|
Yakup
|
 |
« : Kasım 13, 2008, 08:26:03 ÖS » |
|
Kur'an-ı Kerîm'in ikinci ve en uzun suresi. Medine'de ilk nazil olan suredir. Kur'an'ın en son inen ayeti de bu urenin 281. ayeti olduğu için tamamlanması onbir yıl sürmüştür. Ayet sayısı ikiyüzseksenaltı, kelimeleri altıbinyüzyirmi, harfleri yirmibeşbinbeşyüzdür. Fasılaları mim, nûn, dâl, be, re, kâf, lâm harfleridir.
Medine'de inmesi ve en uzun sure olmasından dolayı, İslâmî hükümlerle ilgili birçok konuları ihtiva etmektedir. Fatiha suresi Kur'an'ın bir özeti olarak kabul edilirse, Bakara suresi de Kur'an'ın bir tafsilidir. Surede İslâm'ın önemli ve başlıca temel esaslarını kabul edip etmeme durumu değerlendirilmektedir. Tevhîd akîdesinin hak olduğunu ispat etmek için çeşitli tabiat olaylarındaki hikmetler ve ayetler anlatılmıştır. Yalnız dilleriyle iman eden münâfık kitlenin halleri ve Hz. Âdem (a.s.)'ın kıssası teferruatıyla aktarılır. İsrailoğullarına verilen nimetler ve onların bu nimetleri inkârları, Hz. Peygamber'e düşmanlıkları ve müslümanların aleyhine olan tavırları ifade edilir. Daha önce gönderilen kitap ve şerîatların neshedildiği, İslâm'ın en son ve en mükemmel din olduğu, Hz. İbrahim (a.s.)'ın getirdiği tevhid akidesi, İsrailoğulları'nın bu dini ve tevhid anlayışını benimsememeleri, Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa edişi, kıblenin Kudüs'ten Mekke'ye tahvili ve Kâbe' nin İslâm dinindeki yeri ,anlatılır. Müslümanların birçok güçlüklere uğrayacakları, karşılaşılan bu sıkıntıların sona ereceği ve İslâm'ın er geç muzaffer olacağından bahsedilir. Daha sonra İslâm'da helâl ve haramlar ele alınır. Ayrıca, İslâm'ın namaz, oruç, zekât hacc, cihat ve şehadet gibi emirleri anlatılır. İçki, adam öldürme, zina, nikâh, kısas, yetimlerin haklarından, kadınların hayız hâllerinden, talak, iddet ve nafakalarından bahsedilir.
'ın emir ve yasakları, iman edip tağut*a karşı durmanın önemi ve imanın ancak tağutun hükümlerinden uzak olmakla tamamlanabileceği anlatılır. Sonunda İslâm'da borçlanmanın, şahitliğin, rehinin ve bunlarla ilgili diğer hüküm ve prensiplerden; faizin yasak oluşundan, toplum içinde borç vermek suretiyle müslümanların birbirlerine yardımcı olmaları gerektiğinden ve sure ile gelen bütün hükümlerin, İslâm toplumunun ve devletin vazgeçilmez temel unsurları olduğundan bahsedilir.
Bakara suresi adını 67-71. ayetlerde geçen "Bakara" kelimesinden almıştır. Bakara kelimesi Bakar'dan gelmektedir ki sığır demektir. Kelimenin sonundaki te, tekil için kullanıldığında bir tek sığır demek olur. Eğer te'nis (dişilik) için olursa inek demek olur. Genellikle bu ikinci şık kabul edilmiştir.
Sureye adını veren bu olay, Hz. Musa (a.s.) döneminde meydana gelmiştir. Zira altmış yedinci ayette Hz. Musa kavmine bir inek kesmelerini söylediği zaman, bunu çok garipseyerek "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" demişlerdi. Meselenin aslı şu idi:
İsrailoğulları içinde zengin bir adam vardı. Bunun da bir kızı ve fakir bir yeğeni vardı. Yeğeni amcasından kızını istedi. Adam kabul etmedi. Genç de buna kızarak "Yemin ederim, amcamı öldürüp, malını da, kızını da alacağım" dedi. Delikanlı amcasına gelerek" amca şuraya tacirler gelmiş, onlara gidelim de bir şeyler satın alayım. Seni yanımda görürlerse bana mal verirler" dedi. Amcası da geceleyin yeğeni ile birlikte çıktı. Yeğeni yolda onu öldürüp, evine döndü. Sabah olunca da, hiç bir şey bilmiyormuş gibi amcasını aramaya başladı. Bulamayınca akşamki yere doğru gitti. Birkaç kişi amcasının başında toplanmıştı. Onlara: "Amcamı siz öldürdünüz" diyerek diyetini istedi. Ağlayıp, üstünü başını yırtmağa başladı. Sonunda durumu Hz. Musa'ya arz etti. Hz. Musa (a.s.) da onlara diyet vermelerini emretti. Onlar da "Ya Musa, Rabbine dua et, katili meydana çıkarsın. Aksi takdirde bizim için ayıp olacaktır." dediler. Musa da onlara bir inek kesmelerini, etini maktûle dokundurmalarını söyledi. Onlar da "böyle şey olur mu?" diye garipsediler. Hz. Musa'nın bu talebinden kurtulmak ve başlarından atmak için ineğin nasıl bir inek olduğunu sordular. Her seferinde Mûsa'ya karşılık vererek bunu yapmaktan kaçındılar. Çok uzun tereddütlerden sonra vasıfları surede belirtilen ineği bulup kestiler. Etinin bir kısmını maktûle dokundurunca maktûl dirilip kendisini yeğeninin öldürdüğünü söyledi ve tekrar düşüp öldü. Bunun üzerine katile miras vermediler, ondan sonra da bu hüküm devam etti. (Sâbunî, Safvetu't-Tefâsir, 1/76). Aynı konu Kitab-ı Mukaddes'de de geçmektedir (Â'dâd, 7, 63-68; Tesniye, 21, 1-9).
|