mahşerde buluşalım
Süper Moderatör
Sağlam Forumcu
   
Karma: 3
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 434
|
 |
« : Nisan 09, 2011, 01:13:06 ÖS » |
|
لَا يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَااكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا اِنْ نَسينَا اَوْ اَخْطَاْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَناَ وَارْحَمْناَ اَنْتَ مَوْلينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرينَ
286:" hiç kimseye gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez. Kişinin kazandığı iyilik lehine (kendisine) kötü¬lük ise aleyhinedir. Rabbimiz! Unutmuş yahut hata yap¬mışsak bu yüzden bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Gücü¬müzün yetmeyeceğini bize ta¬şıtma! Bizi affet! Bağışla bizi! Sen bizim Mevlâ’mızsın! Kâfirler güruhuna karşı sen bize yardım et!"
Üzülmeyin kullarım! Rabbiniz hiç kimseye gücünün yettiğin¬den başkasını yüklemez. Sizin Rabbiniz doyumsuz değil¬dir. Sizin Rabbiniz zâlim değildir. ’ın kullarına yükleye¬ceği yük ancak kulların güç yetireceği kadardır. Hattâ onun çok çok altındadır. Sizi yaratan sizin ne kadar yük çekebileceği¬nizi sizin nelere katlanabileceğinizi çok iyi bilmektedir. mer¬hametlidir. kullarını asla zorlamaz. Sı¬kıntıya sokmak istemez .
İşte bu âyet daha önce geçen ve müslümanların, sahabenin belini büken: "Kalplerinizdekileri açıklasanız da gizleseniz de Al¬lah onlarla sizi hesaba çekecektir." (Bakara: 284)
*****Âyetini bir görüşe göre beyan eden, açıklayan, başka bir görüşe göre de nesih eden âyettir.
Buna göre diyoruz ki kalpten geçenlerden bizi hesaba çekse bile ancak bizim elimizde olarak düşündüklerimizden hesaba çekecek, elimizde olmadan, gücümüz yet¬meyerek içimizden geçenlerden hesaba çekmeyecektir
Yâni insanın kendisinden kurtulma imkânı olmadığı, nefsin, şeytanın vesveselerinden hesaba çekilmeyeceğiz. Ancak bu düşünceler bizi sardığı zaman bunlardan kurtulmaya çalışacağız, unutmaya çalışacağız, red¬dedeceğiz, gereğini yapmamaya, amele dönüştürmemeye çalışacağız.
** kulları için kolaylık diler, onlara güçlerinin yetmeyeceği zor yükler yüklemez. Hani sûrenin önceki bölümlerinde geçti: " sizin için kolaylık diler zorluk dilemez." (Bakara: 185)
****Sonra sakın yanlış anlamayın! Bu kulluk adına yaptıklarınız için değil kendiniz içindir. ’ın bunların hiçbirisine ihtiyacı yoktur. Hem dünyanızın mutlu, hem de âhiretinizin mamur olması için size bunları emrediyor.
"Kişinin kazandığı iyilik lehine (kendisine) kötülük ise aleyhinedir."
Herkesin kendi kazancı kendisinedir. Kim bir iyilik yaparsa o kendine, kendi lehine, kim de bir kötülük yaparsa o da kendi aleyhinedir. İyiliğin sevabı da kötülüğün vebali de kendisine ait olacaktır. Yaptıklarınızın yararları da zararları da menfaatleri de mazarratları da ’a değil kendinizedir.
****Öyleyse kendisini seven , kendisi için iyilik bekleyen kişi, yap¬tıklarıyla kendi kendisine zulmetmesin. Kendini can yakan dayanılmaz ateşten korumasını bilsin. Bunun için de hayırların en güzelini kendisi için işlesin. Kendisini ateşe götürecek amellerde bulunmasın. Kendi kendini kendi elleriyle cehenneme atmasın diyor Rabbimiz.
Sonra da mü'minlerin çok hoş bir duasını hatırlatıyor, ya da mü'minlerin böylece dua etmelerini istiyor. mü'minlere dua yolunu gösteriyor ve böylece onu kabul edeceğini de işaret ediyor, teminat veriyor. Bakın şu duayı yapmalarını istiyor:
"Rabbimiz! Unutmuş yahut hata yapmışsak bu yüzden bizi sorumlu tutma!"
****Ya Rabbi bize teklif ettiklerini imkânımız nispetince en iyi şekilde ifa etmeye çalışıyoruz, çalışacağız. Hattâ farzların da ötesinde nafilelerle hayır kazanmak üzere senin rızanı kazanmaya azmettik. Ama insan oluşumuzdan, beşer oluşumuzdan ötürü senin emirlerinden, senin farzlarından birini unutur veya iyi bir şey yapıyoruz zannıyla yasaklarına, haramlarına düşersek, hata edersek bunlardan dolayı da bizi hesaba çekme ya Rabbi.
BU İKİ ŞEKİLDE OLUR:
***1-) Ya hayrı, hayır bilgisinden mahrum olunduğu için terk etmek şeklinde olabilir. Yâni emrin, farzın farkında olunmadığından emir terk edilmiş olur. Hayrı unutmak hayırdan habersiz yaşamaktır.
***2- )Ya da şerri, haramı yanlışlıkla emir zannederek işlemekle olur. İşte bunlara unutma ve hata denir. Bunların kimilerinde kişi mazur sayılırken kimilerinde mazur sayılmaz. Bunu şöyle ifade edeyim inşallah: Unutma ve hata iki türlüdür:
a:) Birincisi sahibinin mazur görülebileceği unutma ve hatalar.
b:) İkincisi de sahibinin mazur görülemeyeceği unutma ve hatalar.
****Meselâ bir adam üzerinde bir necaset görse de bunu temizlemeyi geciktirse, hemen temizlemeyi geciktirdiği için, hemen temizlemeye gayret etmediği için sonra da unutup o elbiseyle namaz kılmışsa bu adam mazur sayılmaz.
****Veya bir adam dinin emirlerini öğrenmeye çalışmaz veya öğren¬dikten sonra onu unutmamak için amele dönüştürme ya da onu başkalarına duyurma gibi bir çabanın içine girmez ve böylece unu¬tursa o kişi de mazur sayılmaz.
Bunun için yukarıda borçlarla ilgili bir örnek vermişti Rabbimiz. Unutmamak için yazılmasını öğütlemişti. ’ın emirlerinin tamamı böyledir. Hani unutarak yanlışlıkla içilen bir zehirin zararı yoktur denilemez değil mi?
Onun içindir ki âyet-i kerîmede, ya Rabbi! Bizi unuttuklarımızla mükellef tutma! denmemiş de, bizi bu unuttuklarımızla muaheze etme! Bizi bunlardan sorumlu tutma ya Rabbi! denilmiştir. Bunlarla mükellefiz ama bunlardan hesaba çekilmemek üzere bizden dua etmemiz isteniyor .
’ın Rasûlü bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
***"Hata ve unutmadan doğan sorumluluklar ümme¬tim¬den kaldırılmıştır." (İbni Mâce, Talâk 16) Yine başka bir hadislerinde bakın şöyle buyurur:
***"Şüphesiz ki Allahu Teâlâ ümmetimden hatayı, nisyanı (unutmayı) ve ikrah olundukları şeyleri bana bağışladı." (İbni Mâce)
****İslâm müsamaha dinidir. bizim hayatımız için en güzel en uygun kanun koyucudur.
Bir yer bir vida için hazırlanmışsa elbette oraya ancak vida girer. Altından gümüşten vidalar bulsanız bile oraya uygun değilse bir mânâ ifade etmeyecektir. Bizi yaratan bizi bizden, bizi herkesten daha iyi bilir. Hakkımızda en güzel prensipleri de ancak o vazedebilir başkası değil.
Rabbimiz Kur’an’ın pek çok yerinde yarattığı insanın özellik¬lerin¬den, yoğurduğu mayasından bahseder. Zâlimdir, cahildir, nankördür, cimridir, acelecidir, itirazcıdır, meşakkat içindedir, mala karşı, dünyaya karşı, kadına erkeğe karşı meyillidir, unutkandır gibi onun pek çok özelliklerinden söz eder. Yaratan hiç yarattığını bilmez mi? Yaratan yarattığının mayasını tanımaz mı? Bilir elbette. Hattâ hiç kimsenin bilemeyeceği kadar.
***İşte bu hadiste ve âyet-i kerîmede anlatıldığına göre kullarının unutkanlığını, unutacağını, hata edeceğini çok iyi bilen Rabbimiz bu iki şeyin günahından müminleri bağışlamıştır. Hata ve nisyan. Bir de ikrah, yâni zorlama.
İkinci bir dua, veya duanın devamı :
***"Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme."
***Yâni ey Rabbimiz bizden önceki ümmetlere yaptığın gibi altından kalkılmaz, üstesinden gelinmez, zor dayanılır, bel büken boyunduruklar, meşakkatli buyruklar altında bulundurma bizi!
So¬nunda mü¬kelleflerini çileden çıkaracak, kimilerini maymunlaştırıp kimilerini yerin dibine batıran, kimilerini birbirlerini öldürmeye, ki¬milerini zillet ve meskenet damgası yemeye götüren ağır sıkıntılara sokma bizi.
***"isr" lügatte hapis, esaret anlamına gelir. Altında kalanı ezen, kahreden, nefes aldırmayan ağır yük demektir.
Anlaşılıyor ki tarihte bizden önceki ümmetlere yahudi ve hıristiyanlara çok ağır yükler yüklenmiş. Meselâ kendi şirretliklerinden ötürü yahudilere elli vakit namaz kılmaları, mallarının dörtte birini zekât olarak vermeleri, necaset bulaşmış elbiselerini kesmeleri, vatanlarından sürüp çıkarılmaları, toptan kılıçtan geçirilmeleri, tevbelerinin kabulü için intihar etmeleri ya da birbirlerini öldürmeleri, işledikleri bir isyan üzerine hemen cezalarının anında verilmesi, ramazan gecelerinde de hanımlarına yaklaşma-maları gibi.
İşte Rabbimiz merhametinden dolayı müslümanlara böylece dua etmelerini öğütledi. Onlarda böylece dua ettiler de Rableri onların dualarını kabul edip onların omuzlarında bu yükleri kaldırıverdi. Kul ’a kul olursa da ona lütuflarda bulunacaktır elbette.
Sonra: "Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceğini bize taşıt-ma!"
****Yâni ey Rabbimiz hem bize kolay kulluklar yükle, hem de yüklediğin vazifeleri ifa etme konusunda bize güç ve kuvvet ver, sabır ver, dayanıklılık ver, bizleri buna muvaffak kıl.
Bizi altından kalkamayacağımız belâlar, imtihanlar ve iptilâlarla imtihan etme. Hiç çekilmez, dayanılmaz, takat getirilmez, yerine getirilmez imtihanlar altında bizi inletme ya Rabbi. Hastalık gibi, yokluk gibi, felâketler gibi, zillet ve meskenet gibi. Çünkü biliyoruz ki, istediklerini yapsak bile sana lâyık, senin istediğin biçimde yapamayınca kaldıramayacağımız, dayanamayacağımız azapları hakketmiş olacağız. Bu konuda bize merhamet buyur ve yükümüzü hafiflet ya Rabbi.
İslâm’ın kolay hükümlerinden bizi ayırma ya Rabbi. İslâm siste¬minin gölgesinden ayrılmaya, başka sitemlerin pisliğine, ağır, ezici ve kahredici yüklerinin altına girmeye, böylece senin rahmetinden, senin siteminin rahmet ve bereketinden cüda düşmeye bizler dayanamayız.
Bizleri senin sisteminin kolaylıklarından mahrum etme ya Rabbi. Zira başkaları asla senin kadar merhametli, senin kadar cömert değildir. Başkaları doyumsuzdur, zâlimdir, cimridir, bizi baş¬kalarının eline düşürme ya Rabbi. "Bizi affet! Bağışla bizi! Sen bizim Mevlâ’mızsın! Kâfirler güruhuna karşı sen bize yardım et!"
****Bizi affet! Sana karşı bilerek veya bilmeyerek, bizim bildiğimiz senin de bildiğin, bizim bilmediğimiz senin bildiğin tüm günahlarımızı affet.
Hatalarımızı siliver, kusurlarımızı görmeyiver, bu sana lâyık olmayarak yaptıklarımızı hesaba katmayıver, bizi onlardan sorumlu tutmayıver. Bizim geçmiş günahlarımızı affettiğin gibi gelecekte de bize muvaffakiyet vererek yeni yeni günahlara düşürme.
İyiliklerimiz, hayırlarımız çok az olmakla beraber sen bizim mizanlarımızı ağırlaştırarak bize merhamet eyle.
Bize şu üç konuda acı ya Rabbi. Sana karşı işlediklerimiz günahlarımızı bağışlayarak,
diğer kullarından bizim bu günahlarımızı setrederek, bizi el âleme karşı rezil rüsva etme¬yerek ve de bizi bundan sonraki hayatımızda da muhafaza ederek yeni günahlara düşmeme konusunda koruyarak bize merhamet buyur ya Rabbi.
Çünkü sen bizim Mevlâ’mızsın. Bizim velimiz sensin. Bizler senin velâyetini kabullendik. Senin aldığın kararları kendimiz için bağlayıcı kabul ettik. Kendi iradelerimizden, kendi zevklerimizden vazgeçip senin seçimini seçim kabul ettik…
Ey bizim Rabbimiz! Ey bizim kendisine güvendiğimiz, safında yer aldığımız Rabbimiz!
Sen bizim Mevlâ’mızsın o halde kâfirler güruhuna karşı, sana inanmayan, senin dinini reddeden, sana karşı savaş açan, kitabına karşı savaş açıp onu gündemimizden düşürmeye çalışan, peygamberine karşı gelip onu reddeden, sana karşı bir kısım fânileri tanrılaştırıp sana inat onlara kulluk yapmaya kalkışan, senin kullarını bir kaşık suda boğmaya çalışan, senin mülkünde, senin arzında sana ve senin sistemine hayat hakkı tanımayan bu kâfirlere karşı bize yardım et ya Rabbi... Amin..
Muaz Bin Cebel Bakara sûresini bitirince "Amin ’ım! Amin ’ım! Amin" dermiş.
BİZDE ALLAHUMME AMİN, ALLAHUMME AMİN ALLAHUMME AMİN....DİYORUZ...
|