İlk Kur’an neslinden günümüze doğru gelindiğin de,bunca kopukluğun nedeni aslında çok basit olarak görülebilecektir.
Çünkü sahabe döneminde ilk sırada Dinin öğrenilmesi,anlaşılması ve yaşanması geliyordu.
Bütün olumsuzluklara rağmen ilk sırada olan
ın emirleri gelmekteydi.
Zamanla bu öncelik yer değiştirdi.Kişilerin dünyaya olan bağlılığı artıkça dine olan ilgileri de azaldı,daha
çok dünya meşgalesine daldılar,dinlerini öğrenmeyi ikinci hatta üçüncü plana attılar.
Onlar için artık mal mülk servet,saltanat,yeni fetihler vardı.
Artık Kur’anda bir kenarda sünnette bir kenardaydı,kendileri direk okumak yerine onlar için okuyanları taklit ediyorlardı.
Doğal olarak ta ,kendileri için okuyanlar ne kadar anlıyorsa onlarda o kadar amel ediyordu.
Devletin başına geçenler ümmetin halifesi olmaktan ziyade dünyalık saltanatlarına daldılar.Dünyevi isteklerini onaylatacak bir medrese
hocası da her zaman buldular.
Zalimlerin sultası altına girmeyenlerde (imamı azam gibi) şehid oldular.
İslam’a akın akın giren büyük kitleler hiçbir zaman Kuranla ve sünnetle direk muhatap olmadılar,hiçbir zaman
ne Kitabımızı alıp eline anlayarak okumadılar,nede Hadisi şerifleri merak edip incelemediler.
Çünkü dünyevi meşgaleleri çok fazlaydı,yaşam tarzları hiçte Ashaba benzemiyordu.
Teselli olarak mevcut bilenlere danıştılar,onlar ne kadar verdiyse onu anladılar.Yanlış yada doğru,bilmeden amelle bir hayat başladı.
Aslında aslolan,ashabın Rasule bile sorduğunu,sorabilmekti.
Ama bilmedikleri dinin mensupları sorma cesaretlerini hiçbir zaman elde edemedi,çünkü sormak için bilmeleri geriyordu,
bilmek içinse okuyup öğrenmek.Bu zor olandı,kolay olan tercih edildi.
Kolayın tercih edildiği bir hayat tarzı,bütün anlayışa hakim oldu.Kitap anlaşılamaz,
peygamber ulaşılamaz gibi toplumlara lanse edildi.Bunun sonucunda bir çok bidat ve hurafe İslam’ın gündemine geldi.
Birçok bidat hurafede islam’ın özündenmiş gibi yaşanmaya başladı.
Sormak okadar kolaydı ki,farzı ayn ilimler bile, bir ilmihali açıp okumak yerine,birilerine sorulur oldu.
Namazlarımızda okuduğumuz surelerin bile manasını anlama ihtiyacı duymadık hiç.
Ama cenazelerimizin arkasından üçü,yedisi,kırkı gibi birçok merasimi yine bize dayatanlar tarafından kabul ettik.
Okumak öğrenmek,dinimizi hayatımızın birinci sırasına koymak artık nerdeyse mümkün değildi.
Nasılsa birileri bizim için okuyor,öğreniyor düşünüyordu.En temel inanç ilkelerinde bile hiçbir fikrimiz yoktu.
Bir gün Hz.Ömer Ashabına,”Ben yamulursam siz ne yaparsınız” diye sordu.Bir sahabe ayağa kalkıp,
”Seni düzeltiriz ya Ömer” dedi.Çünkü,yamulduğunu anlayabilecek kadar dine vakıftı.
Çünkü ilk sırada onlar için din vardı,Allahın emirleri vardı.
Sonralarda,kullara karşı katıksız kulluklar başladı,
dini bilmeyenler kendisi için öğrenenlere tabi oldu,öğrenenler yamuldu,tabileri de itiraz edemedi çünkü hiçbir bilgileri yoktu
bu konularda.
Bildikleri
ın varlığı,kitabın ve peygamberin adıydı.Hepsi bu kadar.
Ne
ın tasarruf hakkında bilgi sahibi oldular,ne Kur’anın içeriğini merak ettiler nede Rasulün hayatını mücadelesini. Gerekte yoktu,çünkü işleri çok,kendileri için düşünenleri vardı.
Onlar yanlışta düşünse,Kurana terste olsa,söz ve davranışları Rasulullaha(sav) benzemese de,onlar her şeyi bildiği için tevil edilirdi.
Aslında söyledikleri başka bişey di,ama onları,onların seviyesine çıkmayanlar anlayamazdı.
Zaman geçti hiç tanımadığımız dinin mümessileri olduk.
Ne merakımız vardı,nede öğrenmeye gayretimiz,zaten işlerimizde çoktu,nasılsa bizim için düşünen akleden birileri vardı.
Zordamı kaldık sorardık öğrenirdik.Ama nasıl iletirlerse öyle kabul etmek kaydıyle,
sorgulamadan araştırmadan.
Hani Ashab Rasule(sav) demiştiya, “Ya rasulullah,bu vahiymi senin sözünmü”
,bizim bu şansımızda yoktur bizim yerimize öğrenenler karşısında.
Çünkü sorgusuz teslimiyet .çoktan başlamıştı.Kur’anın önüne başka kitaplar,peygamberin önüne başka liderler geçti.
Kur’an okunup tavsiye edilmekten çıktı,başka kitapların okunması gerektiği dayatıldı.
Rasulullahın hayatı ve mücadelesi bırakıldı,başka şahısların yaşamı ve mücadelesi gündeme geldi.
Bizim hocamız asrın kutbuydu,gavstı,kerametler sahibiydi.
Hatta bu asrın müceddidiydi.Müslüman olmak,bir başka sıfattan sonra anılmaya başladı.Ben şucuyum,bucuyum,
şu talebesiyim bunun müridiyim…Ben müslümanım diyen olursa;
Bende müslümanım ama…diye bitiyordu kelimeler.Göğsümüzün kabaracağı erdemlerimiz değişti.
“
’tan nasıl korkmanız gerekiyorsa öylece korkun ve yalnız Müslümanlar olarak can verin” hitabını duyan yoktu,ç ünkü anlaşılmayan bir kitabın tabileri olmuştuk.
Yakup Döğer.