Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: dua bilinci  (Okunma Sayısı 106 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5731



« : Haziran 12, 2011, 10:12:44 ÖS »

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/ghoost_dua.jpg
dua bilinci
Sıkıntılarına çare arayan insan, onu gerçekten bulmak istiyorsa, çözümü nerede ve kimde arayacağını ve yardımı kimden isteyeceğini de çok iyi bilmelidir. Yani başka bir ifade ile imanına şirki karıştırmamalıdır. Dolayısıyla zor duruma düştüklerinde
Sıkıntılarına çare arayan insan, onu gerçekten bulmak istiyorsa, çözümü nerede ve kimde arayacağını ve yardımı kimden isteyeceğini de çok iyi bilmelidir. Yani başka bir ifade ile imanına şirki karıştırmamalıdır. Dolayısıyla zor duruma düştüklerinde kırk yerden medet uman insanlar tevhidi tam anlamıyla idrak edemezler. Yüce `tan başkasından medet umanların tutundukları dallar er ya da geç mutlaka ellerinde kalır. Malına mülküne, makam ve mevkisine güvenerek dünyada bir güç sahibi olduğunu iddia edenler, varsın o geçici oyuncaklarıyla avunup dursunlar. Onlar da bir gün boyunlarını bükmeye mecbur kalırlar. Ankara`da dayısı olanların, falanca yerde hatırı olanların sermayeleri de bir gün mutlaka tükenir. Diğer taraftan Yüce `a güvenen kimse, hiçbir zaman yolda kalmaz, hayatın zorlukları karşısında tevekkül etmenin avantajını yaşar. Onun bütün işlerini Mevla`sı görür.

Tüm dertlere derman verecek olan yalnızca Yüce `tır. Bu hakikat idrak edilmeksizin bir çözüm arayışına girilmişse, çözüm yanlış bir mecrada aranıyor demektir. İstisnasız her işin Yüce `tan olduğunu, O`nun istediği zaman her şeyi düzeltmeye muktedir olduğunu idrake çalışarak sıkıntı ve dertlere karşı bir korunma mekanizması oluşturabiliriz. Formül çok basittir; Yaratan isterse her şey olur, istemezse hiçbir şey olmaz. Yüce sevdiği kullarına her zaman yardım etmiş ve onları hiçbir zaman çaresiz bırakmamıştır. O halde tek mesele, Yüce `ın sevdiği kul olabilmenin yollarını bulmaktır.

Yüce `ı nasıl tanıyorsak, o da bizlere öyle muamele edecektir. Dualarımızı kabul eden ve bizim tek sığınacağımız zat olarak yalnız O`nu biliyorsak, er geç dualarımız kabul olunacaktır. Ama eğer bundan bir kuşkumuz varsa; Yüce `ı iyi tanımıyoruz demektir. Yalnız şu var ki bizler dua ederken kendimize dua ettiğimiz gibi başkaları için de dua etmeliyiz. Zira her şeyi kendisi için isteyen bir insanın duası ne derece samimi olabilir ki? Bir tasavvuf büyüğünün şu anlama gelebilecek bir sözü vardır: Biz dua ederken `Allah`ım` diye yalvarıp yakarıyoruz. Eğer Yüce her an bize `Buyur kulum` demeseydi biz bir sefer bile O`na `Allah`ım` diyemezdik. Yüce bizi duaya davet ettiği için biz dua edebiliyoruz. Duaya cevap vermeyecek olsaydı zaten duayı yaratmazdı. Bu konuda Yüce Kuran-ı Kerim`de şöyle buyurmaktadır: `Kullarım, beni sana soracak olurlarsa, gerçekten de ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlar da bana cevap versinler ve bana inansınlar ki doğruya erişsinler.` (Bakara Suresi Ayet 186)

Elbette günahlardan sakınma ve ilahi emirlere itaat etme hassasiyeti olamayan bir gönülle yapılan dualar makbul olmayacaktır. Şair Saib divanında şöyle söyler `Elde tesbih dudakta tövbe kalb ile günahların şevk ve muhabbeti ile dolu olursa, o masiyet ve günahlar kişinin tevbe ve istiğfarı ile alay ederler.` Ihlas ve samimiyet duyguları ile dua eden kişiye mutlaka Cenab-ı yolunu gösterecek ve ona dünyanın geçici değerlerinin kıymetsiz olduğunu, asıl kıymetli olanın ahirette işimize yarayacak değerler olduğunu öğretecektir.

Biz bu dünyadaki alkışların, övgülerin hakikatte ne kadar değersiz, ucuz şeyler olduklarını anladığımızda gerçek kıymetleri de o zaman daha iyi idrak ederiz. Neml suresi 36. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmaktadır: `Elçiler hediyelerle Süleyman peygambere geldikleri zaman Süleyman peygamber onlara dedi ki: `Sizler bana maddi yardımda mı bulunacaksınız? Hayır, `ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır. Siz bu hediyenizle sevinip övünebilirsiniz.` Hz. Süleyman peygamber bir gönül zengini iken elbette kendisine verilen hediyeler ile mutlu olup sevinecek değildi. Zira kendisine verilmek istenenler, kendisinin sahip oldukları yanında hiçbir değere sahip değildi. Burada şunu hatırlatmakta fayda vardır ki her ne kadar Hz Süleyman maddî zenginliği ile maruf bir peygamber olsa bile, onun peygamberlik vasıfları ve üstün ahlakı hakikatte sahip olduğu zenginliklerle kıyaslanamayacak derecede daha kıymetlidir.

Bir insana merhamet, hilm, uysallık, iyi niyet, kibar muamele ve birçok iyi huy ve iç güzelliği verilmişse, o insanın yalancı dünyanın sultanlarının hediyelerine dönüp bakmaması gerekir. O gelecek olan dünyalık hediyelere kafasını meşgul eder de Yüce `ın en büyük lütfu olan sevgisinden mahrum kalırsa işte o zaman en büyük ziyandadır. Bizler mademki Yüce içiniz, her işimizin Yüce ile olması icap eder. Yüce bize dünyada ve ahirette istediklerimizi verse de vermese de bizim O`ndan yüz çevirmeye hakkımız yoktur.


http://hphotos-snc3.fbcdn.net/hs203.snc3/21076_240034129445_194797939445_3094452_6933796_n.jpg
dua bilinci
[/FONT][/COLOR]
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: