Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: BİR NAMAZIN SEYRİ  (Okunma Sayısı 645 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7671



« : Eylül 29, 2008, 11:53:42 ÖÖ »

                                                                                    BIR NAMAZIN SEYRI
                                                                                       SENAI DEMIRCI

                                               http://ehlisunnetyolu.files.wordpress.com/2007/03/namaz.jpg
BİR NAMAZIN SEYRİ

 




Kiyaminla kiyametini baslatiyorsun. Kalk ayaga. Kibleye yonel. Tekbir getir. "Allahuekber. ." Ayagina takilan, yolunu kesen, emellerini yok eden, hayallerini engelleyen ne varsa, hepsinden daha buyuktur O. Ayagina takilani kaldiracak inceligi, emellerini gerceklestirecek sefkati, seni hayallerine eristirecek gucu O'nun buyuklugunde bulacaksin. Bunu bilerek, teslim ol Rabbine, kaygilarini ve korkularini rahmetinin kucagina birak usulca. Kaldir ellerini ve bir gun nasilsa huzurunda hareketsiz kalacak bu bedeni, butun hucreleriyle O'na teslim et. Ayaga kalk ve "buradayim ey Rabbim" de. "Evinden kacan kulun, yuvadan ucan kolen yine Sana geldi. Buradayim! Geldim! Huzurundayim!"


http://www.hatimindirelim.com/Resimler/CocukveNamaz.jpg
BİR NAMAZIN SEYRİ
http://www.mavikaradeniz.net/maviportal/haberresim/namaz-2.jpg
BİR NAMAZIN SEYRİ







Elini baglamakla kotulukten cekiliyorsun. Dunya telasinin nabizlarini ne kadar da kuvvetli aliyorsun. Oyle bir ruya ki dunya, icinde uykunu da uyanikligini da kaybetmissin, uyanmaktan korkuyorsun. Ruyasinda gordugu ruyayi anlatan adam gibi, kendini uyanik sandigin yerde uykunun en derin yerindesin. Kendini burada kalmaya razi etmissin, simdiye razi olmussun. Otesine gonlun de gozun de kapali. Iste simdi, dunya telasini ellerinle geriye atip tekbir getiriyorsun. Buyuk bildiklerinden de buyuk olanin huzurunda kaygilarini kucultuyorsun, telaslarini durultuyorsun, korkularini dagitiyorsun. Sag elini sol elinin uzerine koyup serden el cekip hayra uzaniyorsun, yokluktan yuz cevirip varligin kalbine akiyorsun. Varligin gogsunde ciliz bir nefes kadar hafifliyor, sadelesiyorsun. "Subhaneke" fisiltisinda, sonsuz gurultuler ortasinda, bitmez telaslar arasinda, meyvesiz kosturmalar sonrasinda Seni isiten, en ince sizilarina, en gizli arzularina kulak veren Rabbinle tanisiyorsun.


                  http://tbn0.google.com/images?q=tbn:dgMRaS5QBeJN2M:http://www.namazladirilis.com/resimler/kaya_namaz.jpg
BİR NAMAZIN SEYRİ

 




Egilmekle dogrultuyorsun kendini. Rukularinda koca bir dunyanin yukunu atiyorsun omuzlarindan. Azim olan Rabbinin huzurunda egilip baskalarina izzetini ilan ediyorsun. "Subhane Rabbiye'l-Azim." Bedenin egiliyor; ruhun dogruluyor. Basin alcaliyor; kalbin duruluyor. Yuzun yere donuyor; alnina rahmet dokunuyor. Yalnizlasiyorsun rukûda; telaslarda unuttugun, dunya colunde kaybettigin kendini yeniden buluyorsun. Tutup dizlerinden kendini kendine dogru cekiyorsun. Kendine gelmek icin kendinden geciyorsun.

Oturmakla hayatin kalbinde yer tutuyorsun. Tahiyyata otur simdi ve gozlerini ellerine kilitle. Diri olan her seyin selamini soylerken dirileri diriltene, oluleri diriltene don, ellerini eline vereni bil. Ellerinin ne kadar da kucuk kaldigini hatirla hirslarin karsisinda. Elinde kalanlarin seni avutamayacagini anla. Sahiplendiklerinin hepsi avuclarinin icinde ama avucun bos olacak bir gun. Biriktirdiklerinin hepsi simdi yaninda ama avucun bosalacak bir gunun aksaminda.

 
                                                        http://img522.imageshack.us/img522/1038/namazvo9.jpg
BİR NAMAZIN SEYRİ




 

Secde ederek basini goge agdiriyorsun. Yuzunu topraga sur simdi. Evine don. Silana kos. "Subhane Rabbiye'l-A'la." Basini yere koyarak sifirla kendini. Rabbine de ki: "Sen varsin. Sen a'lasin. Eksiklikten uzaksin, noksanliktan muallasin, kusurdan mukaddessin. Kusur bende. Benden yana eksiklik. Bende sakli acizlik. Bende bekler fakirlik. Yalniz Sana muhtac olma zenginligimdir secdem. Yalniz Sana kul olma serefimdir secdem." Secdeler ruhunun saltanatidir. Varligini huzurunda hicledigin andir secden. Rabbinin sahdamari yakinligindan kalbine yakinliklar emdigin yerdir secde. Ruhunun mustular buldugu demdir. Miracinin 'kab-i kavseyn'idir secde. Seni beni aradan cikardigin yerdir secde. De ki: "Dedigini yapiyorum, secde edip yaklasiyorum. Sana yaklasiyorum. Tum uzakliklari uzaklara birakiyorum. Tum aldanislari tuzaklarda birakiyorum."


                                                 http://img300.imageshack.us/img300/4061/namaz3bf3.jpg
BİR NAMAZIN SEYRİ




 


De ki: "Yuzumde secdelerimin izini birak ey Rabbim. Alnima rahmetinin nefhasini birak ey Rabbim. Kalbime En Sevgili'nin askini birak ey Rabbim. Secdemden dirilt beni. Secdemde oldur beni. Secdemde durult beni. Secdemde dogrult beni."

 



Tenini kalbine bitistiriyor her namaz. Ve sabah gelince yeniden, tenine dokunur otelerin hulyasi. Gogsune deger bin Isa nefhasi. Yusuf kokulu gomlekler sarilir tenine. Musa gibi ellerini gogsunden cikarirsin. Uzakta bir ates gormussun gibi kivilcimlanir gokler. Yeniden dirilir gibisin. Unuttugunu da unuttugunu hatirlarsin yastiginin kuytusunda. Ruyalardan donersin. Yeniden yuklenirsin hicranlari. Biriktirmeye baslarsin yeniden. Cogaltmaya ayarlarsin kendini yine. Lakin, hala yirtiktir hayatin cepleri. Ayaklarinin ucuna dokuluyor zamanin parcalari. Bir secdenin pinarinda sonduruyorsun kalbinin yanginlarini.


 
« Son Düzenleme: Ekim 25, 2008, 01:43:43 ÖÖ Gönderen: egeli » Logged

Sade
Hep Burda
*****

Karma: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3105



« Yanıtla #1 : Eylül 29, 2008, 02:39:14 ÖS »

http://www.mescere.net/forum/index.php?action=dlattach;topic=2073.0;attach=901;image
BİR NAMAZIN SEYRİ
 



http://www.mescere.net/forum/index.php?action=dlattach;topic=2073.0;attach=903;image
BİR NAMAZIN SEYRİ



http://www.mescere.net/forum/index.php?action=dlattach;topic=2073.0;attach=909;image
BİR NAMAZIN SEYRİ
Logged

S@LİH
Hep Burda
*****

Karma: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1228



« Yanıtla #2 : Ekim 11, 2008, 08:39:55 ÖS »

 
Logged



Kalpler ancak; ’ı zikretmekle mutmain olur.
Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Ekim 11, 2008, 09:25:15 ÖS »

Kur'an-ı Kerim'in ve Kur'an'da ifadesini bulan Rabbanî eğitim metodunun esrarını izleyen kimse, beşer ruhunun derinliklerine nüfuz eden psikolojik bir takım harikalarla karşılaşacaktır. Örneğin savaş ortamında namaz kılma emri, bu tür harikalardandır.
" (Askerlerinin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman (askerlerden) bir grup silahlarını da yanlarına alarak seninle beraber namaza kalksınlar. Secde ettikten sonra ise onlar arkanızda (yerlerini) alsınlar ve namaz kılmamış olan İkinci grup da gelip seninle beraber namaz kılsınlar. (Bu arada) dikkat kesilip silahlarını da yanlarında bulundursunlar. (Çünkü) kafirler, silah ve eşyanızdan gafil kalasınız diye temenni ederler. Ta ki üzerinize bir anda ve toplu olarak hücum edebilsinler. Yağmurdan dolayı bir zarar görecekseniz veya hastaysanız silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama dikkati (tedbiri) elden bırakmayınız. , muhakkak ki kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır." (en-Nisa: 102)
Bu, imanî ölçünün apaçık ve tabiî bir özelliğidir. Namaz, hiç kuşkusuz savaşın silahlarından biridir. Hatta silahın kendisidir. (En büyük silah..)
Rabbani bir metodun doğrultusunda Kur'anî eğitimden geçen bu insanlar (Sahabe-i kiram), tüm silahlardan üstün olan bu silahla düşman karşısına çıkıyorlardı. Tam anlamı ve layıkı veçhiyle tanıdıkları bir tek İlah'a imanları sayesinde galebe çalıyorlardı. Çünkü Rablerinin savaşta yanı başlarında olduğunu hissediyorlardı. Sonra onlar, uğrunda savaştıkları hedef açısından da üstünlük sağlamışlardı. Çünkü bu hedefin, her şeyden daha yüce olduğunu biliyorlardı. Onların bir diğer üstünlüğü ise, kainat, hayat ve insanî yapılarına bakış açılarıydı. İşte namaz, tüm bu üstünlüklerin sembolüydü. Bunları hatırda tutmaktı, bundan dolayı da namaz, savaşın silahıydı. Hatta silahın kendisiydi.
"'tan, sabır ve namazla yardım dileyiniz. Ve hiç şüphesiz (namaz), huşu duyanlardan başkasına ağır gelir. (Huşu duyanlar ise) Rablerine kavuşacaklarına ve Rablerine döneceklerine inanan kimselerdir." (el-Bakara: 45)
Süre uzayıp çalışma şartları zorlaşırsa sabrın zayıflaması veya elde bir azık ve destek bulunmuyorsa tümden tükenmesi mümkündür. Bundan dolayı Yüce namazı da sabrın hemen yanında zikretmiştir. Namaz her an hazır bulunan bir yardımcı ve kalbi besleyen bir azık...
Sabrın etrafını çevreleyen, eriyip tükenmeyen ve sabırla beraber rıza, güler yüzlülük. huzur, güven ve inanç veren bir destek..
Fani ve sınırlı olan insanın en büyük kuvvetle ilişki halinde bulunması zorunludur. Sınırlı gücünün bittiği anlarda, açık veya gizli beşeri güçlerin karşısında yıldığı sıralarda medet dilenmesi gereken İlahî kudret...
Şehvet ve arzuların baskısıyla yol istikametini izlemenin zorlaştırdığı, şiddet yöntemlerini kullanan tağutî fesad güçleriyle savaşmanın ağırlaştığı ve yolun uzadığı sıralarda başvurulması gereken kudret., ömür güneşi batıp takatten düşmek üzereyken, yani bunca zorluk fani bir ömre sığdırılırken (hala) bir yere varılmadığı, bir şey kazanılmadığı görülünce yardıma gelen büyük güç...
Hayır! sönük ve ölgünken, ufukta hiç bir ışık ve hiç bir yol işareti gözükmezken batılın her gün biraz daha güçlenip büyüdüğü görülürken başvurulan bir güçtür namaz. Evet namazın asıl değeri böyle anlarda ortaya çıkar. Çünkü namaz; fani insanla ölümsüz kudreti birbirine doğrudan doğruya bağlayan bir bağdır. Yalnızlık çeken fıtratın, verimi asla düşmeyen kaynakla buluşma zamanıdır. Bir seçkin buluşma anıdır. Yeten, doyuran ve fışkıran bir hazinenin anahtarıdır. Küçücük dünyevi çemberden çıkıp büyük kainat realitesine yöneliştir. Kısaca namaz; ruh ve canlılıktır. Şiddetli sıcakta sığınılan bir gölgedir. Yorgun ve üzüntülü kalbe huzur veren şefkatli bir dokunuştur. Bundan dolayı 'ın Resulü (s.a.v) sıkıntılı anlarda;
"Kalk ey Bilal, bizi (namazla) rahatlat" diyordu. (Ebû Davud - Sünen 4/298)
Ve O (s.a.v) bir şeyden dolayı üzülünce namaz kılmayı çoğaltıyordu. Rabbiyle buluşmasını fazlalaştırıyordu.
İslâmi metod, ibadete dayanan bir metoddur. Bu metodta ibadetin ayrı bir yeri ve hikmetleri vardır. Bu sıraların en belirgini, ibadetlerin yol azığı, ruh desteği ve gönül ferahlığı oluşudur. Yükümlülüğün bulunduğu bir yerde kalbin aranan anahtarıdır ibadet. Bu anahtar bulunacak ki; görevler samimiyet, kolaylık ve tatlılıkla yapılabilsin. Yüce , ile. Muhammed (s.a.v)'i zorluk dolu büyük iş için görevlendirdiği zaman kendisine şöyle buyuruyordu:
"Ey örtüye bürünen! Geceleyin namaza kalk (geceyi namazla geçir.) Az bir vakit dışında. (Yani) ya gecenin yarısını, ya yarıdan birazını, ya da yarıdan biraz çoğunu namazla ve Kur'an'ı ağır ağır okumakla (geçirir. Çünkü) sana ağır bir söz (Kur'an) vahyedecegiz." (el-Müzzemmil: 1-5)
Gece namazı ve Kur'an'ın ağır ağır okunması bir hazırlıktır. Zor bir görevin, ağır bir yükün ve büyük buyrukların hazırlığıdır. Gönül ferahlatan, ilişkiyi güçlendiren, işi kolaylaştıran, aydınlık saçan, rahatlık, huzur, sevgi ve ilgi dağıtan bir ibadettir bu.
Gece kalkışı, İlahî terbiyenin garantili yöntemleriyle büyük göreve hazırlık yapmaktır. Gece namazının en uzun süresi; gecenin yarısından çoğunu veya gecenin üçte ikisini namazla geçirmektir. En azı ise gecenin üçte biri boyunca kalkmaktır. En büyük davetçi Hz. Muhammed (s.a.v)'in geceleyin namaza ve Kur'an okumaya kalkışı böyleydi.
"Geceleyin namaza kalk; az bir vakit dışında. (Yani) ya gecenin yarısını, ya yarıdan birazını, ya da yarıdan biraz çoğunu namazla ve Kur'an'ı ağır ağır okumakla (geçir.)"
Geceleyin insanlar uykudayken kalkmak...
Günlük hayatın uğraş ve uğultusundan kurtulup Yüce la bağlantı kurmak...
İlahi feyiz ve nurdan yararlanmak...
İlahi feyizle başbaşa kalıp ünsiyet peyda etmek...
Ortalığın sükunetle kaplı olduğu bir sırada ağır ağır Kur'an okumak...
Mele-i a'lâ'dan hemen o anda iniyormuş gibi, tüm kainat -beşerî lafız ve İfadeleri kullanılmadan - o anda dinliyormuş gibi okumak...
Ve vahyin aydınlığını,anlamını ve ifadelerini gecenin ıssızlığı içinde karşılamak...
İşte tüm bunlar, birer azıktır. Sorumluluğu ağır olan sözü (vahyi), paha biçilmez yükü ve gerek Hz. Peygamber (s.a.v)'i, gerekse her kuşaktan kendisini izleyen davetçileri İnekleyen ağır yükü taşımaya yardım eden bir azık...
Zorlu ve uzun yolda kalbe aydınlık veren, şeytanın vesvesesinden ve aydınlığın düşmanı karanlıklar ortamından koruyan bir destek...
Bu kalbi yaratan , hiç şüphesiz onun tüm girinti-çıkıntılarını ve kendisini meşgul edebilecek her şeyi de bilmektedir. Kalbin (düşüncenin) en çok hangi zamanlarda duyarlı, açık ve hazırlıklı olduğunu, en çok nelerden etkilendiğini de bilmektedir. Diyor ki Yüce :
"Uyku sonrası gece kalkışının tesiri, daha çok ve sözü ardama açısından da daha elverişlidir." (el-Müzzemmil: 6)
Bu ayet diyor ki: Uyku sonrası gece kalkışı, vücudu daha çok zorlar ve hayır getirme açısından daha çok sebat verir.
Nitekim (selef müfessirlerinden) Mücahidin bu ayete getirdiği yorum budur.
Gündüzün bunca yorucu işlerinden sonra uyku bastırıp dururken, çekici yatağı bırakıp gece namazına kalkmak, muhakkak ki ağırdır. Ne var ki bu kalkış, ruhi egemenliğin ilanı, 'ın davetine İcabet ve İlahi zikirle ünsiyet peyda ediş demektir. Bundan dolayı böyle bir sırada sözün tesiri kat kat fazladır. Çünkü bu esnada yapılan zikrin tadı, kılınan namazdan duyulan huşu ve kalkış, gündüzün namaz ve zikrinden elde edilemeyen bir ünsiyet, bir huzur, bir nur ve bir incelik vermektedir kalbe.
Bu bakımdan maddi hazırlığın yanında ruhi hazırlığın da bulunması gerekir. İkisinin bir arada bulunması, hem fertler, hem de cemaatler için bir zarurettir. Gün olur ki mü'minler, fitnenin yayılıp, tağutların azdıkça azdığı, toplumun kokuştuğu bir sırada kendilerini cahili toplumdan kovulmuş bir halde bulurlar. İşte İlahi destek, böylesine dönemlerde yol istikametinden ayrılmamak için gereklidir. Çünkü böylesine zor durumlarda güç ve destek verecek bir azığın bulunması gerekiyor.
"Gündüzün baş ve sonunda ve gecenin gündüze yakın vaktinde namaz kıl" (Hud 114)
"Ahiret azabından sakınıp Rabbinin rahmetini umarak gece saatlerinde itaat eden ve secde ederek namaza duran kimseyle (isyan eden kimse bir olur mu?) De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?' Ancak akıl sahibi olanlar öğütten yararlanır." (ez-Zümer: 9)
Bu, yolu uzun olan bir davadır. Uzunca ibadet etmeyi,teheccûde kalkmayı ve 'a dua etmeyi isteyen bir davadır. Yüce , mü'min kullarını bu vasıllarla tanıtmaktadır:
"(O mü'minler), korku ve umutla Rablerine dua ederek yanlan (vücutları) yataktan uzaklaşan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcayan kimselerdir." (es-Secde:16)
Bu ayet-i kerime, gece vaktinde vücutları dinlenmeye,rahatlığa ve tatlı bir uykuya davet eden yatakların çağrısını dinlemeyen mü'min kimseleri tanıtmaktadır. İştah çeken yatağın çağrısına olanca gücüyle direnen mü'minleri...
Çünkü bu insanların, tatlı uykuya ve yumuşak yatağa değişmedikleri başka bir işleri vardır. Rabbine ibadet etme meşguliyetleri vardır. Rablerinin huzurunda bulunmakla, korku ve umut arasındaki bir haşyet içinde Rablerine yönelmekle meşgüldurlar. Rablerinden destek ve azık dilemekle meşgüldurlar.
"(inkarcıların) sözleri yüzünden göğsünün daraldığını yemin olsun ki biliyoruz. Sen Rabbinin hamdiyle tesbih edip secde edenlerden ol Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et" (el-Hicr: 97-99)
" (Ey Resulüm!) Geceleyin sana ek bir farz olarak (Kur'an okuyup) namaz kıl Olur ki (muhakkak ki), Rabbin seni övülen bir makama yükseltir." (el-İsra; 79)
Eğer en seçkin ve en mükemmel insan olan Hz. Peygamber (s.a.v) namaz ve teheccûdle emrolunmuşsa, başkalarının ise buna ne kadar muhtaç olduğunu varın siz düşünün!...
 Derecelerine göre kendilerine verilecek makama kavuşmaları için bu ibadetlere ne kadar muhtaçtırlar! İşte yol budur. Ve işte yolun azığı budur.

ALINTI

 
Logged
RUMEYSA
Webmaster
Hep Burda
********

Karma: 28
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9771



WWW
« Yanıtla #4 : Ekim 11, 2008, 09:42:13 ÖS »

 
Logged



Bismillahirrahmanirrahim
48-Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve 'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı
(Tevbe suresi-48).
Faruk
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Ekim 16, 2008, 12:15:52 ÖÖ »

Huşunun Tanımı
 
Menazil müellifi şöyle demektedir:
" Huşu' nefsin ve tabiatın hürmet edilen veya korkulan biri karşısında hararetinin sönmesidir."
Yani, nefis ve tabiatın kısılması,nefsani kuvvetlerin kalbin hürmet ettiği veya korktuğu zat karşısında genişlemekten geri durup durulmasıdır.
Gerçekte huşu' : tazim, muhabbet, tezellül ve tevazuyu içine alan bir haldir.
Müellif şöyle demiştir:
"Huşu" üç derecedir:
1 - Birincisi:
a - Emre itaat,
b - Hükme boyun eğme,
c - Cenab-ı Hakk'ın nazarı karşısında alçalmadır."
a - "Emre itaat" onu kabul, boyun eğme, imtisal, acizlik göstermek, zahirin batına uyması, fiilden önce emir babında hidayete muhtaç olma, fiil halinde yardım ve fiilden sonra onu kabul etmedir.
b- "Hükme boyun eğmek" : ile birincisi dini hükmü murat etmiş olabilir. Buna göre "hükme boyun eğme"nin manası dini hükme kendi akıl ve şehvetiyle karşı çıkmamak olur. ikinci olarak kaderin hükmüne boyun eğmeyi kasdetmiş olabilir. Bu durumda hükme boyun eğmek onu, kızma, kötü bulma ve itiraz ile karşılamamak demek olur.
Gerçek şu ki, huşu' her iki hükme de boyun eğme yani 'ın emir ve hükmüne tezellül ve tevazu ile teslim olma manasını ihtiva etmektedir.
c - "Hakkın nazarı karşısında alçalma" ya gelince, bunun manası kalp ve organların Allan'ın onlara olan nazarına, kalp ve organlarda cerayan eden şeylerin bütün tafsilatından haberdar olmasına karşı alçalıp boyun eğmesidir. Nitekim:
"Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet var," (Rahman, 46) ve
"Ama kim Rabbi'nin makamından korkar, nefsi kötü heveslerden men ederse" (Naziat, 40) ayetlerindeki makamın bir manası da budur. Buradaki "makam" 'ın muttali olma, kudret ve rububiyet ile kulu üzerinde bulunma makamıdır.
'ın bu makamından korkmak ise, mutlaka kalbin O'na boyun eğmesi sonucunu doğurur. Kul 'ın makamını kalbinde yerleştirdiği ölçüde O'na karşı huşu duyar. Huşu' ancak 'ın kendisine vakıf olmasından kendisine bakışından gafil olursa kalbi terk edebilir.
2 - İkinci manası ise: 'a kavuştuğu zaman kulun, Rabbinin huzurundaki makamıdır.
Birinci manaya göre, ayette masdar, failine nisbet edilmiş olur. ikincisine göre ise, - ki bu, ayete daha uygundur-masdar, korkulan zata nisbet edilmiş olur. daha iyi bilir.
Menazil müellifi şöyle demiştir:
"Huşuun ikinci derecesi nefis ve amelin afetlerini gözlemek, senden üstün olan herkesin üstünlüğünü kabul etmek, fena meltemini teneffüs etmektir."
Yani, bu derecedeki huşu, birincisi nefis ve amelinin eksik ve kusurlarının ortaya çıkmasını gözetmektir. Zira bu hal, kalbi mutlaka husulü kılar. Çünkü bu, kulun, nefis ve amellerin eksiklerini; kibir, ucub (ameli beğenme), riya (gösteriş), yeterince doğru olmamak, yakin azlığı, niyetin farklılığı, nefsani arzuların tesirinden kurtulamama ve amellerin 'ın razı olacağı şekilde işlenmemesi gibi nefsani kusurlarını ve amellerin kötülüğünü görmesini sağlar.
"Senden üstün olan herkesin üstünlüğünü kabul etmeye" gelince, bunun manası insanların haklarını gözetip vermektir. Onların davranışlarının senin onlar üzerindeki hakkın olduğunu düşünüp onlara karşılığını vermemen değildir. Aksi halde saçmalayıp ahmaklık etmiş olursun. Onlardaki haklarını istememen, onların faziletli olanlarının faziletini kabul etmen, kendi faziletini unutmandır.
 
Şeyhülislam İbnTeymiyye'nin (r.a) şöyle dediğini işittim:
"Arif olan kimse herhangi bir kimsede bir hakkı olduğunu düşünmez,
- Diğer insanlardan daha üstün olduğunu kabul etmez.
- Onun için o kimseyi kınamaz, kimseyi dava etmez,
- Kimse ile kavgalı olmaz."
 
"Fena meltemini teneffüs etme" ye gelince:
Aslında prensip olarak fenayı daima son makam olarak gören müellif, huşuun bu derecesini letafetinden dolayı melteme benzetmiş, ruh nezdindeki mevkiinin önemi ve onunla olan sıkı bağı sebebiyle ona meltem (nesim) adını vermiştir. Şüphesiz huşu' fazileti az veya çok olanı ile fenaya götüren bir sebeptir.
3 - "Huşunun üçüncü derecesi, mükaşefe esnasında hürmeti muhafaza etmek, zamanını halka gösterişten arındırmak ve nimeti görmekten soyutlanmaktır."
Burada zikredilen "mükaşefe esnasında hürmeti muhafaza etmek" demek, mükaşefe sırasında nefsi hakir ve mütevazi kılarak mükaşefenin doğurduğu genişlik ve nazlanmadan korumaktır. Çünkü mükaşefe bir genişlik ve rahatlık (bast) doğurur. Halbuki şayet o sırada hürmeti muhafaza edecek olan bir huşu bulunmazsa, ölçüsüz davranışlar (şatahat) zuhur etmesinden korkulur.
"Zamanını halka gösterişten arındırmak" ifadesine gelince, müellif bununla zamanın riyaden temizlenmesini kasdetmemektedir. Zira bu dereceye gelmiş olan kimseler riya yapmaktan uzak kimselerdir. Bu sözden maksat huşu, tezellül ve tevazu gibi hallerini halktan saklamaktır. Aksi halde halkın o halleri görüp onlara muttali olması, sufinin hoşuna gider, bu da onun zamanını, kalbim ve ile beraber olma halini bozar. Nitekim bu vadide nice sufilerin ayağı kaymıştır. Masum insan ise ancak 'ın koruduğu kimsedir. Sadık sufi için miskinlik, fakr ve tezellülden daha yararlı bir şey yoktur. Bir insan bu hallerde bulunmayı bir şeref kabul etmedikçe tam manasıyla 'a teslim olmuş sayılmaz.
 
Bu hususta Şeyhülislam İbnTeymiyye'de (r.a) müşahede etmiş olduğum davranışları hiç kimsede müşahede etmemişimdir. Kendisi şu sözü sık sık söylerdi:
"Benim hiç bir şeyim yoktur. Benden sadır olan, bende mevcut olan hiçbir şey yoktur."
Çok kere de şu beyti misal verirdi:
 
"Ben fakir ve başarısızım ve böyle birinin oğluyum.
Benim babam ve dedem de böyle idiler."
 
Kendisi yüzüne karşı övüldüğünde şöyle derdi:
"Vallahi, ben bugüne kadar daima müslümanlığımı yenilerim. Ama henüz iyi bir müslüman olamadım."
Ömrünün son demlerinde bir defasında bana kendi el yazısıyla bir tefsir kaidesi yazıp göndermişti. Kağıdın arkasına ise kendisine ait olan şu beyitler yazılıydı:
 
"Ben mahlukatın rabbine muhtacım.
Ben her halinde miskin olanım.
Ben nefsine çok zulmedenim.
Nefsim de bana zulmeder.
Eğer bize bir hayır gelirse O'ndan gelir.
Ben kendime bir yarar temin edemem.
Ve kendimden bir zararı da def edemem.
O'ndan başka beni idare edecek bir efendi yoktur.
Günahlarım kaplayınca şefaatçim da yoktur.
Meğer ki halikımız olan Rahman'dan ayetlerde geçtiği gibi
Şefaatçıya bir izin çıksın.
Ben O'nun katında ebediyyen hiçbir şeye malik olamam
Hiç bir zerreye de ortak değilim.
Bazı idarecilerin etrafında olduğu gibi,
Kendisinden yardım aldığı bir yardımcısı da değilim.
Fakr benim, benden hiç ayrılmayan asli vasfımdır.
Nitekim zenginlik de O'nun ebedi ve zati sıfatıdır.
Bu hal bütün mahlukatın halidir.
Hepsi O'nun katında, O'nun kölesidir.
Kim yaratıcısından başka birini gaye yaparsa,
O çok cahil, zalim, müşrik ve asidir."
 
Ondan gelen ve gelecek olan şeyler için bütün kainat doluşunca O'na hamdolsun. "Ni'meti görmekten soyutlanma" ya gelince; kulun bütün nimet ve ihsanları yalnızca ' tan bilmesi, nimetleri O'nun lütfettiğini müşahede etmesidir. Halbuki sen O'na daha önce ne bir şefaatçi göndermişsindir, ne de ihsanına vesile kıldığın bir aracı edinmişsindir.
"Soyutlanma (tecrid)" başkasına nisbet etmemek için, lütuf ve nimetin sadece ' a ait olduğunu müşahede etmektir. Aksi halde nimet, haddi zatında ' tan başkasına nisbetten uzaktır. Ne var ki maksat, müşahedenin de haddizatında hakikate uygun olması için, nimeti müşahedenin 'a tahsis edilmesi gerekir.
daha iyisini bilir.ALINTIDIR
Logged
güliçkimi
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Temmuz 26, 2009, 09:47:53 ÖS »

Logged
ruveyda
Byn Admin
Hep Burda
******

Karma: 12
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5661



« Yanıtla #7 : Temmuz 30, 2009, 07:39:08 ÖS »

 
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: