[URL=http://www.hizliupload.com/img/73520650478787428304.jpg]
Efendimiz (Sav) ile Hz Vahşi'nin Mektuplaşması - Affetmek ( lütfen okuyalım )
Hz Vahşi’nin hikayesi anlatıyor aslında herşeyi. Rahmet Peygamberinin (s.a.v) Amcası Hz Hamza’yı şehit eden sahabedir o . .
Her insanın içinde hakka ve hakikate mızrak atan bir vahşi vardır..Kimi, o Vahşi’yi
’ın kelamıyla tanıştırır ve ölene dek NUR NEBİ’nin nazarlarının hasretiyle yaşar..
Fahr-i kainat efendimizin en acılı günlerinden biri hiç kuşkusuz “Uhud Savaşı” günüydü! Birçok ashabı ile beraber çok sevdiği amcası Hz. Hamza o gün şehit olmuştu.HEM DE NE ŞEHİT!! Uzuvları kesilmiş, ciğerleri çıkarılmış bir şehit!! Efendimiz (s.a.v) o gün öyle bir acı yaşamıştı ki; ne zaman uhud gününü ansa, ölmek için güzel bir gündü buyururdu!!
Uhud savaşı bitmiş herkes evine dönmüştü. Efendimiz (s.a.v) Medine’ye girdiği zaman her yerden feryatlar yükseliyordu. Her eve ateş düşmüştü.Efendimiz (s.a.v) Hz. Hamza’nın evine gelince hıçkırıklarla ağlamaya başladı ve şöyle buyurdu:
’’Her şehidin ağlayanı var ama, benim amcamın hiç ağlayanı yok!..”
Rasulullah’ın ağlamasını ve bu sözlerini duyan sahabe-i kiram kendi şehitlerine ağlamayı bırakıp Hz. Hamza’nın evine koştular ve Rasulullah’ın (s.a.v) acısını paylaştılar. işte bugünün, bu acının mimarlarından biri de Hz. vahşi’ydi..
O uhud’a gelirken köleydi.Efendisi eğer Hamza’yı öldürürse onu kölelikten azad edecekti ve servete boğacaktı..Hz vahşi mızrağını hürriyet ve dünya malının dışında nelere mal olacağını bilmeden fırlattı.Mızrak Hz. Hamza’ya şehitlerin efendiliğini sunmuştu.Hz Vahşi’ye ise ömür boyu sürecek pişmanlığı !!
Hz Hamza’nın şehadetinden sonra Vahşi bin Harb Mekke’ye döndü. Mekke’nin fethinden sonra Taif’e kaçtı.Fakat Taifliler de İslam’a girmek için Rasulullah’ın(s.a.v) yanına gidiyorlardı.Vahşi, sonunda kaçacak bir yerinin olmadığını düşündü, çünkü nereye sığınsa İslam peşinden gidiyordu.Adeta amcasını öldürdüğü Hz. Muhammed (s.a.v) kendisini takip ediyordu.
Ve birgün bir haber aldı Vahşi. Rasulullah (s.a.v) kendisini İslam’a davet ediyordu.Bu davet olabilecek bir şey değildi. Çünkü Peygamberin(s.a.v) öz amcasını, sadık dostunu hunharca katletmişti..Affedilmesi mümkün değildi.. Yoksa Peygamber kan davası güttüğü için mi böyle bir davet yaptı, Vahşi’yi yakalayıp öldürmek için mi?? Fakat Hz. Peygamber (s.a.v) Hiçbir zaman yalan söylememiştir..!! Hz Vahşi bu duydular içerisinde Efendimize bir mektup gönderir:
“Ey Muhammed! Sen beni İslam’a nasıl davet edersin? Halbuki senin iddiana göre adam öldüren veya
‘a ortak koşan veya zina eden bir kimse günahlarla karşı karşıya gelir. Onun için kıyamet gününde azap kat kat verilir. O azapta rezil ve zelil olarak kalır. Ben ise bütün bunları yaptım. Acaba benim için bir ruhsat var mıdır?” Bunun üzerine
-u Zülcelal Furkan suresinin şu ayetlerini nazil etti:
“Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka;
onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.
çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” (Furkan; 70)
Fahr-i Kainat Efendimiz vakit kaybetmeden bu ayeti cevap olarak yazar ve Vahşi’ye gönderir.
Bunları duyan Vahşi: “Ey Muhammed! Ancak tevbe eden, iman eden, Salih amel işleyenleri istisna eden şart şiddetli bir şarttır. Belki de ben buna güç yetiremeyeceğim.” der..
bir kulunun tereddütleri karşısında Peygamberine ayetler indiriyor, hidayet bulması için o kulunun teredddütlerini ortadan kaldırıyor. Vahşi’nin bu mazereti karşısında Efendimize Nisa suresinin 48. Ayet-i kerimesi nazil olur:
“Doğrusu
, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim
‘a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.” (Nisa; 48 )
İnen bu ayetlerle
Peygamberi aracılığıyla bir kuluyla daha doğrusu kullarıyla konuşuyor..
Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine vahyolunan bu ayeti de yazar ve haber gönderir..
..Vahşi gelen bu habere yine mektupla cevap verir: “Ey Muhammed! Görüyorum ki bu da
‘ın isteğinden sonra olur. Bilmiyorum
beni affeder mi, affetmez mi? Bundan başkası var mıdır?” Vahşi bin harbin bu bitmez tükenmez tereddütleri karşısında
-u Teala Hz. VAHŞİ’ nin şahsında tüm insanlığa Zümer suresinin 53. Ayeti ile seslenir;
“De ki; Ey nefisleri aleyhine ileri gitmiş olan kullarım,
‘ın rahmetinden ümit kesmeyiniz,
tüm günahları bağışlar. Çünkü o çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.” (Zümer; 53) Yeni inen bu ayet hemen Vahşi’ye ulaştırılır.Hz Vahşi kendisine gelen bu ayeti okuyunca önce sevinir, zira tam istediği cevabı almıştır.Derhal İslam’a girer ve Müslüman olur..
Sahabe efendilerimizden bazıları bu yaşananlar karşısında hemen Efendimize (s.a.v) gelip; “Ey
‘ın Resulü! Bizde Vahşi’nin yaptığı gibi yapmıştık.Vahşi’ye vaad edilenler bizim için de geçerli mi?’’diye sorarlar..Fahr-i kainat efendimiz hepimizi ümitlendirecek ve sevindirecek şu cevabı verir:
’’Bu şartlar ve vaadler tüm Müslümanlar için geçerlidir.’’
Peygamber efendimiz bu ayetin getirdiği müjdenin büyüklüğüne dikkatlerimizi çekmek için şöyle buyurmuştur:
’’BU AYETİ DÜNYAYA VE DÜNYADA BULUNAN HİÇBİRSEYE DEĞİŞMEM..’’
İşte
-u Zülcelal böyle merhamet sahibidir. O’na dönmek lazımdır. Bizim günahlarımız O’nun yanında hiçbir şey değildir. İnsan
-u Zülcelal’den af dilediği zaman annesinden yeni doğmuş bir çocuk gibi tertemiz olur. Buradan da anlaşıldığına göre insan ne isterse
-u Zülcelal o kuluna istediğini veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en mehametlisi olan
-u Zülcelal’e yönelmektir.
Yine bir rivayete göre;
-u Zülcelal Davud aleyhisselam’a şöyle buyurmuştur: “Ey Davud! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terkedip bana yönelmelerini nasıl arzu ettiğimi bilselerdi, hemen bana yönelirlerdi. Ey Davud! İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün. Ey Davud! Kulumun bana en çok muhtaç olduğu, benden yüz çevirdiği vakittir. Kendisine en çok merhamet edip acıdığım bu zamandır. Kendisini en çok yükselttiğim zaman da bana yöneldiği vakittir.”
İşte burada çok dikkat etmek lazımdır. Bilindiği gibi her baba çocuğunu sever ve ona merhamet eder. Bir çocuk aniden babasından yüz çevirip de kaçarsa, o şevkatli baba bir an önce çocuğunun evine dönmesini ister.
-u Zülcelal’in merhameti kulların merhametinden daha fazladır.
-u Zülcelal kullarına karşı çok şefkat ve merhamet sahibidir.
Bu kadar şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimize, muhabbet beslemek, tevbe edip O’na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?
“EVET; AFFETMEK BÜYÜKLÜĞÜN ŞANINDANDIR VE, HZ ALLAH EN BÜYÜKTÜR..”
YÜREĞİMİZDEKİ VAHŞİ’NİN TEVBE VAKTİ GELMEDİ Mİ? Ellerimizi sema’ya kaldırmak ve af dilemek için bir bahanemiz yok mu ??