Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: 56'Vakıa Suresi' (96 Ayet)  (Okunma Sayısı 779 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yakup
Admin
Hep Burda
*******

Karma: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7646



E-Posta
« : Şubat 28, 2010, 10:14:15 ÖS »

Rahman ve Rahim olan 'ın adıyla

Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman, (Vakıa Suresi, 1)

Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur. (Vakıa Suresi, 2)

O aşağılatıcı, yücelticidir. (Vakıa Suresi, 3)

Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı, (Vakıa Suresi, 4)

Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı, (Vakıa Suresi, 5)

Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu, (Vakıa Suresi, 6)

Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman; (Vakıa Suresi, 7)

İşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene". (Vakıa Suresi, Cool

"Ashab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme". (Vakıa Suresi, 9)

Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. (Vakıa Suresi, 10)

İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. (Vakıa Suresi, 11)

Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde; (Vakıa Suresi, 12)

Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden, (Vakıa Suresi, 13)

Birazı da sonrakilerden. (Vakıa Suresi, 14)

'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler. (Vakıa Suresi, 15)

Karşılıklı yaslanmışlardır. (Vakıa Suresi, 16)

Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır; (Vakıa Suresi, 17)

Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler, (Vakıa Suresi, 18)

Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (Vakıa Suresi, 19)

Arzulayıp-seçecekleri meyveler, (Vakıa Suresi, 20)

Canlarının çektiği kuş eti. (Vakıa Suresi, 21)

Ve iri gözlü huriler, (Vakıa Suresi, 22)

Sanki saklı inciler gibi; (Vakıa Suresi, 23)

Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur); (Vakıa Suresi, 24)

Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma. (Vakıa Suresi, 25)

Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam." (Vakıa Suresi, 26)

"Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin." (Vakıa Suresi, 27)

Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), (Vakıa Suresi, 28)

Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, (Vakıa Suresi, 29)

Yayılıp-uzanmış gölgeler, (Vakıa Suresi, 30)

Durmaksızın akan su(lar); (Vakıa Suresi, 31)

Ve (daha) birçok meyveler arasında, (Vakıa Suresi, 32)

Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). (Vakıa Suresi, 33)

Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (Vakıa Suresi, 34)

Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. (Vakıa Suresi, 35)

Onları hep bakireler olarak kıldık, (Vakıa Suresi, 36)

Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt, (Vakıa Suresi, 37)

"Ashab-ı Yemin" olanlar için. (Vakıa Suresi, 38)

(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden, (Vakıa Suresi, 39)

Birçoğu da sonrakilerdendir. (Vakıa Suresi, 40)

"Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal." (Vakıa Suresi, 41)

Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su, (Vakıa Suresi, 42)

Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. (Vakıa Suresi, 43)

Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim). (Vakıa Suresi, 44)

Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı. (Vakıa Suresi, 45)

Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı. (Vakıa Suresi, 46)

Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" (Vakıa Suresi, 47)

"Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?" (Vakıa Suresi, 48)

De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de." (Vakıa Suresi, 49)

"Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır." (Vakıa Suresi, 50)

Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar, (Vakıa Suresi, 51)

Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz. (Vakıa Suresi, 52)

Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız. (Vakıa Suresi, 53)

Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz. (Vakıa Suresi, 54)

Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz. (Vakıa Suresi, 55)

İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir. (Vakıa Suresi, 56)

Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? (Vakıa Suresi, 57)

Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? (Vakıa Suresi, 58)

Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 59)

Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir; (Vakıa Suresi, 60)

(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda. (Vakıa Suresi, 61)

Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 62)

Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? (Vakıa Suresi, 63)

Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 64)

Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız. (Vakıa Suresi, 65)

(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık." (Vakıa Suresi, 66)

"Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık." (Vakıa Suresi, 67)

Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? (Vakıa Suresi, 68)

Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 69)

Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 70)

Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? (Vakıa Suresi, 71)

Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 72)

Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık. (Vakıa Suresi, 73)

Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et. (Vakıa Suresi, 74)

Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim. (Vakıa Suresi, 75)

Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir. (Vakıa Suresi, 76)

Elbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir. (Vakıa Suresi, 77)

Saklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır. (Vakıa Suresi, 78)

Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz. (Vakıa Suresi, 79)

Alemlerin Rabbinden indirilmedir. (Vakıa Suresi, 80)

Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz? (Vakıa Suresi, 81)

Ve rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz? (Vakıa Suresi, 82)

Hele can boğaza gelip dayandığında, (Vakıa Suresi, 83)

Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz, (Vakıa Suresi, 84)

Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (Vakıa Suresi, 85)

İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz, (Vakıa Suresi, 86)

Eğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize. (Vakıa Suresi, 87)

Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise, (Vakıa Suresi, 88)

Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur). (Vakıa Suresi, 89)

Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den ise, (Vakıa Suresi, 90)

Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana. (Vakıa Suresi, 91)

Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise, (Vakıa Suresi, 92)

Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır. (Vakıa Suresi, 93)

Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da. (Vakıa Suresi, 94)

Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin). (Vakıa Suresi, 95)

Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et. (Vakıa Suresi, 96)
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: