

Kur`an, ehl-i Kitabın kendi alim ve ruhbanlarını, Rab edindiklerini bildirir. (Tevbe suresi, 31) Hıristiyanlıktan İslam`a geçen Adiy b. Hatem, "Ya Resulullah, biz onları Rab edinmiyorduk" deyince Resulullah, şu açıklamayı yapar: "Onlar, `ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapıyor, siz de onlara uyuyordunuz. İşte bu, onları Rab edinmektir." (2) Yoksa, herhangi birini Rab edinmek için illa ona "Rab" namını vermek şart değildir. (3)

Şu ayet, ehl-i kitapla mücadelede izlenecek yolu ifade eder:

"Onlardan zalim olanlar dışında, ehl-i kitapla en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin: Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de, sizin de İlahımız birdir. Ve biz, yalnız O`na teslim olmuş kimseleriz." (Ankebut suresi, 46)

Bu ayette, ehl-i kitap, iki kısımda mütaala edilmektedir:

1-Zalim olanlar.
2-İnsaflı olanlar.

İnsaflı olanlarla en güzel bir şekilde mücadele yapılması emredilir. Bu tarz yaklaşım, onları İslam`a çekecek, İslam`a girmekte zorlanmayacaklardır. Çünkü, İslam`a girdikleri zaman Hz. Musa`yı, Hz. İsa`yı reddetmeleri gerekmiyor... Böylece, son peygamberin dinine uyacaklar ve tahrif edilmiş bir dinin mensubu olmaktan kurtulacaklardır.

Kur`an-ı Kerim, hristiyanların yahudilere nisbetle İslam`a daha yakın olduğunu bildirir:

"Yahudi ve müşrikleri mü`minlere en çok düşmanlık yapan kimseler olarak bulacaksın. ‘Biz hristiyanız’ diyenleri de, mü`minlere sevgide en yakın kişiler olarak bulacaksın. Çünkü, onların içinde bilgin keşişler ve ruhbanlar var ve bir de onlar büyüklenmezler." (Maide suresi, 82)

Tarih, üstteki ayetin bir ispatıdır. Yahudilerden İslam`a girenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Fakat Hıristiyanlardan pek çok kimse, araştırmaları neticesinde İslam`ı seçmişlerdir. Bugün Avrupa`da Hıristiyan asıllı Müslümanların sayısı, yüz binleri geçmektedir. Yine Avrupa`da pek çok kilise, cami haline getirilmiş ve bunlar İslami faaliyet merkezleri olarak hizmet vermektedirler.

Hıristiyan ülkelerde İslami faaliyetlerin güzel neticeleri gözle görülen bir realite olduğu gibi, bu ülkelerin idarecilerinin İslam aleyhinde tutumları da yine bir realitedir.

İnsaflı ehl-i Kitapla en güzel bir mücadeleyi emreden Cenab-ı Hak, şu ayetle de onların zalim kısmıyla ilgili hükmü bildirir:

"Ehl-i Kitaptan `a ve ahiret gününe inanmayan, ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kabul etmeyen ve Hak dini din olarak seçmeyenlerle, onlar zelil vaziyette kendi elleriyle ‘cizye’ verinceye kadar savaşın." (Tevbe suresi, 29)


Ayette sayılan özellikler, “Bütün ehl-i kitabı içine alır mı, yoksa almaz mı ?” meselesi zaman zaman tartışma konusu olmaktadır." (4) Ayetin " ehl-i Kitabın hepsiyle, onlar cizye verinceye kadar savaşın" demeyip, "ehl-i kitaptan şu özellikte olanlarla savaşın." demesi, herhalde gözden uzak tutulmamallıdır. (5) Resulüllah’ın uygulaması da bu tarzda olmuştur. Hz. Peygamber, İslam`ın Mekke döneminde bazı Müslümanları Hıristiyan bir ülke olan Habeşistan`a göndermiş, orada rahat edeceklerini söylemiştir. Medine döneminde ise, hem Yahudi hem de Hıristiyanlarla diyaloğa girmiş, onlara `ın dinini anlatmış, kendilerini iknaya çalışmıştır. Bunun neticesinde ehl-i Kitaptan İslam`a girenler olmuştur.

Kur`an`ın belirttiği gibi, "...ehl-i Kitabın hepsi bir değildir" (Al-i İmran suresi, 113). Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur`ani ve tarihi realiteye muhaliftir.

"Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. zalim topluluğa hidayet etmez" (Maide suresi, 51)

ayeti, onlarla diyaloga ve beşeri ilişkilere mani değildir. Nitekim, ehl-i Kitaptan kız almak, Kur`an`ın hükmüyle sabit bir vakıadır (Maide suresi,5). Hamdi Yazır, üstteki ayetle ilgili şöyle der: Müminler, Yahudi ve Hıristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan men edilmemiş, onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehiy edilmişlerdir. Çünkü onlar, müminlere yar olmazlar. (6)

Meseleyi şu şekilde özetlemek mümkündür:

Onlarla beşeri ilişkilerde bulunmak ayrı, onların din-örf ve adetlerine hayran kalmak ayrıdır. Birincisi Kur`an`ın nehyine dahil değilken, ikincisi kesinlikle yasaklanmıştır.



Doç. Dr. Şadi Eren

_________________________________________
1-Yazır, II, 1132
2-Razi, XVI, 37
3-Yazır, IV, 2512
4-Rıza, X, 333; Kutub, III, 1631-1634
5-Ateş, III, 1133-1134
6-Beydavi, II, 211
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Mart 17, 2010, 10:39:21 ÖS »

http://img695.imageshack.us/img695/5452/tsk63hf8.gif
Ehl-i Kitap; Anlam ve Mâhiyeti
Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« Yanıtla #4 : Nisan 18, 2010, 07:50:36 ÖS »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: