|
RUMEYSA
|
 |
« Yanıtla #1 : Ağustos 30, 2010, 10:18:18 ÖS » |
|
 Bir Dönüştürme Projesi Olarak KÖY ENSTİTÜLERİ ENSTİTÜLERE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Enstitüleri savunanlar, özellikle kurucu felsefeyi benimsemiş kişiler olarak “eğitime katkı” üzerine tezlerini kurarlarken tarıma katkıyı pas geçmeleri, tarımsal kalkınma alanında enstitülere nispet edilebilecek bir başarı öyküsünün olmayışıyla izah edilebilir. Eğitim alanındaki başarıları ise, halkın şikayet konularını teşkil etmesi açısından önemlidir. Eleştirilerin en belli başlıları, enstitülerin bilahare komünizm yayan yuvalara dönüşmesi, inanç düşmanlığı, genel ahlaka aykırı davranışların kural haline gelmesi, ırz-namus düşmanlığı vs.
Elbette her eleştiri konusu başlı başına bir felaket olarak toplumsal yansımaları görülmüştür. Enstitülerin dönemin eğitim bakanı Hasan Ali Yücel ile enstitünün mimarlarından dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Tonguç zamanında açılmış olması, bu iki ismi önemli kılmaktadır. İsmail Tonguç, Almanya’da eğitim görmüş, komünistlikle suçlanan, açıklamalarıyla İslam düşmanlığı teyid edilmiş bir isimdir. Hasan Ali Yücel ise masonik bağlantılarıyla ün yapmıştır. Üstlendiği misyon olarak halkevlerinin devamı olan Köy Enstitüleri, masonik görüşlerin topluma yayılmasında önemli işlevler görmüştür. Nitekim Atatürk tarafından masonluğun yasaklanmasını açıklayan dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, “Halkevleri’nin mason localarının işlevini yerine getirdiğini ve bu yüzden mason localarının kapatılmasında bir sakınca görmediklerini” söylerken yıllar sonra Mason dergisi, Köy Enstitüleri için “Türk eğitim tarihinin en görkemli projesi” ifadesini kullanması dikkat çekiciydi.
1945 yılında Ankara’daki Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde kurulan Köy Enstitüleri Dergisi, İslam dinine ve İslam dininin kutsal saydığı tüm değerlere açıkça saldırmaya başladı. Marksist eğilimler taşıdığı söylenen İsmail Tonguç, adı geçen dergide yazmış olduğu bir makalede şu satırlara yer veriyordu:
“Ümid edelim ki, yarının dünyası imanını göklerden gelecek görünmez kuvvetlerle ve fizik ötesi fikirlerle beslenmesin. Eğer onun kuvvetli ve mesut bir temeli olsun istiyorsak biz insanlar yeni dünyaya şamil, ihtirassız, yalansız, insani, rasyonel ve reel taze bir din vermeliyiz. Köy Enstitüleri’nde yetiştirilen çocuklar, skolâstiğe köle olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır.” Burada adı geçen Hasanoğlan Köy Enstitüsü, Ankara’da kurulmuş, Ankara Dil-Tarih Fakültesi’nden mezun olan öğrenciler burada özel eğitimden geçirilerek diğer bölgelerdeki enstitülere öğretmen olarak atanmaktaydılar. Yani burası, Necip Fazıl’ın deyimiyle “merkez ocak ve ana mihrak... Zehir dağıtım üssü...” konumundaydı.
Bir diğer eleştiri konusu olan Komünizm suçlaması ise dönemin karşıt görüşteki aydınlarının sıklıkla vurguladığı bir durumdu. Evvela yerleşim birimlerinden uzak geniş tarım arazilerinin üzerinde enstitülerin kurulması ve buralardaki toprakların öğrencilerin bilek gücüyle kapalı devre usulü işletilmesi, Sovyet döneminin Kolhoz sistemini andırmasıyla Komünizmle eş tutulan taraflarından biriydi. Dönemin güçlü kalemlerinden Peyami Safa’nın Komünizm eleştirisi ise şu şekildeydi: “Çocuklara Nazım Hikmet’in şiirlerini ezberleten, marksizm hakkında konferanslar verdiren, dergilerinde de marksizm hakkında makaleler neşreden Köy Enstitülerinin komünist yuvaları olduğunu bilmeyen bir tek şuurlu Türk aydını yoktur... Köy Enstitüsü mezunlarından yazı hayatına girenleri Moskova Radyosu öve öve bitiremez.”
Enstitülerin ahlaki yozlaşmaya dönük çabalarına değinen Necip Fazıl; “Köy Enstitülerinde, sırf Anadolu köylüsünün an’anevî inancını yıkmak için, şarap ve domuz eti propagandası yapılması hususunda Tonguç Babanın resmî tamimleri vardır. Adana Köy Enstitüsünde Tonguç Baba şerefine verilen ziyafette çağlayanlar gibi şarap akıtılmış ve genç köylü kızlara sakilik yaptırılmıştır.” Tonguç’un Balkan kökenli olmasından hareketle N.Fazıl, “Sanki bunlar, Türk anavatanını, Anadolu iffetini kirletmeye ve tarihî İslâv intikamını almaya memur Moskof ajanlarıdır” yorumunda da bulunmaktan kendini alamamıştır.
Milli Şeflik sisteminin zayıflamaya yüz tuttuğu bir esnada eleştiriler CHP saflarından da duyulunca mızrak artık çuvala sığmaz olur. Hasan Ali Yücel’in yerine Milli Eğitim Bakanlığı’na atanan Şemsettin Sirer’in Bakanlık müfettişlerine hazırlattığı araştırma raporu, aslında enstitüler kanalıyla halkın değerlerine karşı geliştirilen ahlak terörünün boyutlarını ortaya sermekteydi. Raporun bazı bölümlerinde şu tespitlere yer verilmekteydi:
- Enstitüsünün kuruluşundan 1947 senesine kadar muhtelif zamanlarda kız öğrencilerin büyük bir kısmı Enstitü öğretmenleri tarafından rahatsız edilmiş olması
- Kız öğrencilerin öğretmenleri tarafından bizzat öpülüp çirkin muamelelere ve ahlaksızlığa zorlanması. Bu ahlaksız ilişkiler sonucunda bazı öğretmenlerin, kız öğrencileri ile kanun zoru ile evlenmek durumunda kalması.
- Köy Enstitüsünde kız ve erkek öğrenciler enstitü civarında ve enstitü yatakhanesinde uygunsuz vaziyette yakalanması.
- Ahlaki durumları arz edilen öğretmenlerin yetiştirmiş olduğu öğrencilerin mezun olduktan sonra tayin edildikleri okullarda öğretmenlerinden gördükleri gibi hareket ettiklerinin belirlenmesi.
- Cinsel serbestliğin yanı sıra öğretmen ve öğrencilerin modernlik adına sabahlara kadar süren içki âlemleri. Enstitülerde gizli ve açık olarak ahlaksız yayınların yapılması ve Köy Enstitüleri Dergisi’nde bu ahlaksız yayınlara çanak tutulması, aile içi (ensest) ilişkilere kadar vardırılan cinsel sapkınlıklara yer verilmesi.
Cinsel sapıklık etrafında dönen sayısız örnekler aslında Köy Enstitülerinin icraatlarının anlaşılması için dilden dile dolaşan hikâyeler arasındaydı. Bu alanda yaşanan pervasızlıklara yine N.Fazıl şöyle bir örnek veriyor: “Mersinde 14 yaşında bir Köy Enstitüsü talebesi genç kız, Süreyya Kalabalık isimli bir doktorun sıhhat yurduna yatırılıyor. Kız gebedir… 14 yaşındaki zavallının namus katilleri, sayıca her halde onun yaşından fazla...”
Materyalist düşünce aşılaması, halkın İslami geleneklerine karşı aleni savaş, içki propagandası gibi icraatlar toplumsal tepkiyi beraberinde getirirken karma eğitimden kaynaklanan ve özellikle de bilinçli olarak geliştirilen yoz ilişkiler, tek parti iktidarının zayıfladığı dönemlerde daha sesli itirazların yükselmesine imkân verir. Bu arada enstitülerin tarıma dayalı işlevlerinin komünizmle de bütünleşen ve aynı zamanda sol jargonun sıkı sloganı haline gelen toprak reformu, ki CHP’nin de sloganıydı, toprak sahiplerine yönelen düşmanlık söylemlerini de beraberinde getirir. Toprak ağalarının da itirazlarının enstitülerin kapatılmasında etkisi olduğu söylense de, aslında asıl kapatılma sebebinin genel ahlaksızlık ve inkârcılığa dayalı uygulamalara karşı halkın yükselen tepkisi, bu fesat yuvalarının kapatılmasında etkili olmuştur. Özellikle 1946 seçimleri öncesi enstitüler etrafında CHP’ye yönelen ağır eleştiriler, Demokrat Parti’nin de katılacağı seçimlerde CHP’de oy kaygısını had safhaya getirir. Nitekim seçimlerde CHP çoğunluk sağlasa da ağır oy kaybına uğrar, parti içi tartışmalarda oy kaybının enstitülerden kaynaklandığı yorumları ağırlık kazanır. Bunun üzerine harekete geçen Peker hükümeti, ihbarlara dayalı değişik soruşturma komisyonları sonrasında ilk olarak enstitülerin programlarını değiştirir, ardından Hasan Ali Yücel ile Tonguç’u görevden alır.
1954 / 6234 Sayılı Yasayla Köy Enstitüleri ile Öğretmen Okulları birleştirilir, Köy Enstitülerinin adı İlköğretmen Okulu olur.
Ancak Öğretmen okulları da, şu anda uygulanan YİBO projeleri de enstitüler kadar olmasa bile aynı zihin yapısının ürünü olarak üstlendikleri işlevsellikleriyle eleştiri konusu olmaktan kurtulabilmiş değildir.
Kaynak...: Doğru Haber Gazetesi
|